Mahir ODABAŞI

Evlatları üzmeyiniz

Mahir ODABAŞI

Evlatlardan Dinlediklerimden Özet:

“Hocam, üç kız bir oğlan, dört kardeşiz. Annemle altlı üstlü oturuyoruz. Otuz yıldır anneme, babama hizmet ediyorum. Karşılarında kırıcı bir cümle kullanmadım. Onların yüzünden çoğu zaman eşimin, çocuklarımın bile hakkına girdim; şimdi telafisi yok. Rahmetli babamın sigortasını amelelik paramla ödeyip emekli yaptım. Babam rahatsızlandı, hastanelerde koşturdum, kimse beş kuruş yardım etmedi. Babam vefat etti, şimdi annem maaşını alıyor. Maaşı yaklaşınca kızları eve doluyor, o da onlara aktarıyor. Bizim çocuklar okuyor, ellerine beş kuruş vermiyor. Allah razı olsun hanım, yukarıda ne yemek pişirirse bir tabak anneme veriyor ama buna rağmen yaranamıyor. Eşime yapmadığı hakaret kalmıyor, sağa sola karalıyor. Benim de dayanma gücüm bir yere kadar. Annemin yaşının yarısı kadar yaşım var, ondan çok ilaç kullanıyorum. ‘Anne yapma, etme, sadece bir Allah razı olsun deyiver.’ diye kırk defa desem de, bu sefer basıyor bedduayı… Vallahi bıktım.”

*

“Hocam, … yanında olanın kıymeti olmuyor. Bir kız, iki oğlan üç kardeşiz. Oğlanlar uzakta memur. Ben ilçede anneme komşuyum; 7/24 gözüm üzerinde. Allah razı olsun, eşim de sıkıntı yapmıyor. Hatta ‘Annene hizmet ediyorsan, kendine ediyorsun; yarın bizimkiler de bize eder.’ diyor. Oğlanlar bayramdan bayrama geliyor, iki gece zor yatıyor. ‘Anne, yapacağımız bir şey var mı?’ diyor –o da ‘yok’ diyor– ve gidiyor. Onları bizden çok seviyor. Sürekli onları övüyor. Bizim yaptıklarımızın kıymeti yok.

‘Benden yemezseniz, bir bardak su vermezsiniz.’ diyor. Hâlbuki bilmiyor ki, uzaktaki evlatları kış güneşi gibi ısıtmadan kayboluyor. Biz ise burada yaz güneşi gibiyiz. Ama gel de anlat…”

*

“Hocam, benim eşime bir defa kinlendi, ömür billah sürdürüyor. Kız kardeşlerim bana dargın. Hâlbuki annemle babamla yıllardır ben ilgileniyorum. Vallahi malında da gözüm yok. Benim istediğim sadece son demde dualarını almak. Ama hınzır kız kardeşlerim –eşimle araları yok– sürekli kafalarını karıştırıyorlar. Onlar da ‘Kızlar gelmek istiyor ama senin karın yüzünden gelemiyorlar.’ diye bize kök söktürüyorlar. Hâlbuki hanımın bir şey dediği yok… Artık bıktım. Kim bakarsa baksın. Benim de kırk tane derdim var ama kimseye anlatamıyorum…”

*

“Hocam, babam o kadar değil de annem çok huysuz. O kadar üzerlerine düşüyoruz, memnun edemiyoruz. Haftada bir hatunu alıp genel temizliği için evlerine gidiyoruz. Bizi kapıda on dakika bekletiyor. Allah’a şükür maddi hiçbir sıkıntıları yok. Ama gel gör ki, artık gelininden neyi nereye saklarsa! Hâlbuki ben sarrafım, altına mı ihtiyacımız var? O yüzden kendi evlatlarıma şimdiden vasiyet ediyorum: Yarın ben de huysuzlaşırsam, hakkımı şimdiden helal ediyorum. Beni huzurevine verin. Sakın acımayın. Belki o zaman aklı melekelerim azalır, beddua edersem kale almayın…”

Vicdan Azabı

“İnsanın eşref saati, eşek saati vardır.” sırrınca; elinden geleni yapmaya çalışıp ama bir türlü memnun edilemeyen yaşlılara o anki sinirle –neticede insanız– ağızdan kötü bir kelam çıkabilir.

Bazen evladın da istemesine rağmen, “Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal” misali, elinden gelemeyen durumlar olabilir. Samimi evlat en kısa sürede telafi etmeye çalışır. Hatta telafi edemeden rahmetli olmuşlarsa, ömür boyu vicdan azabı çeker: “Keşke o söz ağzımdan çıkmasaydı.” veya “İstediklerini alsaydım.” der ama nafile… Geçmiş bir kere geçmiştir.

Özetle:

Kıymetli evlatlar; yaşlılarımızı idare etmek gerçekten zordur. Bunu kabul etmekten başka çaremiz yok. Tek sığınılacak liman, samimiysek kendi vicdanımızdır. Olabildiği kadar –kendimizi de bitirmeden– sabırla dua alabilmektir. Diğer taraftan bizlerin şikâyet ettiği hususları önceden veya yaşlanınca evlatlarımıza yaşatmamak, en azından gelecek nesilleri kurtarmaktır. Başka bir ifadeyle: Gençlikte krediyi bitirmeyelim ki, yaşlılığımızda rahat kullanabilelim.

Eli öpülesi yaşlılarımız; sizler de lütfen evlatlarınıza dünyayı zindan etmeyiniz. Hele hele bedduayı silah olarak kullanarak, ömür boyu vicdan azabı çektirmeyiniz. Onların da ayrı bir ailesi olduğunu, paranın her şeyi çözmediğini unutmayınız. Artık zaman eski zaman değil; eli dili oklavalı kaynana, kayınpeder devri geçti. Samimi evlatların sizden istediği yalnızca bir dua, eşlerine karşı biraz anlayış, çocuklarınıza sevgi, tebessüm ve “Allah razı olsun, eline sağlık.” cümlesidir. Ve en önemlisi: Evlatlar arasında bariz adaletsizlik yapmayınız. Bu da çok zor olmasa gerek…

Ve kardeşler: En büyük görev kardeşlere düşmektedir. Yaşlılar ve eşler arasında adeta köprü vazifesi görürler. İstemezlerse köprünün gözlerini tıkar, küçük bir sel felaketinde köprüyü yıkarlar. İsterlerse o köprünün altından çok sular geçirirler.

Bir kere kardeş kardeş olduğu için değer görmelidir. Maddi hırs bu değerin önüne asla geçmemelidir. Yaşlılara –arada kırılmalar olsa da– kardeşler arasında birlik ve beraberliğin olduğu hissettirilmelidir. Kardeşler arasında dargınlık varsa, o yaşlının ne gözyaşı diner ne de çevresine huzur verir. Çünkü tüm yaşlılar evlatlarını beraber görmek ister. Göremezse, “Altta kalanın canı çıksın.” misali, suçu günahı eşlerine yüklerler. Dahası, ipler kopma noktasına gelir.

Ayrıca birine kızıp da “Anne, baba, evinize gelmek istiyoruz ama şunun yüzünden gelemiyoruz.” demek, yaşlıyı üzen en büyük hatadır. Eğer yaşlılar ve onlara bakan kardeşler rahat etsin isteniyorsa, bu cümlelerden uzak durulmalıdır. İstenmiyorsa, sınır yok; her şey serbest(!)

Bu noktada son söz olarak:

Eğer yaşlımız bir kardeşimizin yanında mutluysa, yüzü gülüyorsa; uzaktaki diğer kardeşler için veli nimettir. Bu nimeti tepmemek için köstek değil, destek olmak gerekir. Şu fani dünyada, “Kardeş kardeşi bıçaklar, geri dönüp kucaklar.” misali, ölünce arkasından ağıt yakmak değil; yaşarken yüzüne bakmak gerekir.

Rabbim;

Evlatlara, aile büyüklerini ihmal etmemeyi; Yaşlılara, evlatlarını bir hiç uğruna üzmemeyi; Kardeşlere ve eşlerine de araya fitne fesat sokmadan birlik ve beraberliği korumayı nasip eylesin.

Yazarın Diğer Yazıları