Mahir ODABAŞI

Her arkadaş dost mu?

Mahir ODABAŞI

İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar başka insanlarla iletişim hâlindedir. Bu iletişim, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ailede başlar; okul, askerlik, iş hayatı ve emeklilik dönemleriyle birlikte çevreye doğru dalga dalga genişler. Bu büyük daireye her gün yeni insanlar eklenirken bazıları da zamanla bu çemberin dışına çıkar. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler ise kimi zaman dostluğa dönüşür.

Ancak her arkadaş dost değildir. Arkadaşlık ile dostluk arasında, her zaman görünmese de çoğu zaman belirgin bir kırmızıçizgi vardır. Arkadaşlık genellikle okul sıralarında, askerlik yıllarında veya çalışma hayatında kurulan daha yüzeysel ilişkilerden doğar. Karşılaşıldığında selam verilir, hâl hatır sorulur, bir bardak çay eşliğinde gündelik konular konuşulur.

Her arkadaş dost mu?

Dostluk ise bambaşka bir şeydir. Dost; kalabalıklar arasından süzülüp yanınızda kalandır. Sevincinizle sevinen, üzüntünüzle üzülen, menfaat hesabı yapmadan seven kişidir. Makam ve mevki uğruna sizi bir çırpıda satmayan, sözlerinize binlerce anlam yüklemeyen, gizliden gizliye ayağınızı kaydırmaya çalışmayan kişidir. Gerektiğinde “Kadim dostumu incitmektense bütün dünyalıkları elimin tersiyle iterim.” diyebilecek kadar vefalı, erdemli ve kadirşinastır. Dost, yalnızca bu dünyadaki mutluluğunuzu değil, ebedî hayatınızı da düşünebilendir.

İnsanın çevresindeki kişilerin dost mu yoksa yalnızca arkadaş mı olduğunu atasözlerimiz ve türkülerimiz ne güzel anlatır:

“Dostun attığı taş baş yarmaz.”
“Dost kara günde belli olur.”
“Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur.”
“İyi günün dostu çoktur, kötü günde hani?”

Çünkü dostluk, birkaç haftada ya da birkaç ayda kazanılabilecek bir değer değildir; yılların birikimi, sınanmış zamanların eseridir. Dostluk, sıradan arkadaşlıklar gibi telefon numarası kaybolunca unutulmaz. Ev değişince, mahalle değişince, iş değişince, makam ve mevki değişince sona ermez. Görevdeyken yakın, emekli olunca uzak olmaz. Dostluk ömürlüktür. Hatta bazen babadan oğula, anneden kıza geçen bir miras gibidir.

Ne var ki günümüzde çocuklarımız, anne ve babalarının dostlarını bile tanımıyor; çoğu zaman tanıma ihtiyacı da hissetmiyor. Oysa gerçek dost, dostunun başına bir sıkıntı geldiğinde “Bana zararı dokunur mu?” diye düşünerek kırk metre uzaktan kaçan kişi değildir. İmkânları ölçüsünde maddî ve manevî destek veren, omuz olan kişidir. Dostuna dair en mahrem sırları öğrendiğinde onları ifşa etmez; sırrını kalbine gömer, mezara kadar taşır.

Dostluk, günlük hayatın en küçük ayrıntılarında bile kendini gösterir. Aynı odada çalışan bir kişinin yokluğunda gelen ziyaretçi, “Yanınızdaki arkadaşınızla görüşecektim.” dediğinde, gerçek dost hemen karalama yoluna gitmez. “Bilmiyorum, zaten yerinde pek durmaz.” demek yerine, “Eğer yardımcı olabileceğim bir konuysa ben yardımcı olayım.” diyerek dostunun yokluğunu hissettirmez.

Bir bilgeye, “Dost kimdir?” diye sormuşlar. Şöyle cevap vermiş:

“Sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini paylaşabildiğin; desteğini verdiğin, hâlini sorduğun, yüreğini gönderdiğin, onun gibi ağlayıp onun gibi hissedebildiğin kişidir dost.”

Sonra da şu anlamlı sözü eklemiş:

“Dost dediğin, tek bir ruhun iki ayrı bedende hayat bulmasıdır.”

Netice olarak; gecenin üçünde özel bir sıkıntınız olduğunda hiç tereddüt etmeden arayabileceğiniz, kapısını çalabileceğiniz, derdinizi paylaşabileceğiniz akrabalarınız dışında dostlarınız var mı?

Bu soruya cevabınız “Evet” ise gerçekten şanslısınız demektir. O dostlarınızı sakın kaybetmeyin. Çünkü dostluk, hayatın en kıymetli hazinelerinden biridir. Kalabalıklar içinde yalnız yaşamamanın en güzel yoludur.

Unutmayalım:

Her dost arkadaştır; fakat her arkadaş dost değildir.

Yazarın Diğer Yazıları