Dyt. Güner ERBAY

Küresel dünya düzeni

Dyt. Güner ERBAY

DÜNYA nereye koşuyor? Ülkemizde çok elem verici bir olay yaşandı. Bir öğrenci, okulundaki diğer öğrencileri ve bir öğretmeni katletti! Üstünde yaşadığımız dünya son yıllarda hızla küreselleşti ve küreselleşmeye devam ediyor.

Küreselleşme öylesine hızlı bir şekilde oluştu ve ilerledi ki insanoğlu gafil avlandı. Gafil avlanmak, bizlerin biraz da doğasında olan bir şey sanki! Doğamızda olan bu şeyi bilip kullananlar, her yeni günde hedefledikleri emellerinin birisine daha ulaşıyor.

Günlük gailelerimizin arasında bazı şeyleri teoride idrak etsek bile pratikte gerekli önlemleri alamıyoruz. Birkaç gün sonra 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacağız. Atatürk ülke savunmasında “istikbal göklerdedir” dediği gibi, kurduğu cumhuriyetin istikbalini de çocuklara ve gençlere emanet etmiştir. Bu emanetin yazılı genelgesini de bizlere bırakmış, gençliğe hitabesini kayıt altına almıştır.

Bizler okul yıllarımızda bu hitabeyi ezberlemiştik. Her Türk evladının bu hitabeyi ezberlemesi vatan ve milletimizin bütünlüğünü koruyabilmek için olduğu kadar, kendi bireysel bütünlüğünü koruması için de gereklidir. Gereklidir çünkü varlığın kuralları değişmez. Varlığın kuralları doğanın kurallarıdır, biz insanların uydurduğu kurallar gibi değildir. Onlar, mutlaktır!

Doğa kanunlarında büyük balık küçük balığı yutar ve balıklar da baştan kokar! Doğada en geçerli olan kurallardan birisi de doğal seleksiyondur. Doğal seleksiyon da yukarıdaki ata sözlerimizin hükmündedir. Öyleyse bir balık olarak hayatta kalabilmek için, büyük balık olma zorunluluğu vardır diyebiliriz. Ayrıca varlığın selameti için, başı çürütmemek ve kokutmamak da gerekir. Yaşanan her olaydan kendimize bir ders çıkarmak ve önlemleri alabilmek makro ve mikro ölçekte varlığın devamlılığında önemli yer tutar.

Bugüne değin, birkaç gün önce yaşadığımız elim olayın benzerlerini, hep Amerika'da vuku bulan olaylar olarak görmüştük. Ülkemizde benzer bir olayın vuku bulması hepimizi abandone etti! Bizim ülkemizde olmaz sandık! Komşuda pişer bize de düşer demedik fakat demeliydik!

Küresel düzende, dünya ülkelerinin her türlü kültürleri yok edilerek, insanların yalnızlaştırılması, boşu boşuna hedef alınmıyor! Yalnızlaştırılmayı bireysel kimlik adı altında, birey olmak yaldızlı paketiyle, önümüze koyan sistemin hedefi tam da bugün olanlardır.

İnsan sosyal bir varlıktır ve sosyal hayatın içinde benliğine, benine öncelik tanır. İnsanın sosyal bir varlık olması insanın en temel özelliği olduğu gibi, varlığı için de bir gerekliliktir. Benlik her zaman kendini önde tutar. Varlığının devamlılığı için tutmak da zorundadır. İnsan sosyal bir ortam içinde kendini tanıyıp, anlamlaştırır ve kendine bir değer biçer. Biçtiği değer, o sosyal ortamın içinde ne kadar kabul görürse o oranda kendi değerine inanır. İnandığı oranda da mutlu ve huzurlu olur.

Sosyal hayatı aktif olan insanların daha mutlu ve huzurlu olduğunu hepimiz biliriz. Söz konusu sahsın ise sosyal olamadığını öğreniyoruz. Günümüzde sosyal hayata ulaşmak gittikçe zorlaşıyor. İnsan ilişkilerimiz minimuma indi, indirildi. Oysa ki insana en çok lazım olan şey yine insandır! Neden böyledir? İnsan neden sosyal bir varlıktır? Sosyal bir varlık olması insana ne sağlar?

İnsanın sosyal olmasının temelinde konuşma yetisi yatar. Yalnız kalıp konuşmadığımızda, bu süre belli bir zamanı aştığında, giderek gerçeklik duygumuzu yitiririz. Kendi sesimizi ve sözcüklerimizi işitmek ve bunların yankısını başka birinden, karşımızdaki insandan duymak, gerçeklik duygumuzu kuvvetlendirir. Aksi durumlarda; yalnızlık ve yalıtılmışlık süremiz uzadıkça, rüyadaymışçasına bir his kaplar benliğimizi. Bu durumdaysak eğer, bu derecede yalıtılmış isek, yapabileceğimiz en iyi şey kendi sesimizi dinlemektir!

İnsanın algıları çalıştığı oranda mutlu ve huzurludur. İnsan beyni gerçeklik duygusunu sürdürebilmek için sürekli olarak duyu organlarından gelen girdilerle beslenmek durumundadır. İşte sosyal hayat bize beş duyu organımızı en üst düzeyde kullanma imkanı verir. Beş duyu organının en üst seviyede çalışması, sosyal hayatla mümkün olduğu için, insan sosyal bir canlıdır. Duyu organlarını kullanmak o derece önemlidir ki, dokunularak sevilmeyen çocuklar, sırf temas hissini duyumsayabilmek için, çeşitli yaramazlıklarla kendilerinin dövülmesini sağlayabiliyorlar!

Daha önce de yazdığım gibi çocuk oyunları hızla yazı altına alınmalıdır. Okullarımızın hepsinin büyük bahçeleri bulunmalı ve çocukların buralarda çocuk oyunlarını oynamaları sağlanmalıdır. Tatil dönemlerinde de bu bahçeler çocukların kullanımında olmalı ve güvenlikleri de sağlanmalıdır. Çocuklarımızı sanal bilgisayar oyunlarına terk etmemeli, onların gerçeklik duygusunu kaybetmelerine fırsat tanımamalıyız. Tüm bunları yapabilecek imkanlarımızın olduğu aşikardır.

Beden eğitimi öğretmenlerimiz çocuk oyunlarıyla ilgili yön gösterici olarak konumlandırılabilir. Üniversitelerimizin çocuk gelişimi bölümleri Anadolu'da oynanan oyunları derleyip, hızlı bir şekilde kayıt altına alabilir. Kayıt altına alınan oyunlar okullarda öğretmenler eşliğinde ÇOCUKLARIN kullanımına sunulabilir. Tatil günlerinde de çocuklar okul bahçelerinde oynamaya devam ettirilebilir.

23 Nisan kutlamaları bir şenlik olarak elbette ki önemlidir fakat gerçek kutlama çocuklarımızı sağlıklı insanlar olarak topluma kazandırmaktır. Bu amaç doğrultusunda yapılması gerekenleri yapmazsak kim bilir daha nelerle karşı karşıya geleceğiz! Çocuk yetiştirmede aile birinci derecede sorumlu ve yetkilidir fakat ailenin bazı falsolarını yok edebilmekte de sosyal hayat önemli rol oynar. Bu önemli rolü yerine getireni ihmal etmemeliyiz!!!

İnsanın hayatla baş edebilmesini diğer canlılara göre üstün yeteneklerinin olması ve sosyal hayatının olması sağlar. Bir elin nesi var iki elin sesi var, bu nedenle söylenmiş güzel bir atasözümüzdür. İnsan, tek başına üstesinden gelemedikleri ile diğer insanların yardımını sağlayarak baş edebilmiştir. Bunun bilinci ile imece denilen bir uygulamayı devreye sokarak ayakta kalabilmiştir. Sosyal hayatı kuvvetlendirecek yollar ve yöntemler bulmak insan için bir lüks değil, varlığının devamlılığı için bir zorunluluktur. Bu zorunluluğu yerine getirebilmek ise kültürümüze sahip çıkmakla mümkün olur.

O halde kültür ne demektir ilk önce onu bilmemiz gerekir. Kültür; bir milletin dilini, dinini, folklorünü, adetlerini, gelenek ve göreneklerini aynı zamanda hukukunu iktisadını içine alan değerler sistemidir. Bu tanımı bize ezberlettiği ve her sınavda ilk soru olarak sorup unutmamamızı sağladığı için, lisedeki tarih öğretmenim Bayram Bey'e  teşekkür ediyor, sevgiyle hepinize iyi günler diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları