Ülkemiz ne zaman dara düşse, ilk akla gelen sihirli sözcük 'Tasarruf' olur!
İyi güzel de, ihtiyaçtan fazla kazanınca tasarruf edilebilir. Şimdi ki yaşam şartları, bırakın tasarruf etmeyi, boğaz tokluğuna bile yeterli olmuyor!
Öncelikle tasarruf halktan istenir! Oysa ki; sistem onu bırakın tasarruf yapmayı, günlük enerjisini sağlayacak gıdalara erişimi bile engellemektedir!
Her zaman ve sadece halktan istenen tasarruf anlayışı olmuyor! 'Tasarruf Genelgesi' ile ısrar etmek ise gerçeklerden uzak kalmaktadır.
Öncelikle bu genelgeyi halka sunanlar aynaya baksınlar,- sonra da (var ise) utanmalıdırlar. Çünkü sadece makam araçları ve makam odası şatafatları ne kadar gösterişe meraklı olduğumuzu gösterdiği kadar, 'ALATURKA' bir yaşamın sonucudur.
Yokuş aşağı giden ama freni tutmayan kamyonun akibeti bilinir!
İşte toplum olarak da bu ahvallerdeyiz!
Bir ile bir Bakan gelir, onu korumak için onlarca araç, onlarca polis, onlarca trafik işkencesi ile birlikte gereksiz harcamalar yapılır.
Bu durumlar nedense 'Tasarruf' kapsamına girmez! Öyle ya; "İtibardan tasarruf olmaz" demişti bir devlet büyüğümüz!
Hem tasarrufu devlet olarak yapmayacaksın, hem de ek vergiler salacaksın. Millet nasıl olsa itiraz etmiyor. Her şey bir imzaya bakar!
Artık inandırıcılığını yitiren bir devlet, bir kenara az da olsa birikim yapacak imkanı olanları dahi tasarruftan uzaklaştırmaktadır.
Mesela bu ay sonuna kadar ödenmesi gereken taşıt vergisinin ilave olarak bir defaya mahsus da ödenmesi istenmiştir!
Ben ödemeyeceğim, ödemiyorum. Çünkü cebren alınan haksız bir vergidir.
Bir zamanlar birikime özendirmek için "Damlaya damlaya göl olur." sözü kullanılırdı. Şimdi ise göl olacak kadar birikim bulundurmak hayal.
Önce devlet başlasın ve halkı inandırsın 'Tasarruf' yaparak. Sonrası samimi ise gelir.
Yani; 'Ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider.'