Bizim öğrencilik yıllarımızda okullarımızda zaman zaman eşofman, kitap, tebeşir ya da spor faaliyetleri gibi farklı adlar altında paralar toplanırdı. Bu paraları sınıf başkanı toplar ve öğretmene teslim ederdi. Ancak bu görev sanıldığı kadar kolay olmazdı. Çünkü her sınıfta maddî imkânları yeterli olmayan arkadaşlarımız bulunurdu. Sınıf başkanın da parayı tamamlayabilmek için adeta canı çıkardı.
Yıllar önce Çorum merkezde bir okulda öğrencilere eşofman yaptırılmıştı. Eşofmanlar dağıtılırken öğrenci başına 25 lira ücret isteniyordu. Parayı veren eşofmanını alıyordu.
Sıra bir öğrenciye geldiğinde o, eşofmanı almak istemedi. Teneffüste öğretmeninin yanına giderek mahcup bir sesle:
“Hocam, şu an durumumuz pek müsait değil. Ben alamayacağım.” dedi.
Öğretmen öğrencinin yüzüne baktı. O mahcubiyeti anlamıştı. Yumuşak bir sesle:
“Al oğlum, sen de al. Hallederiz.” diyerek ona da bir eşofman verdi.
Aradan yaklaşık iki ay geçti. Bir gün aynı öğrenci öğretmeninin yanına geldi. Elinde katlanmış bir para vardı. Öğretmenine uzattı.
Öğretmen şaşkınlıkla sordu:
“Evladım, hani durumunuz müsait değildi?”
Çocuk başını hafifçe eğerek şu cevabı verdi:
“Öğretmenim… O zaman müsait değildik. Ama şimdi müsaitiz. Sizin iyi niyetinizi suiistimal etmek istemedim. Onun için getirdim.”
O küçük çocuğun sözleri aslında büyük bir karakterin ifadesiydi. Çünkü insanı değerli yapan şey cebindeki para değil, kalbindeki ahlâktır.
Belki o gün öğretmen bir eşofman vermişti; ama farkında olmadan çok daha değerli bir şey kazandırmıştı: dürüstlüğü.
Ve o çocuk da bize şunu hatırlatmıştı:
Bazı insanlar fakir olabilir…
Ama karakterleri her zaman zengindir.