Üç beş gün önce, TRT Belgeselde Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde bulunan bir porsuk ağacını seyrettim. Porsuk, iğneli yapraklı olması nedeniyle çamgiller ailesine mensup bir ağaç türü. Programda gösterilen ağaç, dört bin yıllık bir anıt ağaçtı. Karabük Zonguldak havzası ormanlarında, böyle anıt ağaçlara rastlamak mümkün! Yenice ormanlarında da anıt porsukların olduğu biliniyor fakat hiçbirinin hayatı bu denli gerilere uzanmıyor.
Dünyamızda bu yaşta olan ağaç sayısı beşmiş. Kocaman dünyada bir elin parmakları sayısınca! Dört bin yıl gibi bir ömrü sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek muhteşem bir ayrıcalık! İnsanın aklına, bu ağacın bebek olduğu, yani incecik bir fidan olduğu zamanlarda buralarda kimler yaşıyordu sorusu geliyor. Ben de merak edip Google'a sordum. Hititliler varmış, hemen öncesinde ise Hattiler! Yani bizim ağacın topraktan filizlendiği dönem, Hattilerin sonu Hititlerin başlangıcı gibi gözüküyor.
Hititliler, Hattiler derken aklıma İlber Hocamız geldi. Her fırsatta seyahat edip, dünyayı tanımamızı bize tavsiye eden sevgili hocamız! Kendisi dünyanın doğal coğrafi güzellikleri yanında, tarihsel mirası olan harabelerini, hala ayakta olan tarihi yapılarını görmemizin gerekliliğini her fırsatta dile getiriyor, bizi uyarıyordu.
Hocamız 4000 yaşındaki bu ağacı görmüş müydü bilmiyorum. Görmüş olduğunu tahmin ediyorum. Onun yoğun bakımda olduğunu ve entübe edildiğini duyduğumuz ilk andan itibaren, yüreğimiz ağzımızda, daha iyi olduğu haberini sabırsızlıkla bekledik! Yüreğimiz ağzımızda bekledik çünkü eşsiz tarihi bilgisini, hayatı nasıl yaşamamız gerektiği konusu ile harmanlamış, çok değerli, çok kıymetli ve çok sevdiğimiz bir entelektüelimizi kaybetmek istemiyorduk. O dürüstlüğü ve bilgisi ile bizlere güven veren bir insandı. Milyonlarca insanın gönlüne girmiş, kendisini sevdirmiş güzel bir insan! Kendisini gerçekleştirmeyi başarmış birisi!
Cemal Süreya bir şiirinde her ölüm erken ölümdür diyor. Evet, ölen seviliyorsa seven için böyledir gerçekten. Bu sebeple, İlber Hocamız bundan çok çok yıllar sonra da gitseydi, bu gidiş yine erken olacaktı çünkü o bizim kalbimize girmişti. Ömür denilen şeyi yıllarla ölçüyoruz ama asıl ölçü yıllar değil elbette. Esas ölçü ömrümüze neleri sığdırdığımızdır. Onun içinde bir çok başarı hikayesi yer almalıdır. Yer almalıdır çünkü iradeli bir canlı olarak gitmeden önce hayata pozitif bir katkı yaparak gitmek gereklidir.
Başarılar yaşamı nasıl ciddiye aldığımızı, nasıl mücadele ettiğimizi, gayretimizi, onu boşa harcamadığımızı, elimizden geleni yaptığımızı gösteren göstergelerdir. Bu başarıların içinde insanın en çok arzu ettiği ise sevgiyi başarmaktır elbette. Sevgiyi bulmak ve elinde tutabilmek de bir başarıdır. Sevgiyi bulabildik mi, ona sahip olabildik mi, sevgi dolu bir insan haline gelebildik mi? Gelebildiysek eğer giderken gözlerimiz açık gitmeyiz. Bu hayattan almamız gerekeni almış, vermemiz gerekeni de vermişizdir. Bilançoyu kapatmışızdır. Gelemediysek, ne yapmış olursak olalım, hayatımızın içine hangi başarıları dizersek dizelim giderken gözlerimiz açıktır. Sevgiyi alabilmek verebilmekle gerçekleşir.
Değerli Hocamız bize verdikleriyle Türk milletinin sevgisine mahzar olmuş birisidir. Sevgi bu dünyada, bu yaşamda deneyimlenen bir duygudur çünkü sevgiyi deneyimlemek beden gerektirir! Beden öldükten sonra ruh kendi kendine sevgiyi deneyimleyemez!
Ömür bir zaman süresidir. Fizik kanunları zaman izafidir der. Zaman izafi ise ömür de izafi olur. Kitabımız Kuran bize her şeyin altı günde yaratıldığını ve altı günlük bu sürenin bizim bildiğimiz altı gün olmadığını söyler! Zaman yer çekimine göre değişir. Her cismin bir çekim kuvveti vardır. Yer çekimine kütle etki eder. Kütleye ise atom ağırlığı! Bu durum cansız varlıklar olarak adlandırdıklarımız için böyle! Canlı varlıklar için nasıl acaba?
Kuşkusuz canlılar için de zaman yine izafi! Bu izafiyete canlıların kütlesi ne kadar etki eder bilmiyorum fakat duygularımızın etki ettiğini biliyorum! İnsanın pek çok duygusu var kuşkusuz fakat bütün duyguların geldiği son nokta mutluluk ve mutsuzluk olsa gerek. Bu iki duygunun şiddeti zamanı canlılarda belirler. Çok çok mutlu olduğunuz bir zaman dilimi oldukça kısa bir zaman yaşanmış bile olsa çok daha uzunmuş gibi algılanabilir ve ömrümüzde de kendisine bu büyüklükte yer bulur. Aynı durum mutsuzluk için de geçerlidir. Bunlardan başka ölüme çok yaklaştığımız durumlarda da zaman farklı akmaya başlar. Böyle durumlarda zaman çok fazla genişler! Benim böyle bir deneyimim oldu. Zamanı bu genişlikte yaşadım!
Yıllar önceydi, kızımın çok hasta olduğu bebeklik zamanlarıydı. Onu kaybetme tehlikesi bende bir çok alerjik reaksiyona sebep oluyordu. Daha önce alerji yapmayan bir çok şey o dönem beni şoka sokar oldu. Önceleri antibiyotiklerde yaşadığım anaflaktik şoklar ilerleyerek baharatlara ve kokulara sirayet etti. Zamanın genişlediği o gün, içtiğim bir yudum kekik çayı daha özefagustan mideye inmeden şoku başlattı. Arabaya atlayıp hastaneye giderken arabanın yavaşlığına sinir oluyordum. Oysa söylendiğine göre son gaz gidiyorduk! Son gazda giderken nasıl bu kadar yavaş olabiliyorduk?... Olabiliyorduk.... Çünkü zaman bana o sırada çok yavaş akıyordu. Algımda zamanın akışı yavaş olunca arabanın hızı da ona paralel olarak yavaşlıyordu!
Zamanı canlılarda farklı akıtan bir başka şey de metabolizma hızı imiş. Metabolizması hızlı olan canlıların zamanı algılayışları çok yavaşmış. Sanırım buradaki durum da aynı benim deneyimim gibi. Bu nedenle, metabolizması hızlı olan kelebek gibi kısa ömürlü canlılar, zamanı çok daha yavaş akıyor algıladıkları için, ömür sürelerini çok daha uzun yaşama imkanını elde ediyorlarmış. Tersi de mümkünmüş. Sonuç itibarıyla kelebeklerin kısa ömürleri ile kaplumbağaların uzun ömürleri böylece algıda eşitlenebiliyormuş.
İnsanın metabolizma hızı insandan insana değişebiliyor. Hızlı metabolizması olanlar bu durumda daha şanslı, yavaş olanlar ise şanssız diyebilir miyiz? Sanırım diyemeyiz çünkü görünen o ki algıdaki bu farklılık ömür süreleri ile dengelenmiş. Kelebek gibi metabolizması hızlı olanlar en fazla bir ay yaşarken kaplumbağa gibi yavaş olanlar yüz elli yıl yaşayabiliyor. Metabolizmamız hangi grupta olursa olsun kendimizi bir üst basamağa taşıyabilmemiz mümkün müdür dediğimizde ilk anda, aklımıza hemen spor geliyor. Biliyoruz ki spor faaliyetleri metabolizma hızımızı etkiliyor. Kas yapmak metabolizmayı hızlandırıyor fakat bu hızlanış zaman algısında değişiklik yaratacak düzeye gelebiliyor mu acaba? Burada bir eşik düzey var mıdır, yoksa metabolizmadaki artışa paralel düzeyde algıda da bir değişme söz konusu mudur? Oluyorsa eğer metabolizma hızının artış oranına paralel bir ömür kısalması da söz konusu mudur? Gördüğünüz gibi işin içinden pek çıkılacak gibi değil. Bildiğimiz somut şey; spor faaliyetlerinin metabolizmayı hızlandırırken sağlığımızı da iyileştirdiği ve yaşam süremizi uzattığıdır!
Ağacımıza dönersek, porsuk ağacının neden bu kadar uzun ömürlü olduğunu bilim adamları araştırmış. Porsuk ağacı hayatını zora sokan durumlarda kendisini çok uzun dönemler boyunca uykuya alabiliyormuş. Uzun ömrünün sırrı işte bu uykudaymış. Uykuya aldığında metabolizması çok yavaşlıyor, böylelikle ömür süresi de uzuyormuş. Buradan, mümkün olabilecek en uzun ömür için uykumuza çok dikkat etmeliyiz sonucunu çıkarmamız gerekiyor mu sizce de?
Sonuç itibarıyla ne kadar yaşadığımızdan çok nasıl yaşadığımız önemli oluyor. Ömrümüzü boşa harcamadan dolu dolu yaşamak zamanı katlıyor. İlber Hocamız zamanı verimli kullanma konusu üstünde durur ve bizleri bu konuda uyarırdı. Elbette sınırlı olan bir ömür süresinde zamanın verimliliği hayat için püf noktası niteliğini taşıyor. Kendisini zamanını iyi kullanmış, iyi değerlendirmiş bir insan olarak bugün uğurluyoruz ve uğurlarken de biliyoruz ki o dünyamızdaki beş porsuk ağacından birisiydi. Onlar kadar ender rastlanan birisi! Yine çok ender olan bir başka insanın yanına defnedilecek olması bugün içimize su serpiyor. Kendi adıma konuşursam bundan sonraki her duamda yer alacak birisini uğurluyorum. Dürüst, çalışkan, sakin, iyi niyetli, sevecen, bilgili, zeki, cesur, sevimli güzel bir insana hoşçakal diyoruz. Mekanı cennet olsun, huzur içinde olsun.