<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Son Dakika 37 - Kastamonu Son Dakika - Kastamonu Haberleri</title>
      <link>https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Kastamonu haber portalı Son Dakika 37 ile, son dakika haberlerine, güncel köşe yazarlarına, galeri ve videolara hızlıca ulaşın.</description>
      <category>Newspaper - Röportaj</category>
      <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 20:05:37 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.sondakika37.com/rss/haberler/roportaj/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA['Özel bireylerin özel insanı']]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ozel-bireylerin-ozel-insani/46986/</link>
            <description><![CDATA[Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, hizmetleriyle Kastamonu'ya değer katmış Yusuf Öz ile söyleşi yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ozel-bireylerin-ozel-insani/46986/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 10:16:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, hizmetleriyle Kastamonu&#39;ya değer katmış Yusuf Öz ile söyleşi yaptı.</p><p>'Yaşama ve topluma değer katanlar her zaman için takdir edilmelidir. Bu şekilde sosyal, ekonomik, huzurlu yaşam imkanı toplumun mutluluğunu ve umudunu artırır.' diyen Emin Eğri şöyle devam etti:</p><p>'Bu yazımızda bahsettiğim değerleri toplumla en iyi şekilde paylaşan, 50 yıllık dostum, Sayın Yusuf Öz&#39;ü örnek çalışmalarından dolayı tanıtacağım. Bakalım ne hizmetlerle Kastamonu&#39;ya değer katmış.'</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Yusuf Öz, bilmeyenler için siz kendinizi nasıl anlatırsınız?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> 1952 Çatalzeytin doğumluyum. Küre madenlerinde 25 yıl çalıştım. Küre&#39;de ikamet ettim. Emekli olunca Kastamonu&#39;ya yerleştim. Alçı dekorasyon ve inşaat işlerine girdim. Bu arada 12 yıl önce de, herkesin de bildiği gibi <strong>&#39;Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi&#39;</strong>ni kurarak hizmet etmeye başladım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sizi bu görevleriniz haricinde sosyal hayatta, farklı alanlarda da görev aldığınızı biliyoruz. Siyaset, spor gibi. Spor alanına girişiniz nasıl oldu?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Malum, Küre&#39;nin gençlerinin spor yapacak imkanı pek yoktu. Biz o zaman arkadaşlarla bir araya geldik ve ne yapalım diye düşünmüştük. Küre&#39;nin güzel insanları ile lisenin salonunda bir toplantı yaptık. Rahmetli Belediye Başkanımız Ayhan Er de bize gönülden destek verdi. Hatta o toplantıda kulübün renklerinin ne olması gerektiği konuşulurken, hiç unutmam, oradaki perdenin rengi hoşumuza gitmişti. Arkadaşlar da beğenince &#39;Bordo Beyaz&#39; olarak kabul ettik. Perdenin bordo rengi ilgimizi çekmişti. Kulübümüzün adı &#39;KÜRE BAKIR SPOR&#39; olarak temelini atmış olduk. Burada ismini sayamayacağım veya sayarsam aklıma gelmeyene hata yapmış olurum diye söyleyemiyorum. O zamanın güzel insanları ile kulübü kurduk. Bu karardan sonra Recep Alpaslan arkadaşımızla İstanbul&#39;a giderek futbol kulübüne malzemeler aldık. Formasıydı, eşofmanıydı, ayakkabısıydı aldık ve o sene çok güzel bir takım çıkartmıştık. Yıl sanıyorum 1979 idi. O günden bugüne de bazen isimlerini değiştirmiş olmasına rağmen Küre Spor varlığını sürdürüyor. Şimdi faal olmasa da ileride yine faaliyete geçeceğini düşünüyorum. Küre&#39;de bir futbol sahası olmayışı, ligde Kürespor&#39;un olmayışı beni gerçekten üzüyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Yıllarca Küre&#39;ye bir futbol sahası ve kapalı spor salonu yapılamadı. Coğrafi yapı mı, bürokratik engellerle mi olmadı. Bunun nedeni hakkında neler dersiniz?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Bürokratik engellerden ziyade, bürokratik engeller aşılabilir ama o zamanki değerli dostlarımızın bu işe yeteri kadar ilgi göstermediklerinden diye tahmin ediyorum. Bugüne kadar yapılmayışı yanlış durum. Madeni işleten Cengiz grubuna söylense yapılabilir diye düşünüyorum. Ama buna samimiyetle eğilen insan gerekiyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Bu işlere eğilecek kişi yerel yönetimlerdir. Belediye Başkanı, Kaymakam gibi. Bunlardan da ilgi yok mu?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Evet, yerel yetkililerden ve bu ortamı kavrayamayan sivil toplum örgütlerinden  de kaynaklanıyor gibi geliyor bana.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Uzun yıllardır aynı zamanda siyasi hayatın içindesiniz. Şimdi siyasi durumunuz ne durumda?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Gençlik yılları dediğimiz 18 yaşından beri siyasetin içindeyim. Uzun süre sendikacılık yaptım Küre Madende. DSP&#39;nin kurucular kurulu üyesiydim. Aynı zamanda SHP&#39;nin Küre ilçe Başkanlığını yaptım. Sonrasında Kastamonu&#39;da CHP&#39;nin Başkan Yardımcılığı ve Merkez İlçe Başkanlığını yürüttüm.</p><p>Siyaset bana göre bir yaşam biçimi bir sanat gibi diyorum ama maalesef günümüzde sıkıntılı oldu, ben de uzun zamandan beri kendi işlerimden dolayı da siyasetten uzaklaştım. Bu arada servisçilerin de başkanlığını yaptım bir süre. Hakkaniyetle çalıştığıma ve oradaki insanlara adil bir şekilde hizmet ettiğimi düşünüyorum. Artık siyasetten uzak kalmaya çalışıyorum. Yaşımız da bir yere kadar geldi, gençler daha iyi yapar diye mesafeli davranıyorum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İnşaat sektörüne de girdiniz bir süre. Halen devam ediyor mu?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Kastamonu&#39;da <strong>&#39;Alçıpan&#39;</strong> yapımını biz getirdik, ASKAR yapı olarak. İki oğlum ve çalışanlarımızla çok güzel işler yaptığımıza inanıyorum. Bu arada 115 dairelik inşaat yaptık, sattık. Bugün de özel okulumuzda devam ediyoruz. İnşaat işlerini bırakmadık ama günümüz şartlarında sektörün durumu sıkıntıda. Bu nedenle beklemeye aldık kendimizi. Duruma göre hareket edeceğiz.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Şimdiki esas işiniz olan <strong>&#39;özel bireyler&#39;</strong> eğitimi konusuna gelirsek, insana dokunan bu hizmete nasıl ve neden başladınız?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Bir dostumun vasıtası ile bu hizmete 12 yıl önce girdim. Güzel işler yaptığımıza inanıyorum. Bunu açarsak; aldığımızda 30 kişinin altındaydı öğrencimiz, şimdi 300&#39;ün üzerinde. Bu da büyük başarıdır benim açımdan. 36 personelimizle, görme hariç diğer branşlarda öğretmenlerimizle hizmet ediyoruz. Öğrencinin raporuna göre, uzaklığına göre haftada bir veya birkaç kere gelen bireylerimiz var. Her ilçemizden gelenler var. Bu gelenlerin tüm masrafları taşıma dahil bize ait. Yalnız devlet taşıma işinde bizlere destek olması gerekiyor. Çünkü bu ciddi bir yük. Zaten devletin bu bireyler için yaptığı ödeme yeterli değil. Ekonomik şartlardan dolayı az olmasına rağmen biz bu kurumu açalı 12 yıldan beri çok büyük hizmetler yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Devlet, bakanlık bu özel bireyler için çok önem veriyor. Ciddi bir mesafe katedildi. Bu eğitime gönül veren herkesi ve değerli personelime de şükranlarımı sunmadan geçemem.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Özel bireylerin bu duruma düşmemesi için devlet daha önceden, yani doğum öncesi ve sonrasında bir tedbir alsa daha iyi olmaz mı, bu mümkün mü?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Bu olabilir diye düşünüyorum ama bu işin uzmanları daha iyi bilir. Günümüzde <strong>&#39;Otizm&#39;</strong> yüksek oranda artmaya başladı. Bu da beslenme ile alkalı diye düşünüyorum. Bu durumda birçok zorlukları ortaya çıkarıyor. Hem kişi için, hem ailesi için hem de ülke için büyük bir kayıp demektir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İşin başında, yani demin de dediğimiz gibi doğum öncesi/sonrası devlet olarak önlenmesi konusunda bir yasa çıksa ve önlem alınsa olabilir mi?</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Biz bu konuda herhangi bir şey söyleme durumunda değiliz. Tıp&#39;ın öyle bir imkanı varsa olmalı, araştırılmalı diye düşünüyorum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Başka eklemek isteyeceğiniz bir konu varsa onu alayım.</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Toplum olarak herkesin spor yapması sağlanmalıdır. Orta yaş üzeri insanların çoğunda, kalp, şeker, tansiyon, kolestrol sorunları var. En azından yürüyüşe teşvik edilmiş olsa hastanelerin bu kadar dolu olacağını düşünmüyorum. Bunlarla uğraşan hastanelerimizde hem maddi hem de yoğunluktan dolayı rahat çalışamıyorlar. Yaşam kalitemizi bilemiyoruz. Beslenme ve sağlıklı yaşam için herkesin nasıl bir &#39;Aile Hekimi&#39; var ise bunun için de bir &#39;Aile Koçu&#39; olabilir, olmalıdır da. Ülkemizde hareketsizlik ve kötü beslenmeden dolayı <strong>&#39;Obezite&#39;</strong> durumu artmaya devam etmektedir.</p><p>Malum, ilaçların çoğunu dışarıdan alıyoruz. Bu da ayrı bir maddi gider oluyor. Hem sağlıksız oluyorsun, hem de dışarı ilaç parası ödüyoruz devlet olarak.</p><p>Sağlıklı beslenme, yaşamanın ilk başlangıcı çocukluk ve gençlik dönemlerinde önemlidir. Bilhassa gençlerimizi bu dönemlerde kötü alışkanlıktan uzaklaştırmanın yollarını bulmalıyız. Son zamanların en kötüsü UYUŞTURUCU alışkanlığının yayılma eğiliminde olmasıdır. Bunun zararlarını izaha bile gerek yok. Bizim rutin toplantılarımızda özellikle öğretmenlerime şunu diyorum. Yakınlarınızda veya etrafınızda uyuşturucu kullanan varsa mutlaka gerekli duyarlılığı gösterin, kolluk güçlerimize bildirin, bu sayede gençlerimizi kurtarabiliriz diyorum. Bu arada uyuşturucu ile kahramanca mücadele eden şehidimiz Ahmet Şahan&#39;ı unutamayız. Mekanı cennet olsun. Çok iyi niyetle yaptığı uyuşturucu ile mücadelede hayatını kaybetti. Bu değerli şehidimizin anısına bu mücadeleye hepimiz katılmalıyız. Çok üzüldüm. Nurlar içinde yatsın. Polisimiz de, jandarmamız da bu konuda çok mücadele ediyor elbette ama bizim de duyarlı olmamız gerekmektedir. Geleceğimiz için çok önemli bir konudur.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Kastamonu için söyleyecekleriniz vardı, onu alayım.</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Kastamonu için diğer söyleyeceğim önemli konulardan biri de, ilçe yollarımızın yapılmasıdır. Halen sorunlar yıllardır devam etmektedir.</p><p>İlçelerimizden merkeze göç akın akın devam etmektedir. Neredeyse ilçelerimiz bitme noktasında. Bir kaç ilçe hariç. Sağlık konusu her geçen gün ağırlaşmaktadır. Kastamonu&#39;da hastane değil, hastanelerin olması lzım. Önemli bir coğrafya kavşağındayız.</p><p>Kastamonu&#39;nun yöneticileri, siyasileri, kamu görevlileri daha ileri gitmek için mücadele etmeliler. Kastamonu üniversite, sağlık merkezi, turizm alanlarında ilerlemelidir. En uzun sahil şeridine sahibiz ama bir faydası olmuyor. Bunları çözmemiz şart. Havaalanımızın olması büyük kazanç üstelik. İleriki yılları düşündüğümüzde Kırık Barajı&#39;nın bitirilmesi gerekiyor.</p><p>İlimizin en büyük ilçesi Tosya yolunun hali iç açıcı değil. Üzülerek söylüyorum ki, bu yol için verilen vaatlerin hiç biri gerçekleştirilemedi. Bir an önce bu yolun bitirilmesi, Kastamonu ve Tosya için çok önemlidir.</p><p>Diğer önemli gördüğüm konu da, Kastamonu&#39;nun markası olan KSK&#39;ya herkes karınca kararınca el uzatmalıdır. Spordan bahsetmiştik ama amatör sporlardan da özellikle bahsedeyim ki, herkese spor yaptırmak, her gence spor yaptırmak mecburiyetinde ve görevimiz olmalıdır.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Öz, açıklamalarınız için teşekkür ederim. Dilerim ki tavsiyeleriniz ve görüşleriniz karşılığını bulur.</p><p><strong>Yusuf Öz:</strong> Ben de çok teşekkür ederim. 50 yıllık dostluğumuzun ömür boyu olmasını dilerim. Bana bu fırsatı verdiğin için de ayrıca teşekkür ederim. Dostluklar bizim gibi herkesin de uzun sürmesini dilerim.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ozel-bireylerin-ozel-insani_1738739723_rWwkLO.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Özel bireylerin özel insanı' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ozel-bireylerin-ozel-insani_1738739723_rWwkLO.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kastamonu'da muhacir mahallesi var mı? İlk defa kayıt altına alındı! Canlı tarih]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kastamonu-da-muhacir-mahallesi-var-mi-ilk-defa-kayit-altina-alindi-canli-tarih/46979/</link>
            <description><![CDATA[Kastamonu'da uzun yıllar mali müşavirlik yapan muhacir Abdullah Hayaloğlu ile Şair-Yazar Turhan Yılmaz, muhacirler ve Kastamonu Hamidiye Mahallesi üzerine sohbet gerçekleştirdi.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kastamonu-da-muhacir-mahallesi-var-mi-ilk-defa-kayit-altina-alindi-canli-tarih/46979/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 01 Feb 2025 19:46:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kastamonu&#39;da yaşayan canlı tarih denilebilecek muhacir Abdullah Hayaloğlu ile Şair-Yazar Turhan Yılmaz, muhacirlerin Kastamonu&#39;ya gelişi, yaşayışları, Cumhuriyet öncesi dönemde varlıkları ve hangi mahallede yaşadıkları ile birçok tarihi olayın gün yüzüne çıkartıldığı sohbet gerçekleştirdi.</p><p>Kastamonu&#39;da muhacirlerle ilgili ilk defa kayıt altına alınan sohbette, muhacirlerin Kastamonu kültürüne kattığı değerler konuşuldu.</p><p>Kastamonu&#39;da halkın dilinde muhacir mahallesi olarak bilinen Hamidiye Mahallesi&#39;nin; Hamidiye, Abdülcabbar ve Kırkçeşme mahallelerinin birleşmesiyle Kırkçeşme Mahallesi adını aldığı belirtildi.</p><p>Sohbet, Turhan Yılmaz&#39;ın Kastamonu&#39;yu anlatan kısa bir şiiri ile sona erdi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kastamonu-da-muhacir-mahallesi_1738425990_MdA2Nn.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kastamonu'da muhacir mahallesi var mı? İlk defa kayıt altına alındı! Canlı tarih ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kastamonu-da-muhacir-mahallesi_1738425990_MdA2Nn.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[46 yıl muhtarlık yapmıştı! 10 yıl önce Kastamonu'yu anlattı]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/46-yil-muhtarlik-yapmisti-10-yil-once-kastamonu-yu-anlatti/46968/</link>
            <description><![CDATA[Kastamonu Yavuz Selim Mahallesi'nde 46 yıl muhtarlık yapan ve 2019 yılında rahmetli olan Tulumbacı, Kastamonu'yu anlattı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/46-yil-muhtarlik-yapmisti-10-yil-once-kastamonu-yu-anlatti/46968/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 25 Jan 2025 18:10:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kastamonu&#39;nun Yavuz Selim Mahallesi&#39;nde 46 yıl muhtarlık yapan Remzi Tulumbacı ile 10 yıl önce, Şair-Yazar Turhan Yılmaz ve aynı mahallede o dönem ilk muhtarlık görevine başlayan Mehmet Kalem 'Dünden bugüne Yavuz Selim Mahallesi ve Kastamonu' konulu bir röportaj gerçekleştirmişti.</p><p>1 Eylül 2019 yılında vefat eden Remzi Tulumbacı röportajında, Atatürk&#39;ün Kastamonu&#39;ya gelişini hatırladığını da belirterek sohbet tadında geçmişten günümüze bir ramazan akşamında Kastamonu nostaljisi yaşatmıştı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/46-yil-muhtarlik-yapmisti-10-y_1737817850_TLRK7g.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 46 yıl muhtarlık yapmıştı! 10 yıl önce Kastamonu'yu anlattı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/46-yil-muhtarlik-yapmisti-10-y_1737817850_TLRK7g.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşçı İhsan Usta'dayız…]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/asci-ihsan-usta-dayiz/46941/</link>
            <description><![CDATA[Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, Kastamonu'da lokanta sektöründe hizmet veren, herkesin mutlaka uğradığı Aşçı İhsan Usta ile söyleşi yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/asci-ihsan-usta-dayiz/46941/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 10:04:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, Kastamonu&#39;da lokanta sektöründe hizmet veren, herkesin mutlaka uğradığı AŞÇI İHSAN USTA ile röportaj yaptı.</p><p>Eğri, 'Günümüz ekonomik şartlarında dışarıda karın doyurmak gerçekten zorlaştı. Beslenmeden ziyade karın doyurmak zorunda kalındığından lokanta ve restoran fiyatları da ulaşılması zor yerler oldu. Tabi ki; fiyatların yüksek olması sadece satıcının tekelinde olmayıp, ürün girdilerinin de hızlı bir şekilde artmasından kaynaklanmaktadır.</p><p>Kastamonu&#39;da herkesin bildiği, orta ve alt gelir grubunun tercih ettiği &#39;Aşçı İhsan Usta&#39;nın yeri diğerlerine göre hem ucuz, hem de kaliteli olarak bilinmektedir. Acaba neden böyle diye işletme sahibinden soralım dedik. Hem kaliteli, hem de diğer yerlere göre hesaplı nasıl yemek yenir. Biz sorduk sahibi İhsan Usta cevap verdi. (Bu bir reklam değil, durum tespitidir.)</p><p>Bu nedenle Kastamonu&#39;da lokanta sektöründe hizmet veren, herkesin mutlaka uğradığı AŞÇI İHSAN USTA ile röportaj yaptık. Biz sorduk, o da samimiyetle cevap verdi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Aşçı İhsan Usta&#39;yı tanıyalım. Kimdir?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Aydın ili Söke ilçesi 1957 doğumlu, babadan, amcadan, dededen lokantacı. 1964 yılından itibaren sektörün içindeyim.</p><p>Kastamonu&#39;ya gelişim, manevi değerlerden dolayı, evladımı kaybettiğimden dolayı gezmeye geldim, Kastamonu&#39;yu çok sevdim, Kastamonu aşığı olarak bu memlekette kaldım. 18 yıldır buradayım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Piyasa fiyatlarına göre yemeklerinizin daha hesaplı olduğu söyleniyor. Geldiğiniz günden beri fiyat konusunda aynı şekilde mi uyguluyorsunuz?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Evet… İlk günden beri ucuz fiyat uyguluyorduk. Daha sonra Türk mutfağının &#39;en&#39;lerinden kebap türlerine kurum ve kuruluşlardan talep çok yüksekti. Dönem içerisinde bazı esnaf arkadaşların kimine göre farklı fiyat uyguladıklarını yaşadık. Bu da beni gerçekten rahatsız etmişti. Bu nedenle ben self servise geçtim. Bu sayede bazı giderlerimiz azaldı. Başta personel giderlerimiz. Bu sayede fiyatları düşük tutabiliyorduk. Bizim sektörde maliyet unsuru olan temel giderlerden, biri et, biri yakacak, biri çalışan personel üçlüsünden tasarrufu fiyatları ucuzlatarak talebi artırdık. Baktık talep çok, kr marjlarını % 10-15&#39;de tutarak sürümden kazanıyoruz. Kimseyi itham etmek istemem ama yüzde yüz krlarla lokanta, restoran işletenler var.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Fiyatların fazla olması kazanç hırsından mı oluyor, yoksa maliyet bunu mu gerektiriyor?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Tabi, hırsı olan da var, çok para kazanayım diyen de var, bu işi bilmeyen de var. Ben aile boyu bu işin içinde olan bir kişi olarak neyin nasıl olduğunu ve olması gerektiğini bilirim. Normal şartlarda bizim sektörde işi bilmek çok önemli. Kaliteden ödün vermeden daha düşük maliyet imkanı var. Ben de bunu uyguluyorum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Bilhassa &#39;ET&#39; konusunu özellikle soracağım. Son aylarda malum Tarım Bakanlığının denetimlerinde Türkiye&#39;de et diye neler yediğimizi günlerce haberlerde izledik. Sizde et konusu hassasiyeti nasıl?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Biz hayvanımızı kendimiz veteriner kontrolünde mezbahanede keseriz. Etteki hile kıymada olur, Kuşbaşı ette hile olmaz. Kıymada yüzde 90 hile yapanlar vardır. Kastamonu&#39;yu kastetmiyorum, Türkiye genelinde kıymaya, tavuk taşlığı, tavuk eti katarak hile yaparlar ve vatandaş haliyle bilemez. Soya denen bir olay var. Bunu kıymalarda kullanıyorlar ve hile yaptığı belli olmuyor. Çünkü tadı pek etkilenmez. Ucuz fiyata verilen tabldotlarda bunların olması muhtemeldir. Ya dediğim gibi kıyma kullanacaklar, ucuz yağ kullanacaklar ki maliyeti düşürecekler. Başka yolu yok bunun. Bu konuda halkımız bilinçli olması lzım. Etini güvendiği kasaptan, yemeğini güvendiği lokantadan yemelidir. Halkımız para veriyor, denetimini de yapmalı, gerekirse hesabını sormalıdır. Ben bunu isterim, denetleyen, soran müşterimden de memnun olurum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Lokantanızda yemek harici tatlı, salata komposta türü yiyecekler var. Bunları da siz mi yapıyorsunuz? Ayrıca bakliyat ve sebze türü alımlarda neye dikkat edersiniz?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Öncelikle şunu söyleyeyim. Bir realite var, ucuz emtia, ucuz bakliyat, ucuz yağ alınca maliyeti ucuz olur gibi bir anlayış yanlış. Bunu bir çok arkadaşımız bilmiyor. Bir örnek vereyim, bir kilo pirinçten 12 porsiyon pilav çıkarsa, ucuz aldığın pirinçten 9 porsiyon pilav çıkarırsın. İşte ucuz derken kaliteden ödün vermiş oluyorsun. İyi yağ ile ucuz yağ arasında ciddiye alınmayacak kadar cüzi bir fark olsa da iyi yağdan taviz verdiğine asla değmez. Tabi ki bunları yapan kalifiye elemanlar olmalıdır.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Yemek, pide, tatlı için ustalar gerekiyor. Bunları kim yapıyor?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Ustaların hepsini bizzat ben yetiştiriyorum. Bu konuda kalifiye ustaların çalışması çok önemlidir. Yıllardır çalıştığım ustalardır. Onlar en iyisini yapar, bu sayede kaliteli yiyeceklerimiz olur ve biz dediğimiz gibi %10 gibi kazançla çalışıyoruz. İşimin aşığıyım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Merkezde herkesin bildiği lokantanız varken, yakında Kuzeykent&#39;te de bir lokanta açacağınızı duyduk. Her ikisi de kaç kişi aynı anda yemek yiyebilir büyüklükte ve neden ayrıca Kuzeykent?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Merkezdeki aynı anda 400 kişiyi alabiliyor. Üst katı da var geniş. Kuzeykent&#39;teki de 800 kişilik olacak. Yakın zamanda, sanırım ocak ayı sonunda orayı da açacağız. Talep geldi Kuzeykent için de. Öğrencinin de yoğunlukta olduğu bir yer. Hem hesaplı, hem her kesime hitap edecek şekilde, daha nezih bir yer olsun istedik. Orada gece 02.00&#39;ye kadar açık olacak bir sistemle çalışacağız. Gece 10.00&#39;dan sonra &#39;ekmek arası&#39; döner, kavurma, kokoreç gibi ayaküstü yenilecek türden hitap edecek bir hizmet düşünüyoruz. Düşük kr marjı ile daha çok kişiye ve alabilmesine hitap etmek istiyoruz.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sosyal Sorumluluk Projenizin olduğunu duydum. Ne gibi sosyal faaliyetiniz var?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Bu konuda özellikle Kastamonuluların da duyarlı olmasını diliyorum. Biz bir yola çıktık. Şu an itibari ile günde maddi durumu iyi olmayan küçük öğrencilerimize 60-70 kişi oluyor çorba veriyoruz, bazen lahmacun veriyoruz, onları hem mutlu ediyor hem de karınlarının doyurulmasını sağlıyoruz. Bunun haricinde üniversitede okuyan öğrenciler var, onlara BURS vererek destek olmaya çalışıyoruz.</p><p>Kastamonu çok güzel bir yer. Defalarca söylüyorum, Türkiye&#39;de 10 tane Kastamonu yok, Kastamonuluların da memlekete sahip çıkmasını diliyorum.</p><p>Samimiyetimle söylüyorum, Kastamonu dışından gelen gruplar var. Fiyat bile sormuyorlar, hepsi memnun olarak ayrılıyor, tekrar geldiklerinde yine bize uğruyorlar. Bu aynı zamanda dışarıda Kastamonu&#39;nun tanıtımına, turizmine katkı sağlıyor. Bunlar da beni mutlu ediyor.</p><p>Çok önemli gördüğüm bir konudan bahsetmek istiyorum. Biz lokantacılar birlik olmalıyız. Dışarıdan gelenlere iyi ve kaliteli hizmet konusunda aynı olmalıyız. Eleman yetiştirmeliyiz ki, kalite hep üstün olsun. Biz insanları bulaşıkçı diye alıp ona yöresel yemek diye yemek yaptırmayalım. Yöresel yemek yapan ustalarımız olsun. Ayrıca bizim &#39;Askeriye&#39; var. Üç bin kişi. Aileleri ile bu on bin kişi demek. Bu da 10 bin turist demek. Fiyat olayında, kalite olayında, lezzet olayında bu on bin kişi memnun olurlarsa, gittiği yerlerde yüz bin kişiye hitap eder. Ayrıca yirmi bin öğrencimiz var, aileleri ile yüz bin kişi eder. Onlara evladımız gibi, yavrumuz gibi bakarsak Kastamonu kazanacaktır.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Devletin yetkili makamları gereken incelemeleri yapıyor mu?</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Bende isterim ki, sadece denetim ile kalmamalı, başarılı olan, iyi hizmet edenlere teşvik için en azından Belediyemiz, Valilik veya ilgili kurumlar basit bir şekilde ödüllendirse daha iyi olur diye düşünüyorum. Hizmet edene şevk verir, daha gayretli olmasına yol açar. Bu da benim düşüncem.</p><p>Ayrıca vatandaşların şunu iyi bilmesini istediğim için yazmanı rica ediyorum. Son zamanlarda bir <strong>&#39;KOLAJEN&#39;</strong> muhabbeti var! Bunun için gidiyorlar, eczaneden kapsüllerini istiyorlar veya getirtiyorlar. Onun yerine kasaptan kemik alıp kaynatınca suyunu yemeklerde kullanması en iyi ve doğal kolajendir. Biz bunu değerlendirdik. Zaten kestiğimiz hayvan var, onun kemiklerini akşamdan kazana koyuyoruz, sabaha kadar fırında kalıyor. Onun ilikleri, yağı kemik suyuna karıştığı için esas kolajenli su ille kemik suyu çorbasını yapıyoruz. Hem ucuz hem de çok faydalı bir çorba hazırlamış oluyoruz. Bunun emsali yok, bunu da insanlarımız bilsinler. Samimi söylüyorum, akşamları yattığımda hep düşünüyorum, insanlara nasıl daha ucuza ve kaliteden ödün vermeden nasıl faydamız olur diye kafa yorarım. Vatandaşımız etli ekmek yiyemiyorsa, patates ekmeği, yoğurt ekmeği gibi daha ucuza nasıl hizmet ederiz düşüncesindeyim.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sorularım haricinde söylemek istediğiniz varsa onu alayım.</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Fiyatlarda çok farklılıklar var Türkiye çapında. Eskiden belediyeler belirlerdi fiyatları, millet ne kadar olduğunu bilirdi. Şimdi geçen yıl çıkan yasa ile fiyatı herkesin göreceği şekilde ürünlerde belirlenmesi mecburiyeti geldi ama herkes kendi kafasına göre fiyat koyuyor, kimse de karışamıyor. Mesela bir pilav için 30 tl ile 80 tl yazan yer var. Bu aradaki uçuk fark olmamalı diye düşünüyorum. Ben kısa sürede zam yapmasını asla tasvip etmem. Son bir yıldır et ve yağ fiyatlarında fazla bir değişiklik olmadığı halde artışlar sık olmaktadır. Ben aldığım ürünlerde iki zam gördükten sonra bakarım, cüzi bir artış ancak yaparım. Ayrıca ustalarımıza da bir tavsiyem olacaktır. Ustalar yanlarında mutlaka geleceğin ustasını yetiştirmelidir, egoistlik yapmamalıdır. Böyle olmadığı için usta sayısı yeterli olmuyor. Ben şimdi 4 kadın usta yetişmesi için istihdam ettim. Ustaların yanında öğrenecek. Altı kişi daha sırada var. Bunlar yetişince hem bizlere hem kendilerine hem de başka lokantalardaki usta ihtiyacına cevap verebilecektir. Usta azlığı nedeniyle maaşları oldukça yüksek.. Dediğim gibi olursa hesaplı usta bulma imkanı doğar.</p><p>Benim çalışanlarımın hepsi asgari ücretten fazla alır. Yani fazla öderim. Onlar çalışıyor, hak ediyor ve asla haklarını zayi ettirmem. Bana kimse maaşımı artır diye gelmez. Onlar demeden zamanı gelince ben zaten artırırım. Anne babalara tavsiyem, yaz tatillerinde çocuklarımızı yapabileceği bir sektörde çırak olarak verelim, öğrensinler, meslek sahibi olsunlar. Kötü alışkanlıklardan, kahve köşelerinden çocuklarımızı kurtaralım ve geleceğe hazırlayalım.</p><p>Benim amacım bundan sonrasında ne kadar çok kazanırsam o kadar sosyal sorumluluk projelerimi uygularım. Başka da bir isteğim yok.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Kimileri sizinle röportajı farklı manaya çekeceklerdir. Farklı bir hizmet anlayışı olduğu için özellikle seçtim. Başka neden aranmamalıdır. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.</p><p><strong>Aşçı İhsan Usta:</strong> Ben de çok teşekkür ederim. Kastamonu&#39;yu çok seviyorum, ne kazanırsam onu buraya vereceğim. Amacım kaliteli hizmet etmektir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/asci-ihsan-usta-dayiz_1736583559_V2cJ0k.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşçı İhsan Usta'dayız… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/asci-ihsan-usta-dayiz_1736583559_V2cJ0k.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[2024 yılını Kastamonu halkına sorduk, bakın neler çıktı!]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/2024-yilini-kastamonu-halkina-sorduk-bakin-neler-cikti/46903/</link>
            <description><![CDATA[Kastamonu Güncel ve Tosya Haber37 İnternet Haber Siteleri olarak Kastamonu halkına 2024 yılının nasıl geçtiğini ve 2025 yılı için temennilerini sorduk. Detaylar haberimizde...]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/2024-yilini-kastamonu-halkina-sorduk-bakin-neler-cikti/46903/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 31 Dec 2024 17:53:05 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kastamonu Güncel ve Tosya Haber37 internet haber siteleri olarak, Kastamonu halkına 2024 yılının nasıl geçtiğini sorarak, tek kelime ile özetlemelerini isterken aynı zamanda 2025 yılı için temennilerini de sorduk. Kimi vatandaş geçim sıkıntısından dert yanarken, kimi vatandaş ise Filistin&#39;de devam eden soykırım için üzüntüsünü dile getirdi. Genel olarak vatandaşların yorumu 'geçim sıkıntısı, üzüntü ve umut' şeklinde oldu.</p><strong>'AZA KANAAT EDENLERDENİZ'</strong><p>Emekli bir vatandaş, 2024 yılını şu şekilde yorumladı;<br>'Her günümüze sonsuz şükürler olsun diyeceğiz. Bizler de aza kanaat edenlerdeniz, fazla yükseklerde gözümüz yok. Emekliyim aynı zamanda, anlatmaya gerek var mı emeklinin halini? Yok.'</p><strong>'ÇOK ÜZÜNTÜLÜ GEÇTİ'</strong><p>Genç bir vatandaş ise Filistin&#39;de süren trajediye üzüntüsünü dile getirerek, 'Çok üzüntülü geçti. Sebebi ise 450 gündür Filistin&#39;de devam eden siyonist İsrail rejiminin uyguladığı soykırım. Filistin için herhangi bir adım atılmıyor.' şeklinde konuştu.</p><strong>'AİLE YAPISI MADDİ VE MANEVİ ANLAMDA DAĞILIR'</strong><p>Bir diğer vatandaş ise ekonomik zorluklardan bahsederek şunları aktardı;<br>'İnsanların şu anda düşündüğü tek geçim derdi. Ancak 2024 yılı halkımız ve Kastamonumuz için çok zordu, geçti geçmeye de devam ediyor. Memleket için, millet için şu anda ciddi anlamda rahatsızlık veren bu konu üzerinde ben hükümetin ve Kastamonu Milletvekillerinin gerekli önlemleri almadığını, halkı çok da ciddiye almadıklarını görüyorum. Çünkü bir yerde tencere kaynamazsa o evdeki aile yapısı maddi ve manevi anlamda dağılır.'</p><strong>'EŞLERİNİZE GÜZEL DAVRANIN'</strong><p>Son olarak bir vatandaş, aile ilişkilerine vurgu yaparak, 'Ben 54 yaşındayım, benim yaşımdaki eşlere ve babalara söylüyorum, özellikle babalara; eşlerinize iyi davranın. Çünkü bayanların, özellikle eşlerimizin evde çocuklarla uğraşması, işleri bitmiyor. Hayat paylaştıkça güzel olur. Eşlerinize güzel davranın. Eşler olmazsa, özellikle biz erkekler olarak biraz daha zayıf olabiliriz.' diyerek paylaşım ve dayanışmanın önemini dile getirdi.</p><p>Kastamonu halkı, 2024 yılının genel olarak ekonomik sıkıntılarla geçtiğini belirtirken, 2025 yılına ise daha umutlu bir bakış açısıyla girmeyi diliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/2024-yilini-kastamonu-halkina-_1735656784_UP0bt1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 2024 yılını Kastamonu halkına sorduk, bakın neler çıktı! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/2024-yilini-kastamonu-halkina-_1735656784_UP0bt1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Tarihi şahsiyetimiz İhsan Yavuz Ballık ile söyleşi]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/tarihi-sahsiyetimiz-ihsan-yavuz-ballik-ile-soylesi/46786/</link>
            <description><![CDATA[Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, yaşamı boyunca hukuk alanında çalışmış ve Türkiye'nin modernleşme dönemine birebir tanıklık etmiş İhsan Yavuz Ballık'la söyleşi yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/tarihi-sahsiyetimiz-ihsan-yavuz-ballik-ile-soylesi/46786/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 10:38:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, yaşamı boyunca hukuk alanında çalışmış ve Türkiye&#39;nin modernleşme dönemine birebir tanıklık etmiş, önemli bir tarihsel belleğe sahip İhsan Yavuz Ballık&#39;la özel röportaj yaptı.</p><p>Eğri, &quot;İhsan Yavuz Ballık&#39;ın Atatürk&#39;ü görmüş olması, onu Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerine ait eşsiz bir tanık haline getirmiştir. Ayrıca  şairlik yönü de vardır. &#39;Bir Ömrün Muhasebesi <strong>YAŞ DOKSAN</strong>&#39; şiir kitabı yazmıştır. Varlığı ile onur duyduğumuz değerli büyüğümüze bizlere yol gösterdiği için minnettarız.&quot; dedi.</p><p><strong>Emin Eğr:</strong> Yavuz Ballık kimdir?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Kendimi şöyle açıklayabilirim. 1928 yılında Kastamonu&#39;da doğdum. İlkokul birinci sınıfı Ankara&#39;da okudum. Sonrasında tahsilimi yine Kastamonu&#39;da tamamladım. Üniversite eğitimimi Ankara Hukuk Fakültesinde yaptım. Babamın işi nedeniyle Ankara&#39;ya gitmiştik. İlkokula orada başladım. Ankara&#39;da ilkokula başlamamın benim için en büyük değeri ve anısı Atatürk&#39;ü bizzat görmemi sağladı diyebilirim. Babamın bir arkadaşı vardı şimdiki Atatürk Orman Çifliği olan, o zaman sadece çiftlik denen yerde çalışıyordu.</p><p>Babam hafta sonları arkadaşının çağırması ile çiftliğe giderken bizleri de götürürdü. Orada da arkadaşının çocukları olduğu için hafta sonları onlarda gelir, oyun oynardık.</p><p>Atatürk bazen çiftliğe gelir, incelemede bulunurdu. O zamanın çorak arazisi Atatürk sayesinde mükemmel bir çiftlik oldu yıllar içinde. Çocukları sevdiği için bizim yanımıza gelirdi. Elinde baston, çalışanlara &#39;şöyle yapın, böyle yapın&#39; diye öğütler verirdi. Bazen yanında olursa bize şeker falan verirdi. Biz de &#39;Paşam çok yaşa&#39; der, asker selamı verirdik, çok mutlu olurdu. Etrafında bir kalabalık insan veya koruma falan olmazdı. Birkaç kişi ile gelirdi. O zamandan gerçekten hayranlık duyacak bir kişi olduğunu hissederdik. Atatürk&#39;ü gören kaç kişi yaşıyor şu an bilmiyorum ama, o bir kurtarıcı ve liderdi. Benim içinde en değerli bir anıdır.</p><p>Sonra Kastamonu&#39;ya geldik. 2-3 sene &#39;ÇATLAK KAPI&#39; (Abdulhakhamit İlkokulu) ilkokulunda okuyunca sonrasında da o zamanki adı &#39;Muratbey İlkokulu&#39; olan şimdiki Gazipaşa İlkokulunda okudum. Sonrasında ortaokul ve liseyi Abdurrahmanpaşa&#39;da okudum. O zaman okulun alt tarafında giriş katında &#39;Mevlevihane&#39; vardı, şimdi yok. Yani tarihi Abdurrahmanpaşa lisesi mezunuyum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> O zaman sizin gibi üniversiteye gidebilen sayısı ve imkanı varmıydı emsalleriniz arasında?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Beş altı kişi ancak vardı. O zamanki şartlar zordu. Şimdi ismini hatırlayamadığım değerli Dadaylı bir doktorumuzun babası vardı. Yani üniversiteyi o zaman okuyabilen değerli Kastamonuluların başarılı çalışmalarını duyardık.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Üniversite hayatı nasıl başladı ve devam etti?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Üniversitede hukuk okudum. Avukat oldum ve Kastamonu&#39;da avukatlık yaptım. Baro Başkanlığı yaptım. Aşağı yukarı 15 sene Kastamonu&#39;da çalıştım. Daha sonra kısmet oldu İstanbul&#39;a gittim. Orada da 20 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum.</p><p>İstanbul&#39;da çalışırken genelde işi olan hemşehrilerim mutlaka bana gelir destek, yardım isterdi. Bende her birine yardımcı olmaya çalışırdım. Sonrasında düşündük ki, Kastamonu için bir dernek kuralım ve birlik olalım arzusu doğdu. Beş altı arkadaş birlik olduk ve KASDER&#39;i kurduk. İlk Başkanı Selahattin Çelenligil&#39;i yaptık. O biraz daha atılgandı, olmasını istemiştik. Üç ay sonra ben yapamıyorum diye çekildi, başkanlığı bana devretti. Sonrasında ben de 5-6 yıl devam ettim. Sonra gençler geldiler &#39;abi biz daha iyi yaparız&#39; diye talip oldular. Bizde uygun gördük. Gerçekten biz iyi çalışmıştık. Muhteşem geceler düzenlerdik her önemli zamanda, üst düzey zevatlar gelirdi. Çok iyi tanıtımda bulunurduk. Hatta bir gecemizi şimdiki tarihi <strong>YILDIZ SARAYINDA</strong> yapmıştık.</p><p>Bir süre sonra yeni seçilenlerin bir mülk edinme talepleri vardı. Bizlerde yardımcı olarak bir yer aldık. Halen <strong>KASDER</strong>&#39;in malı olarak durur Üsküdar&#39;da. Sanırım şimdi kirada.</p><p>Daha sonra Kastamonu Holdingi kurdular. Başlangıçta çok iyi çalışma ile devam etti. Bakanlar, Başbakanlar gelirdi. Bizlere faydalanmamız için ne istersek verdiler. Çok yerimiz olmuştu. Şimdiki Gölköy askeri birliğin yeri holdingindi. Bazı projelerimiz vardı. Yer çok, para da vardı. Hayvancılık yapalım, et kombinası yapalım dedik. Yurt dışından o zaman da hayvan ithali yapılıyordu. Maalesef olmadı.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Neden &#39;maalesef&#39; olmadı?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Liyakatsizlikten!.. Kendileri büyük adam olduk havalarına girdiler. Ilgaz&#39;daki Kastamonu Holdinge ait kayak merkezini kurdular daha sonra işletemediler. Bende vardım o zaman içlerinde. Liyakat olmayınca olmuyor bu işler. O zaman yüz kişi para vererek Kastamonu Holdingi kurmuştuk. Adliyenin karşısındaki şimdi jandarmanın olduğu yer, o zaman et kombinasıydı, bizimdi. Onu askeriyeye verdik, iyi oldu, işletemedik yani.</p><p>Sonrasında Kastamonu&#39;da gazeteci rahmetli Kadir Bilici vardı. İstanbul&#39;da KASDER&#39;i kurarken o da vardı. Benden &#39;abi benim diploma yok, bir gazete çıkaracağım sizin adınıza ne dersiniz?&#39; demişti. Ben de yap, dedim destek oldum, ben de yazı işleri müdürlüğü yapmıştım. Bu da basının sesi rahmetli Kadir Bilici&#39;nin hizmetiydi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Siz, çocukluk, gençlik ve emeklilik dönemlerini yaşayan bir kişi olarak Türkiye&#39;nin durumunu çok eskiden bu güne nasıl özetlersiniz gidişatı?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Sosyal hayat yok şimdi. Bizim gençlik dönemlerimizde 3 tane sinema vardı. Haftada bir tiyatro gelirdi. Konserler gelirdi. Sosyal hayat vardı ve canlıydı. Onbeş günde bir toplanılır arkadaş topluluklarıyla dağa gidilir, sazlı sözlü eğlence yapılırdı. İki gün sürerdi. Cumartesi pazar. Pazartesi herkes işine giderdi. Spor konusunda da futbol, voleybol, tenis, yüzme havuzu hepsi faaldi. Vali Avni Doğan zamanında şampiyonalar yapılırdı, at yarışları yapılırdı. Mutlaka her hafta veya ayda bir çok aktivite yapılırdı. Yazın İzbeli dağında çadırlar kurulur, bütün Kastamonu oraya taşınırdı. Herkesin çadırı vardı. Orda yenilir, içilir, yatılır sonra herkes işine dönerdi. Tam bir sosyal hayat vardı.</p><p>Köylü fakirdi, şehre gelir sadece lambayı yakmak için gazyağı alır, sabun alır köyüne dönerdi. Başka bir şeye ihtiyacı yoktu. Ama mutluydu, huzur vardı.</p><p>Köyde bir araya toplanılır, saz çalınır, kuzular kesilir, topluca ziyafetler yapılırdı tüm bunlara rağmen. Yüzük dedikleri oyunlar ve başka oyunlar oynanırdı. Kaybedenlerin cezaları ağırdı ve kimse itiraz etmeden çekerdi. Herkes güler eğlenirdi. Mesela kışın soğuğunda elbisesi ile su dolu oluğa batırma cezası vardı ve mutlaka cezasını çekmesi gereken çekerdi. Yani eğlencenin her türlüsü yapılırdı.</p><p>Şimdi bu güzelliklerden bir şey kalmamış. Kimsenin yüzü gülmüyor. Birbirini tanımıyor, saygı ve sevgi yok denecek kadar azalmış.</p><p>Buna rağmen ben de geleneğimiz sürsün diye 26 yıldır Ballık köyümüzde Kurban Bayramının ikinci günü bağışlananlarla kuyu kebabı yapar, her tanrı misafirine ikram ederiz. Bu adetimiz devam ediyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Engin tecrübenize göre, şimdinin gençlerine ne tavsiyeniz olur?</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Okusunlar&hellip; okusunlar&hellip; okusunlar. Kimsenin sözüne bakmasınlar. Kendi akılları ile karar versinler. Kimsenin peşinden körü körüne gitmesinler.</p><p>Kitabımda da yazmıştım. Kervankıran yıldızı konusunu. Eskiden kervanlar yola çıkar, yönlerini ve zamanını Kervankıran yıldızı sayesinde bulurlarmış. Kervancı başı Kervankıran yıldızı görününce sabahın yaklaştığını anlar ve kervanı uyarırmış. Sonra da kervan yoluna devam edermiş.</p><p>Bir gün yine kervancı başı Kervankıran yıldızını takip ederken yalancı Kervankıran yıldızını görüp kervancıları uyarmış. Kalkmışlar ve yola revan olmuşlar. Kış günü, git git bir türlü hava ağarmamış. Kervancıların yarısı soğuktan helak olmuş. Onun için diyorum ki gençler, yalancı Kervankıran yıldızı gibilerinin peşinde koşmayın.</p><p>Eğer hakiki yıldız arıyorsanız, Dinimiz var, peygamberimiz var. Onu okuyun anlamaya çalışın. Okuyup anlayarak peşinde koşun.</p><p>Eğer rehber arıyorsanız, ATATÜRKÜMÜZ var. Çünkü o bir kutup yıldızıdır, her zaman doğru yönü gösterir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Yavuz abim, ne kadar teşekkür etsek az kalır. Size sağlıklı ve çok uzun ömürler diler, varlığınızdan her zaman mutlu olduğumuz duygularımla teşekkür ederim.</p><p><strong>Yavuz Ballık:</strong> Geldiğiniz için ayağınıza sağlık, ben de teşekkür ederim. 100&#39;e bir şey kalmadı şunun şurasında. Herkese sevgi ve muhabbetlerimi iletirim.</p><p>KERVANKIRAN YILDIZI</p><p>Eskiden saat yokken</p><p>Kervanlar yıldızlara bakarak</p><p>Yola çıkarlarmış</p><p>Kervanbaşı,&#39;yıldız doğdu kalkın&#39; dermiş</p><p>Çıkmışlar yola</p><p>Bir türlü sabah olmuyor!</p><p>Kış, kıyamet, soğuk&hellip;</p><p>Kervan perişan</p><p>Yarısı kırılmış soğuktan</p><p>Cennette mekanları aşiyan</p><p>Meğerse kervanbaşı</p><p>Yalancı Kervankıran yıldızına bakmış</p><p>Onun için parlayan her yıldız</p><p>Her süslü söze aldanmamak l&acirc;zımmış</p><p>İnanmak istiyorsanız</p><p>Büyük Allah</p><p>Hazreti Peygamber</p><p>Kuran-ı Kerim yeter</p><p>Yol gösterici ararsanız</p><p>Atatürk ve onun ilkeleri yeter</p><p>O bir kutup yıldızıdır</p><p>Her zaman doğru yolu gösterir.</p><p>(İhsan Yavuz Ballık 25.12.2021)</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/tarihi-sahsiyetimiz-ihsan-yavu_1733384288_mXqwa4.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Tarihi şahsiyetimiz İhsan Yavuz Ballık ile söyleşi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/tarihi-sahsiyetimiz-ihsan-yavu_1733384288_mXqwa4.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Birsen Çokgürses’le söyleşi]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/birsen-cokgurses-ile-soylesi/46690/</link>
            <description><![CDATA[Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, yıllarını eğitime adamış Birsen Çokgürses’le söyleşi yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/birsen-cokgurses-ile-soylesi/46690/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sun, 24 Nov 2024 00:00:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, yıllarını eğitime adamış, şimdi emeklilik hayatını yaşayan, değerli eğitimci Birsen Çokgürses ile özel röportaj yaptı.</p><p>Eğri, &quot;<strong>Saygıdeğer öğretmenlerimiz&hellip;</strong> Bu gün <strong>&#39;ÖĞRETMENLER GÜNÜ&#39;</strong> vesilesiyle sizlere olan minnetlerimizi ve saygılarımızı ifade etmek istiyorum.</p><p>Sizler geleceği inşa eden, genç zihinlere yön veren mimarlarsınız. Her bir öğrencinizin hayatına dokunan, onlara umut ve cesaret aşılayan birer kahramansınız.</p><p>Öğretmenlik mesleğinin ne denli yüce bir görev olduğunu, sizin sayenizde daha iyi anladım.</p><p>Emeğiniz, özveriniz ve fedakarlıklarınız için sonsuz teşekkürler.</p><p>Bu gün, tüm öğretmenlerimizin değerini bir kez daha hatırladığımız bu özel günde, sizler gibi öğretmenlere sonsuz teşekkürler.</p><p>Biz de bu günün önemine binaen, yıllarını eğitime adamış, şimdi emeklilik hayatını yaşayan, değerli hocamız Birsen Çokgürses ile söyleşi yaptık. Hem günün anısına, hem de binlerce anı biriktiren hocalarımızın bir kere daha hatırlaması ve hatırlanması adına tarihe not düşelim dedik. Ebediyete intikal etmiş değerli hocalarımızı da saygı ve minnetle anıyoruz.&quot; dedi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın hocam; Birsen Çokgürses kimdir? Genç nesil bilmez, kendinizi tanıtır mısınız?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> 1952 yılından itibaren tüm eğitimini Kastamonu&#39;da yapmış, ne tesadüftür ki; 55 yıllık meslek hayatını da Kastamonu&#39;da geçirmiş emekli bir öğretmenim. Böyle tanımlayabilirim.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İlk öğretmenlik görev yeriniz nerede başladı, buraya nasıl geldiniz?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> 1964 yılında mesleğe başlamak için çektiğimiz kurada Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi çıkmıştı. Haliyle genç bir kız olarak tereddütüm vardı. En büyük desteğim, Diyarbakır&#39;da çalışan, havacı subayı olan abimden geldi. Beni yüreklendirdi, en iyisini yaparsın, orası çok iyi diye beni teşvik etti.</p><p>Gittiğimde gördüm ki abimin dediği doğruymuş, her yönüyle memnun kalmıştım. Dört yıl her şey çok güzeldi. Evlilik nedeniyle Kastamonu&#39;ya gelmem gerekti, 1968 yılında Kastamonu&#39;ya geldim. Lisede ben Almanca öğretmeni olduğum için boş kadro yoktu. İlk olarak Merkez Ortaokulunda başladım, sonrasında &lsquo;Almanca&#39; dersi olan tüm ortaokullarda derse girdim. O zaman öyle ki; şimdiki gibi ulaşım rahatlığı yok, sabah bir okulda derse girersem sonrasında başka okul olabiliyordu. Oradan çıkıp yürüyerek diğer dersim olan okula gidiyorum. Bu nedenle her okulda okuttuğum, sonrasında karşılaştığım, arayanlar olarak bir çok öğrencim oldu. Onlarla gurur duyuyorum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Öğretmenlik döneminizde başarılarınızdan dolayı bir de Almanya&#39;ya gönderilme durumunuz var. O zaman ki Almanya ile Türkiye&#39;deki eğitim farkı için ne diyebilirsiniz?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Gidip daha gelişim göstermek için ailem de destek verdi. Oğlum henüz iki yaşındaydı, bu zorluğa rağmen gittim. Oradaki eğitim zor ve bize göre çağdaş bir eğitimdi. Zaten başka da işim olmadığından devamlı derslerime çalıştım ve başardım. Dönüşte sertifikamı alırken beni bakanlıkta &lsquo;Başlangıç sınıflarında eğitimci&#39; olarak değerlendirmek istiyoruz dediler. Tabi ailem Kastamonu&#39;da olduğu için kabul edemedim, döndüm geri.</p><p>Daha sonra Almanca konusunda aldığım eğitimleri daha yüksek yerde değerlendirmek için beni genel müdürlüğe çağırdılar. O zamanın yüksek okullar genel müdürü Ayvaz Gökdemir idi. Seni buraya almak istiyoruz, senin sicilini de gözden geçireceğiz dedi. Ben de kendisine; &lsquo;Ben Atatürk&#39;ün yetiştirdiği Atatürkçü bir öğretmenim. Sicilimde de Atatürkçülükten başka bir şey bulamayacaksınız&#39; dedim.</p><p>&lsquo;Nasıl böyle iddialı konuşuyorsunuz&#39; dedi. Ben de &lsquo;inceleyin, kendimden eminim&#39; dedim. Sonra Kastamonu&#39;ya geldim.</p><p>Bir hafta sonra Kastamonu&#39;da Eğitim Enstitüsü ve öğretmen okulu açılacaktı. İlk tayin olan bendim. Henüz müdürü bile atanmamıştı. O zamandan beri hep Kastamonu&#39;da oldum. Okulun adı &lsquo;Eğitim Enstitüsü&#39; oldu, &lsquo;Eğitim Yüksek Okulu&#39; oldu, &lsquo;Eğitim Fakültesi&#39; oldu. Emekliliğimi de tamamlayana kadar orada görev yaptım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sizin zamanınızda ülke gerçeği olarak kız çocuklarını okutmada biraz zorluk vardı. Bu konuda ne dersniz?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Benim babam entelektüel bir kişilik sahibiydi. Atatürk döneminde görev yapmış. İsmet İnönü&#39;nün koruma müdürlüğünü yapmış bir kişiydi. Üç kardeşimizi de &lsquo;okuyacaksınız sonuna kadar arkanızdayım&#39; diye destekledi. Çevreden kız çocukları okutulmaz telkinlerine rağmen şiddetle karşı çıktı. Biz bir sıkıntı çekmedik ama akranlarımız kızlarda bu sıkıntı çoktu.</p><p>Gittiğim ilk yer Diyarbakır&#39;da da kız öğrenciler çoğunluktaydı. Henüz 20 yaşlarımda olduğum halde hiç yadırgamadılar. Bu Diyarbakır halkının özelliğinden kaynaklanıyordu. Gerçekten oranın yerli halkı da çok entelektüel çok iyilerdi. Lisede ders veriyordum, oranın kız öğrencileri de benden çok memnundu. Hatta bir gün, anı olarak söyleyeyim, &lsquo;Öğretmenim siz çok değerli bir öğretmenimizsiniz, biz evimizde Kürtçe konuşuyoruz, Türkçe&#39;yi daha doğru dürüst bilmiyoruz, Almanca&#39;yı nasıl öğreteceksiniz?&#39; demişti. Ben de görevim olduğu için öğreteyim, siz de alabildiğiniz kadarını alın demiştim. İlk görev yerim, çok hatıralar barındırır, unutulmaz.</p><p>Hatta ilk maaşım için muhasebeye gittiğimde çalıştığım halde maaşım verilmedi. Yönetmelik gereği 20 yaşımı doldurmaya üç ay varmış, doldurmayınca ödenmiyormuş, biz de &lsquo;peki&#39; dedik. Bu sürede ailemden gelen para ile geçindim, yaşım dolunca hepsini birden ödediler. Daha sonra Kastamonu&#39;ya geldim. Emekli olana kadar buradaydım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Uzun yıllar öğretmenlik yapınca çok öğrenciniz olduğu bir gerçek. İlk akla gelen tanınmış kişilikleri hatırlayabiliyor musunuz?</p><p><strong>Birsen Çok gürses:</strong> Osman Uludağ vardı. Çok kişi bilmez. Diyarbakır&#39;da çok başarılı bir öğrencimdi. Hiç unutmam, bir yazılıda 9 almıştı. İtiraz etti, &lsquo;hocam ben niye 9 aldım, bir kere daha inceleyiverin&#39; demişti. Yani o başarıyı bile az görüyordu. Daha sonra Kastamonu Eğitim Enstitüsünde ben hoca iken müdür olarak Kastamonu&#39;ya atandı. Yıllar sonra böyle karşılaştık. Pek isimleri hatırlayamıyorum, yakınlardan bahsedeyim hatırladıklarımdan, Nurhan Tekinel, Murat Başesgioğlu, lisede matematik öğretmeni Canan öğrencimdi. Belediye de şimdi Ahmet Üstün Göksoy, önceki Başkan yardımcısı Mehmet Yurt aklıma gelenlerden. Gelmeyenler de kırılmasın, hatırlamam zor oluyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sizin zamanınız ile şimdiki zaman arasındaki &lsquo;eğitim&#39; konusunu nasıl yorumlarsınız?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Nasıl yorumlarım, gerçekten üzüntü duyuyorum. Yüksek öğretimi buna katmayacağım, hatta lise öğretimini de katmayacağım, ilk ve orta öğretimde hiç ciddiye alınmadığı bazı değerlerin, bazılarının da abartıldığını görüyorum. Kimseyi kırmamak için de açık ve net söylemek istemiyorum. Eğitimin bunlarla hiç al&acirc;kası olmaması l&acirc;zım. Eğitim evrensel bir değerdir. Öğretmen yetiştirmemizi de eksik görüyorum. Biz Eğitim Enstitüsünde öğrencilerimizle eğitim yönetimi dersinin uygulaması olan okul uygulamasından sorumlu bir hocaydım. Çünkü onları alırdım, okullara götürürdüm, programlarını yapardım, onları sınıflarında dinlerdim. Sonra bunları eleştirir, değerlendirme yapardık. Yani stajını yaptırmış olurduk uygulama ile. Öğretmenin günlük program yapması l&acirc;zım. Onlara derdim, kızım veya oğlum, öğretmen olunca ücra bir yere gideceksiniz. Oranın öğretmeni de, müdürü de, hizmetlisi de sizler olacaksınız. Ona göre bilgiye sahip olmalısınız diye yetiştirirdik.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Öğretmenliğin yanında sosyal aktivitelerde de bulundunuz. Ne gibi sosyal çalışmalardı?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Daha emekli olmamışken 1994 yılında Kastamonulu  dekanımız vardı Hüseyin Bey. Beni çağırdı, bir festival yapacağız, Kastamonu&#39;yu tanıtacağız ama yapmış olmak için değil, resmi bir tabana oturtarak kalıcı olması gerek demişti. Destekleri ile ilk kadın derneğini kurduk. Kastamonu için 10 Aralık önemli bir tarihti. Bu tarihte yaklaşıyordu.  Biz de ilk kadın mitingini çok başarı ile yaptık. İlk konuşmayı da benim yapmamı istedi arkadaşlar. Devletin her kademesi desteklemişti. O zamanki Vali Özdemir Hanoğlu idi. Eşi de öğretmendi, çok destekleri olmuştu. Eskisi gibi destek alamasak da, o günden beri de her 10 Aralık&#39;ta mitingimiz yapılmakta. Binlerce vatansever Atatürkçü kadınlarımız katılmaktadır. Tüm zorluklara rağmen şimdiki başkanımız Ayten Kızıltan elinden geleni eksiksiz yapmaktadır.</p><p>Küçük bir anı olarak söylersem, o zaman Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel idi. Randevu talep edip gittik. Bizi çok iyi karşıldı, Kastamonu benim için özel bir şehir demişti. Miting için de gereken desteği vermişti. Nurhan Tekinel de o zaman Bakandı. Bizimle beraber çalışmalara katılmıştı.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Şimdiki öğretmenlerimize  yılların tecrübesi olarak neler tavsiye edersiniz?</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Öğretmenlerimiz kendi iç sesiyle, taşıdığı sorumlulukla, kendi taşıdığı bu özel görevle ülkemizin niteliklerine değer verip eğitim vermeleri gerekir.</p><p>Ayrıca öğretmenler kılık kıyafetine dikkat etmelidir. Öğretmen rol model olduğu için dikkat etmeleri gerekmektedir. Bazı gördüklerime üzülüyorum gerçekten.</p><p>Atatürk&#39;ün dediği gibi &quot;Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır&quot;</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın hocam, çok teşekkür ederim, gününüz kutlu, ömrünüz sağlıklı ve uzun olsun.</p><p><strong>Birsen Çokgürses:</strong> Memnun oldum, zahmet edip geldiğiniz için de mutlu oldum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/birsen-cokgurses-ile-soylesi_1732393684_F1Kpcz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Birsen Çokgürses’le söyleşi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/birsen-cokgurses-ile-soylesi_1732393684_F1Kpcz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Efsane eğitimci H. Sırrı Şener]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/efsane-egitimci-h-sirri-sener/46594/</link>
            <description><![CDATA[Efsane eğitimci Şener ile haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri özel röportaj yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/efsane-egitimci-h-sirri-sener/46594/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 10:46:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, efsane eğitimci H. Sırrı Şener ile özel röportaj yaptı.</p><p>Eğri, &quot;Bazı kişiler vardır alanında benzeri olmayan başarı öyküsü yatar. Gelecek nesile örnek bir eğitimci olmak herkesin harcı değildir. Gurur ve onurla hatırlayacağımız, örnek alacağımız, binlerce öğrencisini hayata hazırlamış bir eğitimcidir efsane hocamız H. Sırrı Şener.</p><p>Orta yaş ve üzeri hatırlar. Binlerce öğrencinin üzerinde emeği vardır.</p><p>1959 yılında Kastamonu&#39;ya bir gelmiş, pir gelmiş denebilir. Eğitimciliğinin yanında disiplini, MATEMATİK hocalığı, idareciliği, dershane kurarak eğitime katkı sağlaması, çiftçiliği, arıcılığı, adeta bir insanın ömrü kadar sürmüştür.</p><p>Yüksek inşaat mühendisi bir oğlu, yüksek mimar bir kızı olan, benim de yıllarca Sanat Okulunda Matematik öğretmenliğimi yapan hocamla, geleceğe miras olsun diye söyleştik. Keyifli bir röportaj, herkesin de ders alabileceği örnek bilgiler aktardı.&quot; dedi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Hocam siz kendinizi nasıl tanıtmak istersiniz?</p><p><strong>Sırrı Şenel:</strong> Beni bir eğitimci olarak tanımlayabilirsiniz. Önce, 1,5 yıl ilkokul öğretmenliği yaptım. Sonra 2 yıl eğitim alarak Amasya Endüstri Meslek Lisesinde göreve başladım. Buradan da askere gittim. Askerde de kıta hizmeti olarak Kuleli Askeri Lisesinde öğretmenlik yaptım. Terhis olunca Ankara&#39;da kura çekildi, Kastamonu çıktı. 1959 yılı Şubat ayında Kastamonu&#39;ya geldim. Pınarhisar/Kırklareli doğumluyum. Demek ki 65 yıldır buradayım. Kastamonu&#39;da 20 bin civarında öğrenciye hocalık yaptım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Kastamonu&#39;ya geldiğinizde ilk göreviniz ne idi?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Sanat Okuluna geldim, o zaman rahmetli müdürümüz Ahmet Kaya vardı. &#39;Gel seni müdür muavini yapayım, bana yardımcı ol&#39; dedi. Ben de kabul ederek, hem müdür muavinliği, hem de matematik hocalığı yaptım uzun yıllar.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Başka okulda görev yaptınız mı?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Evet, benim disiplinli olmam nedeniyle o zamanlar Kastamonu Ticaret Lisesinde biraz başıbozukluk vardı. &#39;Sen düzeltirsin&#39; diye beni oraya müdür olarak görevlendirdiler. Ben de şart koştum. Militan öğrenciler vardı. Kastamonu dışından gelen, velileri burada olmayanların kaydını sildim. Bir yıl içinde okul düzene girdi. Yıl 1977.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sizin öğrencilik yıllarınız ile bu günü biraz kıyas edersek, imkanlar çok gelişmiş olmasına rağmen farkı nedir?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> O zamanlar eğitim çok daha kaliteliydi. Öğretmen politikası şu şekilde olurdu. Ortaokulu bitiren öğrenciler, öğretmenler kurulu tarafından değerlendirilir, kimler öğretmen olabilir yeteneği olanlar tespit edilirdi. Ancak onlar öğretmen okullarına gidebilirdi. Yani 100 öğrenciden beşi veya onu ancak seçilebilirdi. Ben de bu seçimle öğretmen okuluna gittim ve öğretmen oldum. Yani, kaliteli öğretmen olunca, öğrencisi de iyi yetiştirilmiş oluyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Avrupa halen dediğiniz gibi öğrenciyi yönlendiriyor hocam. Demek doğru bir sistem mi oluyor?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Belki de Avrupa bizden aldı bilemiyorum. O zamanki eğitim, köy enstitüleri mükemmeldi. Maalesef gelenler hepsini harcadılar yok ettiler!</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sizin zamanınızda okuma imkanları nasıldı?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Çok zordu. Bizim ailenin maddi durumu kendimize yetecek kadar olsa da iyi sayılırdı. Buna rağmen zorlanırdık. Abim ilkokulu bitirince ortaokula gidemedi. Çünkü Pınarhisar&#39;da o zaman ortaokul yoktu. Ben Vize&#39;ye ortaokula gidince o da yeniden başladı. O zaman birkaç öğrenci ailesi ortak ev tutardık, okula öyle giderdik. Yani her öğrenci için zordu. Maddi durumu iyi olmayanların çocuğu okuyamazdı. O zaman koskoca ilçe olan Pınarhisar&#39;dan belki on kişi okumaya gidebilmiştir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Uzun yıllar müdür yardımcılığı yaptınız, çok disiplinli ve sert hoca olarak bilinirdiniz. Sizin için &#39;Sırrı Bey&#39;in eline düşme&#39; diye konuşulurdu. Bu sert tavrınız neden kaynaklanıyordu?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Ben öğrencilerini çok seven ama öğrencinin benim sevdiğimi bilmeyen bir öğretmendim. Ama hiçbir zaman sert de olsam öğrenciyi harcamadım. Hatırlarsanız, İstiklal Marşı&#39;na geçtiğimiz zaman pazartesi veya haftanın sonu ben söylettirirdim. Ondan sonra dışarıda yanlışlarını gördüğüm bazı öğrencileri &#39;sen geç, sen dur&#39; diye  ayırırdım. O zaman gençtim, akşamları bazı kahveleri dolaşırdım alışmasınlar diye. Beni gören öğrenciler bir şekilde içtiklerinin parasını bile veremeden kaçarlar, kahveciye borçlarını sorar ve ben öderdim.</p><p>Ben askerde iken Kuleli Askeri Lisesinde ders veriyordum ve oranın çok ciddi disiplini vardı hepimiz için. Demek ki disiplini oradan dolayı uyguluyordum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> O zaman öğrenci yetiştirmenin prensibi nasıldı?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Çok değerli hocalarımız vardı. Her biri en iyi şekilde öğrenciyi yetiştirmeye gayret ederdi. Ben müdür muaviniydim, İhsan Ozanoğlu bizim de hocamızdı. Türkçe dersi verirdi. Ayrıca müzik için koro falan kurardım sosyal aktivite olsun diye. Daha bir çok şeyler yapardım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Değerli eşiniz rahmetli Nihal Hocam da (Mekanı cennet olsun, saygı ile anıyorum) TARİH öğretmenimizdi. Beraber gelip giderdiniz. Başka da sizin gibi eşi öğretmen olan yoktu. O zaman bunun zorlukları var mıydı?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Hayır yoktu. İkimizde &#39;ibadet&#39; gibi gelir giderdik. Tabi ki, çocuklar olunca biraz zorluklar olsa da onu da çözmek durumundaydık. Büyüttük, yıllar oldu tabi, iki evladımda biri yüksek inşaat mühendisi, diğeri de yüksek mimar olarak Kastamonu&#39;da çalışıyorlar.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Hayatınız matematik öğretmenliği ile geçti. Türkiye ise matematik konusunda AB&#39;deki araştırmalarda sonuncu ülke durumunda oluyor. Neden biz matematiği sevmiyoruz?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Tam teşhis koymak zor, bazen de çok başarılı matematikçilerimiz de çıkıyor. Bana göre ilkokul öğretmeni bu konuda bilen ve üzerine düşen durumda olsa daha iyi oluruz diyebilirim.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Emekli olduktan sonra NİLŞEN dershanesini açtınız, ne kadar süre yaşadı ve başarılı mıydı?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Evet, 1984 yılında Nilşen dershanesini açtık, 21 yıl yaptık. İyi hocalarla çalıştık. Dışarıdan en iyi hocaları getirip ders veriyorduk. Başarılıydık. İlçelerden gelen öğrencilerimizi servis ile alır, servis ile bırakırdık. 21 yılın sonunda artık bırakma vakti geldi diye kendi kararımızla bıraktık.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Bu arada 15 yıl falan önce arıcılık kursunda beraber öğrenciydik hocam hatırlıyorsunuz. Arıcılık devam ediyor mu?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Uzun yıllar yaptım. Biz çiftçi ailenin çocuğu olduğumuz için topraktan, tabiattan yani köy işlerinden anlardım. Geçen yıla kadar arıcılık yaptım. Bir ara 200 kovana kadar çıktı, tek başıma uğraşıyordum. Geçtiğimiz yıl arılar söndü, hiç kalmadı artık onu da yapmayacağım gibi.</p><p><strong>Emin Eğri: </strong>Sayın hocam, yeni nesil genç hocalarımıza tavsiyeleriniz ne olabilir?</p><p><strong>Sırrı Şener: </strong>Genç öğretmenler şunu biliyorlardır, eğitim bu ülkenin temelidir. Doğru eğitim yapamıyorsak, Atatürk ilke ve değerlerine bağlı öğrenci yetiştiremiyorsak ülkenin esenliğe kavuşması mümkün değildir.</p><p>Genç öğretmenler bilsinler ki; yarın Türkiye yücelecekse gelişmiş ülkelere yetişip geçecekse ancak onların, genç öğretmenlerin çalışmaları ile olacaktır. Gece gündüz çalışarak, öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmelerini sağladıkları takdirde ülkemiz de yükselecek ve diğer ülkeleri geçecektir. Öğrencileri ile aralarında birlik olmalarına rağmen yine de bir mesafe olması gerekmektedir. Şunu da duyuyorum ben, toplanıyorlar, öğrenciler ile beraber sigara içiyorlar! Bu çok yanlış. Öğrenci öğretmenini örnek alması l&acirc;zım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Çok haklısınız ama şu da gerçek, bırakın sigarayı, çocuklarımız gencecik yaşlarında sizin, bizim zamanımızda olmayan uyuşturucunun esiri oluyorlar, bu çocuklarımızın sonu ne olur?</p><p><strong>Sırrı Şener:</strong> Bir şey olmaz(!)  Mahvoluruz, yok oluruz!</p><p>Sayın hocama çok teşekkür ediyor, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/efsane-egitimci-h-sirri-sener_1731483977_XrTs7y.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Efsane eğitimci H. Sırrı Şener ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/efsane-egitimci-h-sirri-sener_1731483977_XrTs7y.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kebeci Market sahibi Zeki Kebeci ile özel röportaj]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kebeci-market-sahibi-zeki-kebeci-ile-ozel-roportaj/46514/</link>
            <description><![CDATA[Kebeci Market sahibi Zeki Kebeci ile haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri özel röportaj yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kebeci-market-sahibi-zeki-kebeci-ile-ozel-roportaj/46514/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 01 Nov 2024 12:03:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, Kebeci Market sahibi Zeki Kebeci ile özel röportaj yaptı.</p><p>Eğri, &quot;Kastamonu&#39;da alanında &#39;başarı öyküsü&#39; olan ve bilgisi, tecrübesi ile rol model olan, gençlerimize yol gösterici hikayeleri ile ön plana çıkan değerlerimizle söyleşiyoruz. Kastamonu&#39;nun &#39;EN&#39;lerinin ikincisini Kebeci Market sahibi, iş insanı Sayın Zeki Kebeci ile yaptık.&quot; dedi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Kebeci, Kastamonu sizi &#39;KEBECİ MARKET&#39; sahibi olarak tanıyor. Bir çok kişi de sadece gıyaben isminizi duyduğu için tanıyor. Zeki Kebeci kimdir?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Ben 1959 doğumluyum. Alpagut köyünde doğdum. 1988 yılında çiftçiliğe çok meraklıydım. Askerden sonra bu işe gönül vermiştim. Çeşitli tohumlar alıyorum, deniyorum, ayrıca yeni çıkan makinaları takip ediyor, işime yarayanı alıyordum. Biçer döveri ilk alanlardanım ben. Çiftçiliğe devam ederken; &#39;Bir de ticaret yapayım&#39; dedim. Ne yapayım derken, köyde arpa buğday yetiştiriyorum, bu nedenle bir zahireci dükkanı açayım dedim.</p><p>İki sene sonra da bir &#39;Bakkal&#39; dükkanı açalım dedik. Yumurta istediler, onu temin etmek için Ankara GİMAT&#39;tan mal almaya başladık. Ticareti sevmiştik, işimizi de seviyorduk, İlk açtığımızda şimdiki gibi elektronik terazi yok, kefeli terazi vardı. Elemana derdim &#39;bak eksik olmasın, 10-15 gram fazla olsun&#39; dikkat edin derdim.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> O zamandan beri KEBECİ MARKET olarak devamlı yükseldiniz, bunu neye bağlıyorsunuz?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> İşimizi çok sevdik, doğruluk, dürüstlük prensibimizdi. İşin başında duruyorum, takip ederim.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Market haricinde inşaat ve traktör bayiliği de yapmaya başladınız. Bu alanda bir boşluk mu gördünüz? Neden farklı sektöre de girdiniz?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> İki oğlum var, bir de yeğenim var. Büyük oğlum inşaata çok meraklı. Baba yapalım dedi. Kendi marketimizi biz yaptık. Köylere evler yaptık. İnşaatı da bu şekilde öğrendik ve başarılı olduk. Bu nedenle de bu alanda girişimde bulunduk, halen de devam ediyoruz. Küçük oğlum da traktöre meraklı. Onun da merakı gitsin diye traktör işine başladık. Herkes sevdiği işi yapmalı. Onların da merakları vardı, seviyorlardı. Bir iş insanının yaptığı işi sevmesi çok önemlidir. Aksi halde başarılı olması zor olur.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Kebeci, sizi siyasette de görüyoruz. Siyasete girmeniz nasıl oldu, bir hedefiniz var mı?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Benim siyasette bir hedefim yok. Ülkemizin iyi olması için iyi şeyler yapmaktan hoşlanırım. 1990 yılında Erbakan&#39;la başlayan siyasi hayatım, Tayyip Bey&#39;le parti kurduktan sonra devam etti. Halen de devam ediyorum. İki dönem de Belediye Meclis üyeliği yaptım. Bu dönem aday olmadım. Üyelikten başka da görevim yok. Tabi ki partinin önemli toplantıları olunca, kongre gibi, bakan gelince karşılama da davet ederler, oraya gidiyorum.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Bir siyasetçi olarak, şimdi ki belediyenin performansını nasıl görüyorsunuz?</p><p><strong>Zeki Kebeci: </strong>Yeni belediye başkanımız, güzel şeyler yapar inşallah. Temenni ediyorum güzel şeyler yapmasını. Şu ana kadar fikir beyan etmek pek doğru değil.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Kebeci, malum son günlerde memlekette bir gıda terörü olduğunu bakanlık açıkladı. Yani taklit ve tağşiş yapanlar bilhassa et ürünlerinde oldukça fazla. Sizin et ürünlerindeki durum nasıl?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Biz danayı kendimiz alıyoruz. Bilhassa bu işle ben ilgilenirim. Köylü danasını satacağı zaman bana bir ay önceden söyler, yazarım onu. İhtiyacımız olduğu zamanda ondan alırız. Veterinerimiz de var, kontrol edilir. Ayrıca mezbahane de belediyenin de veterineri kesim öncesi kontrol eder. Yani bizim et ürünlerinde hiçbir katkı yoktur. Millet gönül rahatlığı ile alabilir. Ayrıca tavuk ürünlerinde biz şoklanmış tavuk almayız. Bize soğuk zincir ile günlük gelir, yani sabah gelir, bizim çalışanlarımız bunları çeşitli kesimlerle paketleme yapar, akşama satılır biter. Biz de bir gün sonraya tavuk ürünü kalmaz.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Kırmızı et ihtiyacımızı Kastamonu üreticileri karşılayabiliyorlar mı?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Karşılayabiliyorlar. Büyükbaş hayvan konusunda ilimizde bir sıkıntı yok. Hatta Erzurum&#39;dan, İstanbul&#39;dan buraya dana almaya gelenler olmaktadır. Bizim hayvanlar sağlıklı ve kaliteli oldukları için tercih edilir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İş hayatınızdaki başarıyı neye bağlıyorsunuz? Ayrıca sosyal yaşamda da vatandaşla iç içe görünüyorsunuz.</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Ben zahirecilikten başladım. 36 yıldır bu işin içindeyim. O zamanlardan bile borcunu ödeyemeyenler olduğu halde, onları kırmamışımdır, destek olmuşumdur. Çok alacağımı silmişimdir. Kimseyi icraya vermişliğim olmamıştır. Helali hoş olsun.</p><p>Çocuklarıma da tavsiye etmişimdir, &#39;oğlum, siz de güzel insanlarla traktör satın, daire satın, benim bu düzenimi bozmayın kimseyi de icraya vermeyin&#39; diye tembihlemişimdir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Önemli bir anınız var mı?</p><p><strong>Zeki Kebeci:</strong> Ben memleketimi çok severim. 2003 yılında bakkal dükkanını yıkalım, yeni yer yapalım dedik. O zaman bakkalı karşıya taşıdık fakat o gece bizim dükkandaki para kasası çalındı. İçinde de çekler, iki bin kişiye yakın veresiye defteri falan kıymetli evraklar da vardı. Çoğunlukla zahireden alacaklarımız vardı. Tabi ki üzüldük ve nasıl yapacağımızı düşünüyorduk. Sermaye gitmişti! İnanır mısın, yarın olduğunda duyan vatandaşlarımız banka kuyruğu gibi sıraya girdiler, her biri &#39;benim şu kadar borcum vardı&#39; diye yazdırıyorlardı. Bizim bilme imkanımız yok. Bizim insanlarımız böyle dürüst, namuslu ve ahlaklı, gurur duyuyorum hemşehrilerimle. Bu sayede bunu da atlattık.</p><p>Ben bunu her zaman yeni gelen valilerimize, garnizon komutanımıza, savcı hakimlerimize gururla anlatırım. İşte Kastamonu&#39;nun resmi bu derim. Her yerde de anlatırım.</p><p>Ayrıca dostların, iyi gününde de, kötü gününde de yanlarında olmaya önem verir ve uygularım.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kebeci-market-sahibi-zeki-kebe_1730478696_pYOIHe.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kebeci Market sahibi Zeki Kebeci ile özel röportaj ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kebeci-market-sahibi-zeki-kebe_1730478696_pYOIHe.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Reis Gıda sahibi Mehmet Reis'le özel röportaj]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/reis-gida-sahibi-mehmet-reis-le-ozel-roportaj/46385/</link>
            <description><![CDATA[Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis'le sitemiz köşe yazarı Emin Eğri özel röportaj yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/reis-gida-sahibi-mehmet-reis-le-ozel-roportaj/46385/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 19 Oct 2024 01:06:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haber sitemiz köşe yazarı Emin Eğri, Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis&#39;le özel röportaj yaptı.</p><p>Eğri, &quot;Sayın Mehmet Reis&#39;e biz sorduk, kendisi cevapladı.&quot; dedi.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Sayın Reis, Gıdada üretim planlaması var mı? Çünkü bazı ürünler, karpuz, domates, patates gibi üretenler tarafından ya döküldü, ya da tarlada bırakıldı. Ayrıca Limon üreticileri toplamadı para etmiyor diye. Zeytin üreticileri de aynı şekilde ağaçları kesti. Neden böyle oluyor?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Maalesef 2024 yılında, yani bu yıl, patatesi tarlada 4 liraya satamıyoruz diyen üreticiler dertliydi. Niye öyle oldu derseniz; Patates fazla ekilince üretim fazlası oldu. Satışta zorlanıldı. Planlı bir üretim yapılsa, Türkiye&#39;nin ihtiyacı ne kadar, ihracat potansiyeli ne kadar diye planlı üretim yapılsaydı ürün ne tarlada kalırdı, ne de fiyatı artardı.</p><p>Gelelim planlı üretim konusuna. 2001 yılından beri tarımda sayım yapılmadı. Bu yıl, Ekim ayından itibaren planlı üretime geçilecek. Resmi Gazete&#39;de yayımlandı.</p><p>2023 yılında Cumhurbaşkanlığı tarafından &#39;Stratejik ürün&#39; kabul edilen, hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve sonradan ilave edilen patates, 81 ilde plan doğrultusunda üretilecektir.</p><p>Ben de bunu 48 yıldır bu işin içinde olan bir kişi olarak olumlu buluyorum. Planlı üretim yapılmadan tarımda istikrarı sağlayamayız.</p><p>Kırsal kalkınmada üretimden vazgeçecek olanların şehre göç ettiği, bunun da üretimde dengeyi bozduğu bir gerçektir. Köylüyü yerinde tutmak için ihtiyaçlarını sağlamak gerekir.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İklim konusunda konuştunuz. Bahsedilen Paris İklim anlaşmasına katılımcı ülkeler uyum sağlıyor mu?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Maalesef, imzacı ülkeler halen &#39;fosil&#39; yakıt kullanmaya devam ediyorlar. Dünya karbon düzeyi artıyor. Bunu önlemek l&acirc;zım. Dünya sıcaklığı(ortalama) 2C derece artarsa mısır, buğday gibi bir çok ürünü yetiştiremeyeceğiz. Ülkemizin de bu konuda tedbirleri alması ve uygulaması gerekiyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Konuşmanızda yeni teknolojilerin tarımda kullanılması gerekir diyorsunuz. Bunu temin etmek köylü için kolay mı?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Çok önemli bir soru. Biz de tabi ki, gelişmiş ülkeler gibi kullanabilmeliyiz. Biz de araziler parçalı, böyle yerlerde bahsettiğimiz gelişmiş teknolojik tarım aletleri kullanılması zor. Maliyetler daha fazla olur. Bu nedenle, parçalı araziler toplulaştırılmalıdır.</p><p>Köyde veya kırsal alanlarda çiftçilerimizin bir araya gelip araç modernizasyonu ile ilgili birleşmelidir.</p><p>Mesela, bir köyde 7 traktör var, bunun 2 tanesi ile hepsinin işleri görülebilir.</p><p>Bunun gibi, teknolojiyi daha yaygın kullanabilmesi için birlikte hareket etmelerinde fayda var. Bu sayede maliyetler düşer, devlet desteği ile de rekabet edebilmesi için zaman harcamasını daha azaltma imkanı olur. Pek çok konuda başarılabilir. Bu gün &#39;YAPAY ZEKA&#39; var, her konuda yararlanılabiliyor. Sizin ne kadar yeterli kullanacağınızdan tutun da, ne yapmanız gerektiğini biliyor yapay zeka. Ya da &#39;Hassas Tarım&#39; ve &#39;Akıllı Tarım&#39; dedikleri bu yöntem olmaktadır.</p><p>Öncelikle teknolojinin yaygınlaştırılması gerek. Bunların yanında mutlaka veri tabanı oluşturulması l&acirc;zım.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Yıllardan beri BAKLİYAT konusu haber olur. Kanada&#39;ya mercimek yetiştirmesini öğrettik, şimdi biz onlardan alıyoruz denilmektedir. Bakliyat üretimi Türkiye&#39;ye yetiyor mu?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Şöyle cevap vereyim. 1990 yılından 2023 yılına geldiğimizde, kuru baklagiller 20 milyon dekarda ekilirken, 8.8 milyon dekara ekilir olmuş. Yani yüzde 56 ekim alanı azalmış. Üretim miktarı ise yüzde 34 azalmış. 12 milyon ton üretimden 1.3 milyon tona düşmüşüz! Nüfusumuz ise 54 milyondan 85 milyona çıkmış. Dediğiniz gibi Kanada bizden yeşil mercimek tohumu almış, dünyaya yeşil ve sarı mercimek satıyor.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Yerli tohumu kullanalım diyorsunuz ama sertifikası olmayınca izin verilmiyor. Çiftçi o zaman ne yapsın?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Dünyada tohumların ıslah edilmesi sayesinde birim üretimde artış sağlandı. Islah sonucu ürün artışı yüzde 39 oluyor. Bu da azımsanmayacak bir artış. Bu nedenle verimi yüksek tohum kullanmak gerekmektedir. Buna rağmen tarım alanlarına baktığımızda da azalma görüyoruz.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Madem artış var diyorsunuz, o zaman neden Ukrayna ve Rusya&#39;dan buğday alıyoruz?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Bazen bu konuyu tv&#39;lerde izah ediyorum. Farklı algılanabiliyor. Türkiye evet Ukrayna ve Rusya&#39;dan buğday alıyor. 9 ile 12 milyon ton arası olabiliyor. Bundan maksat iç tüketim değil, işleyerek makarna ve unlu mamuller haline getirip ihracat için yapmaktadır. Aldığının yaklaşık yüzde 90&#39;nını ihraç ediyor.</p><p>Unlu mamuller ihracatı konusunda Türkiye ilk üç arasındadır. Ay çekirdeğinde olduğu gibi ihraç edeceğimiz buğdayın bile hammaddesini üretebilme kapasitesi var bizde.</p><p>Yarın bir gün, yani iki üç sene sonra Rusya&#39;da un fabrikaları ve makarna fabrikaları açılacak. Mercimek de nasıl Kanada&#39;ya kaptırdıysak, bunu da Rusya&#39;ya kaptıracağız! Şu anda bile bizim fabrikalarımız yüzde 50-60  kapasite ile çalışmaktadır. O zaman ne olacak bu fabrikalar?</p><p>Onun için diyoruz ki; buğday üretimimizi artırmalıyız. 20 milyon ton olan üretimimizi 30 milyon tona çıkarabiliriz.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> Tarım ve Hayvancılıkta girdileri azaltmadıktan sonra çiftçi nasıl kazanacak?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> EN ÖNEMLİ KONU BU. Türkiye&#39;de şu anda tarımsal üretimde girdi maliyetleri sizin dediğiniz gibi. Besicilikte girdi maliyetlerini azaltmazsanız verimliliği artırmazsanız bu enflasyonda başarılı olamazsınız.</p><p>Maliyetleri düşürüp verimliliği artırmakla başarılı olunabiliyor. Bu sayede de nihai tüketicinin cebinden daha az bir para çıkar, onun da enflasyon düşüşüne katkısı olur.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İklim değişikliği konusunda Türkiye üzerine düşeni yapıyor mu?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Türkiye AB &#39;Yeşil mutabakat&#39; konusunda bir adım attı. Çünkü, AB&#39;ye bizim ihracatımız en yüksek seviyede. Bu TBMM&#39;den geçti. Önemli bir adım olarak görüyoruz. Ancak taahhütleri yerine getirmek l&acirc;zım.</p><p>Biz de şöyle bir alışkanlık var. Sonuna kadar bekleriz. Bu günün işini yarına, yarının işini daha sonraya bırakmamamız gerekiyor.</p><p>Küresel iklim değişikliklerinin etkisinden kurtulmak için hem de ticari ilişkilerimizi devam ettirmek için yapmalıyız.</p><p><strong>Emin Eğri:</strong> İklim değişikliği doğrudan çevreyi etkilediği halde, Türkiye olarak yabancı ülkelerden &#39;ÇÖP&#39; ithal ediyoruz. Bu konu da ne düşünüyorsunuz?</p><p><strong>Mehmet Reis:</strong> Türkiye bu konuda maalesef hassas davranmıyor. Atıkların da küresel iklim değişikliğine etkisi var. Vizyon ve prestij açısından da olumsuz imaj yaratmaktadır. Türkiye için iyi değil. Karar vericilere şunu söylerim ki; Türkiye&#39;nin kıymetini bilelim!</p><strong>TAVSİYELERİ VE ÖNERİLERİ</strong><p>Ayrıca not olarak bir konuya değinmek istiyorum. Türkiye&#39;de tarımda yaşlı nüfus çalışıyor. 57-58 yaş civarı. Gençler maalesef tarımı güvenli görmüyor. Büyük kentlerde kendinin güvence altında olabileceğini düşünüyor.</p><p>54 üniversiteye söyleşi için gittim, gençlerimizin bir an önce tarıma yönelmelerini istedim. Kökenlerinde mutlaka tarım yapanlar var.</p><p>Pandemi dönemi tarımsal üretimin daha da artırılması gerektiğini gözümüzün önüne koydu.</p><p>Gençlerin teknolojiye yatkınlığı ve adaptasyon kabiliyeti var. Büyüklerin de tecrübeleri var. Birleştiğinde Türkiye&#39;de tarımsal sürdürülebilir adımlar atmış oluruz.</p><p>Cazibeli hale getirmek l&acirc;zım. Eğitim, sağlık, güvenlik konularında ve sosyal donatıları yaparak gençleri köyünde tutmak l&acirc;zım.</p><p>Önerim; Köykent modeli ile kırsal alanlar daha cazip hale gelecek, yaş ortalaması gençleşecek, tarım çalışanları bu sayede gıda güvenliği açısından önemini koruyacaktır.</p><p>Yeni tarım liselerinin açılması Türk tarımının güvence altına alınmasına destek olacaktır.</p><p>Sayın Mehmet Reis&#39;e teşekkür ederiz.</p><strong>Mehmet Reis kimdir?</strong><p>1957 yılında Kastamonu&#39;nun İnebolu ilçesinde doğdu. Eğitim hayatına Samsun Eğitim Enstitüsünden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etti. Yüksek öğrenimine başladığı yıl babasını kaybetti. Üniversiteyi bırakarak İstanbul Unkapanı&#39;nda gıda işi yapan bir ticarethanede muhasebe ve satış bölümünde çalışmaya başladı. Daha sonra kendi işi REİS GIDA&#39;yı kurdu. İki çocuk babasıdır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/reis-gida-sahibi-mehmet-reis-l_1729289169_Mt9hxr.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Reis Gıda sahibi Mehmet Reis'le özel röportaj ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/reis-gida-sahibi-mehmet-reis-l_1729289169_Mt9hxr.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kastamonu gençliği emin ellerde]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kastamonu-gencligi-emin-ellerde/45866/</link>
            <description><![CDATA[Kastamonu gençliği sadece sandalye taşıyan, etkinliklerde pankart asan değil gerektiğinde karar alındığında düşüncelerine ve fikirlerine değer verilen bir gençlik.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kastamonu-gencligi-emin-ellerde/45866/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 30 Aug 2024 17:48:43 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Ülkenin ve Kastamonu&#39;nun kanayan yarası uyuşturucu illetine bulaşan gençliği bu çamurdan kurtarmak için projeler hazırlayan Kastamonu sivil toplum kuruluşlarının beyefendi idol güler yüzlü Genel Başkanı Sercan Okur, gündeme dair ve KASKON gençliğinin hedef ve projelerini Akın Medya ekibine özel değerlendirmelerde bulundu.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Sercan Okur kimdir, sizi sizden dinleyebilir miyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> 2 Ocak 1994 Kastamonu ili Doğanyurt ilçesi doğumluyum. 18 yaşıma kadar Doğanyurt&#39;ta yaşadım. 5 kardeşiz. 18 yaşında İstanbul&#39;a iş aş için diğer gurbete çıkan Kastamonulu aileler gibi gurbetle tanıştım. Aile büyüklerimin önerisi ile girdiğim gıda sektöründe 20 yaşıma kadar faaliyet gösterdim. Sonrasında askerlik sürecim oldu. Deniz Kuvvetlerinde Hatay İskenderun ardından Ankara&#39;da Dikimevinde vatanı görevimi yaptım. Askerlik dönüşümde bir yıl kadar gıda sektöründe çalıştım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSKİ Genel Müdürlüğünde işe başladım. Sosyal işler personeli olarak da göreve 2016 yılında başladım. Halihazırda aynı görevimde çalışmaktayım.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Cemiyet hayatına nasıl başladınız?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Cemiyet hayatım bununla birlikte askerden hemen geldikten sonra 2015 yılında Ümraniye&#39;de siyasi bir partide gençlik kollarında başladı. Gençlik kollarında mahalle yöneticiliği mahalle başkanlığı ardından ilçe yöneticiliği bölge başkanlığı görevlerinde bulundum. Sonrasında ilçe başkanlığı adaylığı sürecim oldu, onun ardından siyasete ara verdim. 2018 yılında evlendim, iki kız evladım var, siyasete ara verdikten sonra Kastamonu dernekçiliğine yoğunlaştım.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Farklı derneklerde de görevleriniz var diye biliyoruz onlar hakkında da bilgi alabilir miyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Dernek camiasına 2018 yılında atıldım. KASDER Genel Merkez yönetim kurulu üyesiyim. İnsani Fikir Akıncılar Derneği Genel Başkan Yardımcısıyım. Kastamonu&#39;da İnsani Hayat Derneğinin İstişare Heyeti Kurul Başkanıyım. KASDER Genel Merkez Gençlik Kollarında görev aldım iki dönem Başkan yardımcılığı yaptım, onun ardından Kastamonu Konfederasyonunda Kurucu Gençlik Kolları Başkanlığını hali hazırda sürdürüyorum.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> KASKON Gençlik Kollları Yönetiminden de bahseder misiniz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> KASKON&#39;da göreve başladığımızda 15 kişilik icra kurulu ve 37 kişilik yönetim kurulu oluşturduk. Bu arkadaşlarımızın özellikle İstanbul&#39;un 39 ilçesinde ikamet eden ve Kastamonu&#39;nun farklı ilçelerinden olmasına özelikle özen gösterdik. Kastamonu Konfederasyonu kurumsal yapısını korumak amacıyla federasyonlarımız üzerinden KASKON&#39;a bağlı federasyonlara resmi yazı göndererek genç kardeşlerimizi gençlik kolları yapılanmamıza davet ederek geniş yelpazede birlik ve beraberlik içinde hizmeti hedefledik.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> KASKON gençliğinin hedefi nedir?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Kastamonu dernekçiliğinde gençlik kolları gerçekten zor bir nokta, niçin zor bir nokta.</p><p><strong>&quot;Kastamonu dernekçiliği şu anda çok yaşlı&quot;</strong></p><p>Kastamonu dernekçiliğini gençleştirmemiz gerekiyor, ama maalesef şöyle bir handikap var, nedir derseniz ülkemizdeki maddi ve ekonomik sıkıntılardan dolayı dernekçilik her geçen gün zorlaşıyor, gençlerimizin ilgi alanı olmaktan tamamen çıkmış durumda. Kastamonu dernekçiliği olarak gençler olarak genel şöyle bir durum var, bir ön yargı var. Biz bu ön yargıyı kırmak istiyoruz.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Nedir bu kırmak istediğiniz ön yargı?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Kastamonu dernekleri bize göre sadece piknik yapan, kahvaltı yapan sadece yaşlı amcaların buluşmak için toplandığı ayda bir haftada bir toplantı yaptıkları ortamlar. (Bazı derneklerde okey oynanan yerler) Gerçek manada dernekçilik yapanları tenzih ediyorum sakın yanlış anlaşılmasın. Biz daha çok bu ortamlarda değil sosyal alanlarda vakit geçirmek istiyoruz diye düşüncelerini ve görüşlerini bizlere ifade ediyorlar.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Faaliyetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> KASKON Gençlik Kolları olarak, sosyal sorumluluk projelerine önem veriyoruz. Sosyal etkinliğimiz, piknikler, çay sohbetleri, eğitim seminerleri sosyal sorumluluk projeleri kapsamında kan bağışı programları, bu gibi sosyal sorumluluk çalışmalarına ağırlık veriyoruz. KASKON Gençlik Kolları olarak Afrika Tanzanya&#39;daki genç kardeşlerimize din diyanet ırk mezhep ayırmaksızın yeterki gençlik olsun bizim için yeterli. Tanzanya&#39;daki kardeşlerimize oyuncak desteklerinde bulunduk. Kastamonu Gençlik bayrağını Tanzanya&#39;da yaptığımız projelerle dalgalandırdık. Bundan dolayı şahsım ve yönetim kurulu olarak çok mutluyuz.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketinde önemli sosyal sorumluluk projelerine imza attığınızı biliyoruz neydi bunlar?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Deprem döneminde İstanbul&#39;a gelen ve ulaşabildiğimiz bütün depremzede aileleri ilçe kaymakamlıklarından, muhtarlıklardan, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden tek tek öğrenerek hepsini ziyaretlere gittik, ailenin faydalanabilecekleri imkanlardan bahsederek depremzede çocuklarımıza psikolojik destekler sağladık, yüzlerinin gülmeleri için onlara oyuncaklar sevdikleri yiyecekler hediye ettik. Bunun ardından yine deprem bölgesine giderek ramazan ayı içersinde iki gün boyunca depremzede ailelerimize 2 bin kişilik sıcak iftar yemeği ikramında bulunduk KASKON Gençlik Kolları olarak. Depremzede ailelerini çadırlarda ziyaret ederek genç kardeşlerimiz ile çocuklarla hoş vakitler geçirerek gençlerimize oyuncaklar ve çikolata ikramında bulunarak bir nebzede olsa acılarına ortak olduk, psikolojik destek sağladık. İş insanlarımızı iş yerlerinde ziyaret ettik, siyasetçilerimizi makamlarında ziyaret ettik, dernek, federasyon, köy derneklerinin başkan ve yöneticilerine ziyaret gerçekleştirdik, onlarla istişareler yaptık, birlikte hizmet noktasında ortak ne tür çalışmalar ortak ne tür projeler gerçekleştirebiliriz konuştuk, seçim dönemlerinde hemşehrilerimizden aday olanların programlarına katılarak gençler olarak destek sağladık. SMA hastası Mehmet Aslan kardeşimize destek kampanyalarına katılarak destek verdik. Yine diğer Doğanyurtlu hemşehrimizin oğlu SMA hastası Yağız Batu Demirtaş&#39;a da sağlığına kavuşması için yapılan destek kampanyasına iştirak ederek ailenin yanında olarak destekte bulunduk. Gençlik olarak icra ve etkinlik toplantılarımızı muntazam ve düzenli yaptık. 29 Ekim&#39;de Ankara&#39;ya giderek Anıtkabir ziyaretinde bulunduk. Ulusal kanallara Kastamonu Gençliği adına TV programlarına katılarak röportaj verdik. Kastamonu Gençliği olarak şehit cenazelerine katılım sağlayarak acılı ailelerimize acılarına ortak olarak taziye ziyaretinde bulunduk.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Kastamonu&#39;da kurduğunuz dernek ve birlikte yapılan projeler hakkında da bilgi rica edebilir miyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Ekibimizle göreve başlar başlamaz ilk işimiz, Kastamonu merkezde gençlik olarak bir yapılanma kurmak oldu. İstanbul&#39;da faaliyete geçtikten sonra Kastamonu&#39;da neden böyle bir ekip kurduk İstanbul&#39;da faaliyetlerimiz devam ederken Kastamonu&#39;da genç kardeşlerimizi düşünmek zorundaydık. Buradaki en önemli kırmızı çizgimiz Kastamonu&#39;da her geçen gün çoğalan yasaklı madde bağımlısı gençlerle ilgili mücadeleydi. Madde bağımlılığı ile mücadele Kastamonu&#39;da bu konudan muzdarip genç kardeşlerimize el uzatmak oldu. Kastamonu&#39;da yaklasık 12 yıldır madde bağımlılığı ve gençlerle mücadele veren değerli hocamız Sayın Abdullah Karamehmet ile birlikte bu çalışmalara başladık. Ardından Kastamonu İnsani Hayat Derneğini kuran değerli hocamız Sayın Abdullah Karamehmet ve ekiplerimizle birlikte bu mücadeleyi daha güçlü bir şekilde başlattık. Arkadaşlarımızla bu ekibi kurarken madde bağımlısı olan gençlerimizi ikna ederek ailelerine tek tek ulaşarak tedavi almaları amacıyla Tokat&#39;ta bulunan AMATEM Ankara&#39;da bulunan AMATEM&#39;de tedavi süreçlerini hızlı bir şekilde başlattık. Şu ana kadar 120&#39;ye yakın genç kardeşimiz madde bağımlılığından kurtarıldı.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Nasıl bir çalışma süreci uygulanıyor?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Bu projemize şu şekilde devam ediyoruz, önce ikna süreci sonra tedavi süreci. Bu kardeşlerimizi ekiplerimiz tarafından kendimiz teslim ediyoruz. Tedavi süreçlerini yakından takip ediyoruz. Tedavileri bittikten sonra yine kendimiz alarak Kastamonu&#39;ya getirerek Kastamonu&#39;da tekrar bu gençlerimizi hayata kazandırmak amacıyla, iş ve aile hayatlarını da yakından takip ederek destek sunuyoruz. Aynı zamanda bu arkadaşlarımızı Kastamonu&#39;daki genç ekiplerimize dahil ederek mücadelede giderek güçleniyoruz.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Bu projenize dahil olabilecek gençliğe nasıl ulaşıyorsunuz ya da o gençlik size nasıl ulaşabilir?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Özelikle bu konudan muzdarip olan aileler bize ulaşıyorlar. Biz artık çocuklarımıza laf geçiremiyoruz, çocuklarımız evlerine girmiyor. Bu konuda bize tedavileri hakkında yardımcı olun diye istekleri oluyor veya gençler çalışmaları duyup bizlere dahil oluyorlar. Kastamonu merkezde Yeşilay var evet doğru, o da kendi şartlarında çalışmalar yapıyor. Yeşilay sabah 8.00&#39;de açılıp saat 17.00&#39;de kapanan devlet kurumu gibi çalışan resmi bir sivil toplum kuruluşumuz.</p><p><strong>&quot;Madde kullanımı Kastamonu&#39;da görünmeyen büyük bir yara&quot;</strong></p><p><strong>Akın Medya:</strong> Şu an tedavi gören 80 kişilik sayının ilçelere dağılımı hakkında bilgi alabilirmiyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Bu sayı sadece merkezi kapsıyor biz ilçelere yetişemiyoruz. Madde bağımlılığı maalesef o kadar hızla yayılıyor ki Kastamonu merkezde bile çok sayıda var.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Bu kişiler ya da aileleri size nasıl ulaşabilirler?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Kastamonu&#39;da bu konudan muzdarip kişiler ya da ailelerinin bize ulaşmaları için Kastamonu İnsani Hayat Derneği var, resmi olarak kuruluşunu yaptık. Kastamonu İnsani Hayat Derneğine Sayın Abdullah Karamehmet hocamız başkanlık yapıyor. Bende bu derneğin istişare heyeti başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca yönetim kurulunda bulunan ve İnsani Hayat Derneği yönetiminde görev alan ekip arkadaşlarımız da mevcut.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Bu derneğin fonksiyoneli nedir neler yapar neleri yapmaya devam ediyor?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Bu derneğimizle birlikte iş birliği yaparak İçişleri Bakanlığımıza proje yazdık. İçişleri bakanlığı tarafından projemiz kabul edildi. Projemizin ismi &quot;Hayatı Keşfet.&quot; Şu an projemizin faaliyetlerini Kastamonu merkezde yürütüyoruz. Hatta geçtiğimiz 19 Temmuz&#39;da gençlerimizi projemiz faaliyetleri kapsamında İstanbul&#39;a davet ettik ve iki günlük bir kültür gezisinde yaklaşık 15 arkadaşımızı ağırladık. İstanbul&#39;un turistik ve kültür değerlerini tanıttık. Daha öncede bu projenin bir benzerini yine yapmıştık. İstanbul&#39;u televizyonlarda, dizilerde, kartpostallarda görmüş, hiç İstanbul&#39;a gelmemiş, gelme imkanı olmayan kardeşlerimizi getirip hayallerini gerçekleştirererek unutulmayan bir motivasyon gezisinde buluşturduk. &quot;Hayatı Keşfet&quot; projesi kapsamında İstanbul&#39;u görmemiş kardeşlerimize İstanbul&#39;u keşfetmelerini sağlayan projelerimizle buluşturmaya devam edeceğiz. Bizim birinci önceliğimiz samimiyet, sevgi ve saygı çerçevesinde rol model bir Kastamonu gençliği yetiştirmek. Yetenekli genç kardeşlerimizin yeteneklerini keşfedip yetenekli olduğu alanlarda desteklemek, gelişmelerine yardımcı olarak kendilerine iş imkanları sağlayıp destek olmayı hedefliyoruz. Gençlik Kolları İcra Kurulu olarak bununla ilgili araştırma ve geliştirme birim başkanımız ve Kastamonu derneklerimizin bana göre olmazsa olmazı sanat kurulu birim başkanlığımız da sürekli arayış ve araştırmalar yapıyor.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Gençlik derneğinin olmazsa olmazı sizin için en önemli öne çıkan faaliyetlerini söylemek gerekirse neler söylersiniz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> İstanbul&#39;daki faaliyetlerimiz arasında siyasette görev yapan genç arkadaşlarımızı parti fark etmeksizin desteklemek, ticaret ile uğraşan arkadaşlarımızın ticari hayatında başarılı olmaları için desteklemek, diğer genç iş insanı kardeşlerimizle tanıştırmak ve birlikte ticaret yapmalarına vesile olarak bir ticaret ağı oluşturmak ilk fırsatta öne çıkan hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Okuyan genç kardeşlerimizi desteklemek, bütün derneklerle birlik ve beraberlik içersinde Kastamonu&#39;ya ve Kastamonu&#39;nun insanlarına ciddi manada hizmet vermek görev bilincimizdir. Genç kardeşlerimizi birleştirmek ve bir araya getirmek amacıyla, sosyal faaliyetler düzenlemekteyiz. Şu ana kadar üç defa Kastamonu gezi turu yaptık. Kastamonu turizmi ve gastronomisine destek vermek, genç kardeşlerimizin iyi ve kötü günlerinde yanlarında olmak bizim asli görevlerimizdendir.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Sivas&#39;tan sonra İstanbul&#39;da en çok nüfusa sahip Kastamonulu hemşehrilerimiz ve gençliğine seslenmek isterseniz mesajınız ne olur?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Kastamonulu hemşehrilerimize sizin aracılığınızla seslenmek istiyorum, gençlerimiz sivil toplum kuruluşlarına derneklerimize yönelsinler, buralarda genç kardeşlerimizin görevler almalarını arzu ederiz. Kastamonulu gençliği bir araya geldiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok, ben inanıyorum birlikte çok güzel işler yapacağız, birlikten kuvvet doğacaktır, bizler bu arada büyük bir aileyiz, gençlik kolları ailemiz her gecen gün büyüyor, biz burada bir sürü anılar ve hikayeler biriktirdik yeni genç kardeşlerimizin katılmalarını arzuluyoruz, biz birlikte güçlüyüz. Her daim bizim arkamızda duran bizlerin bu işleri başarıyla yapmamıza destek veren başta KASKON Genel Başkanımız Mehmet Alver Bey ve yönetim kuruluna, Başkan Vekilimiz Kubilay Salih Vatandaş&#39;a, gençlerin abisi Gençlik Kolları sorumlumuz ve Genel Başkan Yardımcımız Ali Rıza Yıldırım başkanımıza, şahsım ve yönetim kurulu arkadaşlarım ve Kastamonu gençliği adına sonsuz teşekkürler ediyorum. Bu işleri organize ederken, sorgusuz sualsiz her daim yanımda olan yol arkadaşlarım, ekip arkadaşlarım, yönetim kurulundaki birbirinden değerli arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler ediyorum, bizler bir ekipten daha fazlası biz büyük bir aileyiz.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Araç ilçesinde bulunan tarihi bir kazı &quot;Kahin Tepe&quot; çalışmaları ile ilgili açıklamalarınız ulusal medyada büyük yankı buldu bu konu ile ilgili neler söyleyeceksiniz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Son günlerde Kastamonu Araç ilçesinde bulunan &quot;Kahin Tepe&quot; arkeolojik kazı çalışmaları ile ilgili medyaya yaptığımız basın açıklaması ile birlikte Kastamonu&#39;da gündem yarattık. Ben bütün hemşehrilerimden bu konuya dikkatlerini vererek sahip çıkarak destek olmalarını bekliyorum. Çünkü Kastamonumuzun gelişimi turizimdir. Turizm noktasında ve tarih noktasında büyük bir tanıtıma katkı sağlayacağına inanıyorum. Ekonomik nedenlerden dolayı kazı çalışmalarına ara verildiğini biliyoruz. Bu konuda iş adamı hemşehrilerimizin kazı çalışmalarına sponsorluk ve maddi destek olarak katkıda bulunmalarını ve destek vermelerini rica ediyoruz. Biz Kahin Tepe ile ilgili kazı çalışmaları başlayana kadar konunun takipçisi olacağız. Bunu da buradan siyasi büyüklerimize ve Kastamonu kamuoyuna duyurmuş olalım.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Son olarak mesajınızı alabilir miyiz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> KASDER Genel Merkezi başkanlığına yeni seçilen Genel Başkan Sayın Rahmi Sezer ve ekibini tebrik ediyor başarılar diliyorum. Geçmiş dönemde görev yapmış Sayın Remzi Şen&#39;e ve ekibine hizmetlerinden dolayı teşekkürler ediyorum. Kastamonumuzun birlik ve beraberliği adına güzel hizmetler yapacaklarına inanıyor başarılar diliyorum.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Sayın Okur, çocukluk yıllarınız hayalleriniz ve bu koşuşturmada kendinize ailenize zaman ayırabiliyor musunuz, boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Doğanyurt&#39;ta çok eski yıllarda dedelerimizin yük gemileri varmış o bakımdan yıllar önce gemicilik ve kaptanlık yapmış dedelerin kaptan bir ailenin çocuğu ve evimiz denize yürüme mesafesi olduğu için denize aşık bir yaşantımız deniz kokusu ve yosun kokusu olmadan yaşayamayan çocukluk yıllarımız geçti. Çiftçi bir ailenin çocuğuyum babam uzun yıllar çiftçilik ve o da İstanbul&#39;a göç eden bir aile olarak uzun yıllar İstanbul&#39;da ticaretle uğraştı. Benim çocuk yaşta hayalim Orman Genel Müdürlüğü personeli olmaktı. Bundan dolayı boş zamanlarımda doğa yürüyüşü en büyük hobilerim arasında yer alıyor. Av merakım vardır, yoğun çalışma tempomuz İSKİ Genel Müdürlüğündeki görevimiz, onun dışında dernekçilik hayatım ve farklı cemiyetlerdeki görevlerim ile dolu dolu geçiyorsa da özelikle imkan ölçüsünde hafta sonunu ailem ve çocuklarımla vakit geçirmeye gayret ediyorum. Siyasetle ilgili güzel teklifler alıyorum, bir partinin genel merkez gençlik kollarından güzel bir teklif aldım. Şu an Kastamonu dernekçiliğin de gençlik kollarında yapacak çok işlerimiz olduğu için siyasi partiden gelen teklifi kabul etmedim. Önce başarıyı kendi memleketimden elde etmek ve başarmak istiyorum. Ondan sonra nasibimizde siyaset varsa devam ederiz. Bana göre bir dernek başkanının asli görevi bulunduğu makamları kendilerine siyasi bir noktaya getirmek olmamalı. Bu makamları kendi ekiplerindeki arkadaşlarını bir noktalara getirmek olmalı diye düşünüyorum. Bu maalesef Kastamonu dernekçiliğinde ters işliyor. Başkanlar kendi karar alan değil, doğru kararları alan kişi olmalıdır. Ben yaptım ben böyle uygun gördüm diyen olmamalıdır. Bu konulara özel ihtimam gösteriyorum. Gösteren başkanlara da saygım sonsuz.</p><p><strong>Akın Medya:</strong> Dernekçilikteki hayaliniz nedir?</p><p><strong>Sercan Okur:</strong> Hayalim çok uçuk ve imkansız değil. Kastamonu derneklerinin çok gereksiz yere dernek mülkiyetlerine kira vererek gereksiz para harcadığını düşünüyorum. İstanbul&#39;da 1,5 milyon Kastamonuluyuz diyoruz. Kastamonu dernekçiliğinde hayalim tek bir çatı altında toparlanmak. Her mahallede her ilçede farklı kiralar verilmesin, biz İstanbul&#39;daki bütün Kastamonululara ulaşalım çok cüzi miktarda küçük küçük yardımlarla çok güzel işler yapabileceğimizi hayal ediyorum. 1,5 milyon Kastamonuludan 20 tl cüzi destek alsak büyük bir rakam ortaya çıkıyor. Bu yardımla siyasete yön veren siyasetten beklentisi olmayan Kastamonu sivil toplum örgütü oluruz. Kastamonulular tarihte Osmanlı&#39;ya yön verenler oldu. Benim hayalim İstanbul&#39;da ve Türkiye siyasetine yön veren bir Kastamonulu dernekçiliği. Kastamonu gençliğini bir araya toplamak benim en büyük hayalimi süslüyor. Bizler siyaseti bilmiyoruz, siyasetle uğraşan hemşehrilerimizi sadece sosyal medyada mesaj yazmakla desteklemek olmuyor. Onlarla yan yana omuz omuza yol yürüyüp desteklemeliyiz yanında olmalıyız. İstanbul&#39;da başarılı iki genç hemşehrimiz başarılı belediye başkanlarımız var. Bağcılar Belediye Başkanı Sayın Abdullah Özdemir ve Arnavutköy Belediye Başkanı Sayın Mustafa Candaroğlu. Yani Kastamonu gençliğine imkan ve destek verilirse neyi başarabileceklerinin en bariz iki örneğidir. Buradan bu vesile ile iki hemşerimiz başarılı belediye başkanlarımıza başarılar diliyorum. Kastamonu gençliği sadece sandalye taşıyan, etkinliklerde pankart asan değil gerektiğinde karar alındığında düşüncelerine ve fikirlerine değer verilen bir gençlik olarak sahip ve destek olmalarını dernekçi büyüklerimizden bekliyor ve istiyoruz. Dernekçilik benim için sadece görevlerin yerine getirildiği astın üstün olduğu bir yer değil yeri geldiğinde ailevi sıkıntıların dinlenerek psikolojik destek verdiğimiz yeri geldiğinde maddi destekler verdiğimiz iyi kötü gününde yanında olduğumuz bir dost bir hemşehri bir arkadaşı olmalıyız bu duyguları hissettirmek için yanında olmalıyız. Akın Medya ve şahsınıza Kastamonu dernekçiliği ve Kastamonu tanıtımına verdiğiniz katkı ve destekten dolayı da ayrıca teşekkür ediyor sayfalarınızda ve sosyal medyada faaliyetlerimize tanıtım desteği verdiğiniz için ayrıca teşekkürler ediyorum. Son olarak da sözlerime eklemek istiyorum Kastamonu&#39;da &quot;Hayatı Keşfet&quot; projelerinde bizlere destek olan görevi başında elim bir olayda şehit olan Kastamonu Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü personellerinden değerli emniyet mensubu şehidimiz Ahmet Şahan büyüğümüzün mekanı cennet olsun, yaralı emniyet mensubumuz Arif Ay&#39;a da acil şifalar diliyorum. Kastamonu Emniyetimizin başı sağ olsun.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kastamonu-gencligi-emin-ellerd_1725037843_bnjq1c.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kastamonu gençliği emin ellerde ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kastamonu-gencligi-emin-ellerd_1725037843_bnjq1c.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşk Yazarı Çifci'nin Yazar Oğuz'la röportajı]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-cifci-nin-yazar-oguz-la-roportaji/44818/</link>
            <description><![CDATA[Sitemiz köşe yazarı Aşk Yazarı Mustafa Çifci, Yazar Şevket M. Oğuz ile röportaj yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-cifci-nin-yazar-oguz-la-roportaji/44818/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 09 May 2024 23:19:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İnternet haber sitemiz Kastamonu Güncel&#39;in köşe yazarlarından Aşk Yazarı Mustafa Çifci, Yazar Şevket M. Oğuz ile röportaj yaptı.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Merhabalar kıymetli okur dostlarım. Bu hafta konuğumuz Dört Boş Kafes kitabının yazarı olan Şevket M. Oğuz ile birlikteyiz. Sizi tanımak için çok kısa kitaplarınızdan, yazdıklarınızdan söz eder misiniz?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Dört Boş Kafes benim ilk kitabım geçen sene basıldı. Bu kitaptan sonra Fizan adıyla ikinci bir kitabım daha olacak şu aşamada editör incelemesinde kapak düzeni ayarlandıktan sonra baskıya girecek. Bu iki kitabımda anı ağırlıklı kitaplar. Bu kitaplarım dışında ruhsal gelişim ile ilgili yazdığım makalelerim var bunları da en kısa zamanda toparlayacağım.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Yazmak, yazabilmek nasıl bir şeydir?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Yazmak bir tutku ilk yazdıklarınız sayfaya döküldükten sonra başka işlerde uğraşırken içinizde bir eksiklik hissediyorsunuz sürekli bir şeyler yazmak istiyorsunuz. Bütün mesele ilk yazdığınız sayfayı doldurabilmek, sayfa dolunca arkasından sayfalar geliyor ve insan yazı aleminin içerisinde kayboluyor. İşte sorunuza cevap verirken bile ara vermesem sayfalar akıp gidecek, bir sorunuza bile belki de sayfalarca cevap yazacağım. Bu kadar yeter durmam gerek!</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Emekli olduktan sonra eşimin ısrarı ile kitap okuma kulübüne devam etmeye başladım. Burada okuduğumuz genellikle felsefe ağırlıklı kitapların etkisi ile önce ruhsal gelişim makaleleri yazmaya başladım. Okuma önceliği kitap kulübündeki arkadaşlarımdı. Zamanla benden günlük hayattan da yazılar yazmam istenildi. Ben de anılarımı yazmaya başladım. Çok beğenildi. Arkadaşlarımın teşviki ile ilk kitabım olan Dört Boş Kafes yayınlandı.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Binlerce şiir, binlerce türkü var, size göre bunlar neyi anlatır?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Yazın edebiyatı şiirle başlamıştır. Herodot&#39;un yazdığı İlyada ve Hesiodos&#39;un yazdığı İşler ve Günler ilk yazılı mitolojik kahramanları anlatan eserlerdir. Bu eserler nazım eserlerdir. Daha sonraki yıllarda Yunus Emre ve Mevl&acirc;na da eserlerini nazım türünde yazmışlardır.</p><p>Şiirler öncelikle insanın yaratılışından başlamış daha sonra günlük yaşamdan sıyrılıp aşk şiirlerine ve tasavvufta da ilahi aşka yönelik olarak yazılmaya devam etmişlerdir. Bu arada Nazım Hikmet Sebahattin Ali gibi yazarlar düzene başkaldırı şiirlerini de ortaya çıkarmışlardır.</p><p>Binlerce şiir ve türkü, toplumun sevincini ve hüznünü yansıtır. Her biri, insanın iç dünyasına farklı bir pencere açar. Şiirler, aşkı, doğayı, özlemi, umudu ve insanın derin duygularını ifade eder. Türküler ise geçmişin hikayelerini taşır, coğrafyanın ruhunu yansıtır. Her biri, bir anıya, bir duyguya, bir yaşanmışlığa dokunur. Şiirler ve türküler, insanlığın ortak dilidir.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Hızla geçip giden zamanın farkında mıyız?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Ben farkındayım ve yazarak üretken olmaya devam ediyorum. Ama yaşayanlar günlük yaşam mücadelesinin içerisinde zorunlu olarak fark edemiyorlar. Bir de günümüzde ağırlaşan hayat koşulları ne yazık ki toplumumuzu çok etkiliyor insanlar günlerin nasıl geçtiğinin farkına varamadan zaten çok kısa olan yaşamlarını tüketiyorlar.</p><p>Evet, yaş aldıkça zaman bize daha hızlı geçiyor gibi gelir. Bu algı, yaşlandıkça değişen hafızamızın etkisiyle oluşur. Gençlere göre, bizler bu algımız yüzünden geçmiş gelecek ve şimdiki zamanı algılamamız yaşa göre farklılaşır. Bu farkındalık yüzünden zaman daha hızlı akıyormuş izlenimine kapılırız.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Teknoloji ile mutluluğun bağlantısı nedir?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Bugünler de dijital mutluluk diye bir kavram ortaya çıktı. Dijital mutluluk olarak da; &ldquo;Sosyal ağlar, mesajlaşma ve e-posta, aile ve arkadaş ilişkilerini güçlendirebilir. Teknoloji, duygusal açıdan daha iyi hissetmeye yönelik oyunlar ve aktiviteler sunar. Bu uygulamalar insanların mutluluğunu artırabilir.&rdquo; deniliyor. Ama bunları bilinçli olarak kullanmak gerekir. Bilinçli kullanım faydalı olmalarını sağlar ve bu sayede de mutlu olunur. Fakat bizler ne yazık ki günlerimizi sanki teknolojinin esiri gibi sürekli onları kullanarak geçiriyoruz. Çalışanlar ve emekliler olarak zaten sınırlı olan zamanımızı böylece boşa harcamış oluyoruz. Sınırlı zaman derken çalışanlar için mesai saati dışında kalan zamanı emekliler içinde ne zaman biteceği bilinmeyen ömrü kastediyorum. Sonuç olarak sınırlı zamanlarımızı kitap okuyarak hobi bularak kısa yürüyüşler yaparak düzenli uyuyarak geçireceğimiz yerde dijital mutluluk peşinde koşmamak gerekir diye düşünüyorum.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Kastamonu demek sizin için ne anlama geliyor?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Benim için Kastamonu daha çok Taşköprü doğduğum değil ama atalarımın yaşadığı benim her fırsat bulduğumda gittiğim büyükbabamın anneannemin ve çok sevdiğim dayımın yaşadığı ocak anlamına geliyor. O ocak; içerisinde sevgi, arkadaşlık dostluk hoşgörünün dolu olduğu sıcacık ocak.</p><p>Yeşillikler içerisinde her şeyin doğal olduğu orada yediğim meyvenin kokusunu unutamadığım köylerinde kendir çektiğim dövene bindiğim traktör ile pancar taşıdığım kamyon ile Çaycuma&#39;ya tomruk götürdüğüm sarımsak topladığım Taşköprü. Kışın pastırmalı pide yazın kuyu kebabı yediğim Taşköprü. Bayramlarda ayrı bir dostluğun yaşandığı her evin kapısının açık olduğu sabah kurulan bayram sofralarının akşama kadar kaldırılmadığı Taşköprü.</p><p>Bu yukarıda anlattıklarımı Dört Boş Kafes adlı kitabımda yazdım.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Toplumda kitap okumama, okuyamama nedeni nedir sizce?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Bu sorunun cevabını önceki sorunuzda cevapladım. Dijital mutluluk.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Yaşlılar neden kitap okumaz ya da sanatla uğraşmazlar da kahve köşelerinde takılırlar?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Türk toplum yapısının yetiştiriliş tarzı olarak yaşlılar atalarından gördükleri gibi yaşıyorlar. Önce yaşlı kadınları ele alalım. Yaşlı kadınlar emekli olduktan sonra ya torun bakarlar ya da sosyal bir etkinliğe -el sanatları belediyenin veya halk eğitimin açtığı beceri kursları- katılırlar bunlar çalışma hayatına atılmış kesimdir. Hiç çalışmamış ev hanımı olanlar ise yine ya torun bakarlar veyahut sürekli TV&#39;de reality Show izlerler. Bu işleri yaptıkları için her iki kesimde okumaz ve müze gezmeye operaya gitmezler.</p><p>Hanımlar bir de evde erkek istemezler. Erkeklerde iki tip yaşlı kesim var. Birincisi muhafazak&acirc;r ikincisi laik kesim. Bu iki grupta evde istenmedikleri için kahvaltıdan sonra sokağa çıkmak zorundadırlar. Ev dışında dolaştıklarından kitap okuma mekanları yoktur. Küçüklüklerinden beri kütüphane kavramını bilseler bile büyük çoğunluğu hatta hemen hemen hepsi kütüphaneye gitmemişlerdir. Neyse biz gelelim birinci gruba bunlar namaz saatine kadar kahveye namaz saatinde de camiye giderler. İkinci grubun bir kısmı yine hanımların da gittiği el beceri kurslarına kalan zamanlarında ise kahveye veya yaşam evi denilen yerlere giderler. Yaşam evlerinde okuma kulüpleri oluşturularak okuma kültürü yaygınlaştırılabilinir.</p><p>Göz sağlığı, el becerilerinin zayıflaması veya fiziksel hareket zorluğu gibi faktörler, kitap okuma veya sanatla uğraşmayı zorlaştırıyor.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Toplum nasıl gelişir, nasıl değişir?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Öncelikle önderimiz ve yol göstericimiz Atatürk&#39;ün gösterdiği yolda ilerlemek gerekir. Toplum gelişiminde yeniden Atatürk Cumhuriyeti modeli örnek alınmalıdır. Rus din adamı ve vaiz Grigoriy Spiridonoviç Petrov&#39;un Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını her vatandaş okumalıdır. Bu kitabı Atatürk harp okullarında zorunlu ders kitabı olarak okunmasını istemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı Johan Wilhelm Snelman adlı bir Fin aydınının birkaç idealist öğretmen, din adamı, avukat ve memurla koca bir ülkeyi nasıl eğitim seferberliğine soktuğunu anlatıyor. Bizlerde yüz sene önce yapılmış olan bu seferberliği ve Atatürkçü Düşünce Derneğinin 2023 senesinde başlattığı 100. yılda yeniden Atatürk Cumhuriyeti manifestosunu uygularsak gelişir ve gelişim sonucunda da değişiriz.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Sizi hayatta bir adım öne taşıyan şeylerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Dürüstlük, verilen sözün yerine getirilmesi benim için olmazsa olmazlardır. Kişi bir kelime ederken kırk kez düşünmelidir verilen sözü mutlaka yerine getirmelidir. Yapılmayacak sözleri verip arkasından vazgeçmemek gerekir.</p><p>Hedef belirleyerek yaşamak ve hedeflerimi yapabilecek kapasiteye sahip olduğuma inanmak beni bir adım öne çıkarmıştır. İnsanlar ile iyi ilişkiler kurarak dost çevremi çoğaltmak beni toplumda sevilen ve sayılan bir kişi yapmıştır. Önderlik yapım sayesinde etrafımdakilere yön vermişimdir. Yaşanmış yıllara rağmen hala öğrenme merakında olmam da hayata zevkle bağlanmamı sağlamıştır.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> İnsan yalnız mıdır?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Teknolojik gelişmeler, insanların kendi kendilerine yeterliliklerini artırırken bir taraftan da yalnızlığı beraberinde getiriyor, modern yaşam anlayışı yalnızlaşan insanların sayısını da artırıyor. Bazıları yalnızlığı bir tercih, bazıları zorunluluk olarak yaşıyor. Türk toplumunda anne ve baba yaşlılıklarında en küçük çocuklarının yanında kalarak yaşarlardı. Fakat günümüzde bu imk&acirc;nsız bir hale geldi. Yalnızlık hem çaresizlik hem de özgürlük içeriyor. Kişi kalabalık bir toplum içerisinde bile kendisini yalnız hissedebiliyor. Kalabalıklar içindeki yalnızlık hissi; kişinin bulunduğu ortamda kendisini farklı, anlaşılmamış, istenmeyen ve kabul edilmemiş hissetmesi veya o ortama ait hissetmemesi nedeniyle oluşuyor.</p><p>Yalnız kalmak aslında özgürleşmektir. Kişi zaman zaman dinlenmek, sakinleşmek, kendi içselliğine dönebilmek, bir konuya konsantre olmak için yalnız kalmak isteyebilir. Bu aslında yalnızlık değildir. Tek başına olmayı istemektir. Kişiler tercihlerini bu yönde yapabilirler.</p><p>Sonuç olarak baktığımızda insan yalnız olarak doğar ve yalnız olarak ölür.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Aşk Yazarı olarak sormadan geçemem, doya doya bir aşk yaşadınız mı?</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> İnsan gençlik yıllarında karşı cinsten bir kişi ile aşk yaşayabilir. Aşk saman alevi gibidir. Belli bir süre sonra geçer. Bana göre sürekli olan sevgidir. Ben doya doya sevgiyi halen sevgili eşim ile yaşıyorum. Allah her ikimize de ömür verdiği sürece de yaşayacağız.</p><p><strong>Aşk Yazarı Mustafa Çifci:</strong> Güzel ve keyifli bir sohbetti. Şevket M. Oğuz röportajınız ve samimi cevaplarınız için teşekkürler. Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz.</p><p><strong>Şevket M. Oğuz:</strong> Bu imk&acirc;nı bana verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kastamonulu hemşehrilerim ile söyleşi yapmak çok özel bir duygu. Kalemdaşlarıma saygılar ve sevgiler sunuyorum. Okurları eksilmesin bollaşsın.</p><p><strong>[Aşk Yazarı, Mustafa Çifci&reg;- İstanbul, 06.05.2024]</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ask-yazari-cifci-nin-yazar-ogu_1715285994_l3gS6k.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşk Yazarı Çifci'nin Yazar Oğuz'la röportajı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ask-yazari-cifci-nin-yazar-ogu_1715285994_l3gS6k.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bu eser birçok derde deva olacak]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/bu-eser-bircok-derde-deva-olacak/43578/</link>
            <description><![CDATA[Haber sitemiz köşe yazarlarından Volkan Yaşar Berber, yeni çıkardığı 'Kişisel Gelişim ve Motivasyon' isimli eserini anlattı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/bu-eser-bircok-derde-deva-olacak/43578/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 17:57:30 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Araştırmacı Yazar Volkan Yaşar Berber&#39;le yeni çıkan &quot;Kişisel Gelişim ve Motivasyon&quot; isimli eserini konuştuk.</p><p><strong>- Kişisel Gelişim ve Motivasyon eserinizi neden yazma gereksinimi gördünüz?</strong></p><p>Bu eserimi gözle görünür şekilde toplumsal erozyona uğrayan gençliğin ve ebeveynlerin, yaşamış olup üstesinden gelemediği depresif ruhsal bozuklukların yoğunluğuna sebep yazma gereği gördüm.</p><p><strong>- Eserinizi yazarken geçmişten gelen hazırlığınız ne yönde olmuştur?</strong></p><p>Kişisel gelişimine önem ve özen gösteren biri olarak 500&#39;ü aşan yayınlanmış makalelerim, kitaplarım ve konferanslarıma istinaden harici Bilişsel Davranış Uzmanlığı, Aile Danışmanlığı Uzmanlığı, Çocuk Gelişimi Uzmanlığı, Yaşam Koçu Uzmanlığı ve NLP Sinirsel Terapist Uzmanlığımdan edindiğim bilgiler, kaynaklar ve deneyimlerimce eserimde mümkün olduğunca faydalı olmaya gayret gösterdim.</p><p><strong>- Eseri ne kadar zamanda ve nerede yazdınız?</strong></p><p>Eseri 3 sene zarfında Gerze ilçemizde yazdım. Kişisel Gelişim ve Motivasyon eserimi Gerze ilçemize ithaf ediyorum ki ön kapağını Gerze ilçemize ait yarı değerli kuvars taşı ve yine Gerze ilçemizde bulunan namı değer Yakup Ağa konağımızın ana kapı giriş anahtarını resmetmiş bulunmaktayız.</p><p><strong>- Kişisel Gelişim ve Motivasyon eserinizin misyonu nedir?</strong></p><p>Karmaşıklığında aydınlığını arayanların umut dolu gizemle şaşırtıcı bir hayranlıkla kabullenilmeyi bekleyenlerin durağıdır. İçeriği tamamen kendisine ait olan farkındalığının keşfinde uyanış. Maddi-maneviyat, hastalıklar ruhsal sebepler, mizaçsallıklar hayatımızın parçasıdırlar. Benliğinin kabullenişiyle insanın kendini keşfetmesine olanak veren yaşamsal döngünün güzellikleriyle içsel anlatmaya çalışmaktadır. En büyük çözümlemelerin bizde olduğunun keşfidir. Tetiklenmeyi bekleyen istençsiz arzularımıza gem vurmaksızın arayışlarımızla yüzleşmektir.</p><p>Nihai anlamda yaşamsal ihtiyaçlarımızın her koşulda karşılanabileceğini mamafih çözümler bulabilme imkanıdır. Bilmecelerimizin bitmeyen yanılsamalarında varoluştur. Yaşam formunda evrenin ıssızlığında keşiftir. Pes etmeyen ufacık bir umut her şeyden daha güçlüdür. Bir sırdaşının, dostunun, arkadaşının aklına, huzuruna, kötü anlarında dahi umudu hatırlamaya ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olmasını dileyeceğiniz bir kitap.</p><p><strong>- Son olarak neler söylemek istersiniz?</strong></p><p>Düşünüş ve davranışlarımızı sağlıklı sürdürebilmenin önemini kavrayarak çözümsüzlüklerin kendimizde oluşan sadece geçici kurgular olduğunu anımsayabilme kabiliyetine sahip olabilmektir. Benliğimizde olup bitenlerin varlığından haberdar bile olmadan yaşamımızı idame edebilme gayretindeki bizlerin nihai uyanışa şahit olabilmektir gayemiz.</p><p>Yaşamımızda her şeyin sürekli ve doğru olacağı kanaatiyle yaşayamayacağımızın bilincinde olarak ne şekilde üstesinden gelebileceğimizin keşfidir aslen anlatılanlar. Her canlının evren de bir hik&acirc;yesi olur; mesele bu hik&acirc;yeleri nasıl yönlendireceğimize karar vererek içimizdeki o azmi, hırsı dışarı çıkarmaktır. Bütünleşmeyen ruh daima serkeş olacaktır. İçimizdeki kaynağın gücünü keşfedebilme erdemliliği bizde saklıdır. Herşey bizde biter.</p><p>Haber sitemiz köşe yazarı Volkan Yaşar Berber&#39;e, yaptığımız röportajda verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederek, yeni eserinin hayırlı olmasını diler, birçok kitlenin bu eserden faydalanmasını arzu ederiz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-eser-bircok-derde-deva-olac_1705676250_5OElve.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bu eser birçok derde deva olacak ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-eser-bircok-derde-deva-olac_1705676250_5OElve.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İki usta yazarın röportajı]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/iki-usta-yazarin-roportaji/43561/</link>
            <description><![CDATA[Aşk Yazarı Mustafa Çifci'nin tarihçi usta yazar Hidayet Yünsel ile yaptığı röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/iki-usta-yazarin-roportaji/43561/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 17 Jan 2024 19:27:29 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yazılarıma konuk ettiğim, hakkında bir iki satır yazdığım dostlarımı, yazmadan önce gözlerimin önüne onun yüzünü getirir, uzaktan seyreder gibi öylesine bir iki dakika yüzünü seyrederim. Bunu da ilk defa burada yazıyorum. Bu hafta konuğum olan, çok değerli büyüğüm, değerli yazarım, <strong>Sayın Hidayet Yünsel</strong> oluyor. Neler sormam doğru olur diye düşünürken, daha önce yüzüne bakmış ve duygularımı şöyle yazmıştım: [Yüzüne baktığımda binlerce tecrübe, deyim yerindeyse hayatı dibine kadar yaşanmışlıkların izleri, insanların kötü yanlarını unutup iyilikleriyle değerlendirebilen, gönül koymayan, sevgiyle kucaklamasını bilen, her zaman nazik ve kibar olan bir babayiğit... Bir dost, bir ağabey.] <strong>Hidayet Yünsel,</strong> yaşayan Türk Yazarları arasında edebiyat kimliğiyle, koskoca <strong>İstiklalin Kararg&acirc;hı</strong> adlı eseriyle gönlümüzde taht kuran kıymetli Hocama hoşgeldin diyerek kısa sorularımı yöneltiyorum.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Hoş geldiniz. Sizi tanımak için kısa kendinizi anlatır mısınız?</p><p><strong>Hidayet Yünsel: </strong>Eskiden orta direk kabul edilen orta halli ticaret erbabına esnaf denirdi. Bende uzun süre esnaflık yaptım. Gıda-Turizm-İnşaat. Her boyaya girdim. Fıstıki hariç her rengi denedim. İmk&acirc;nlarım elverdikçe de sosyal faaliyetlere zaman ayırdım. Spordan siyasete, basım-yayın işinden STK faaliyetlerine 40 yıl koştum ha koştum. Verdiğim emek ve maddiyatın karşılığını STK denilen toplum mektebinden sosyal bilgi ve ortak kültür olarak fazlası ile aldığımı düşünüyorum. Onlarca kısa görüş ve köşe yazılarımın yanında 1 araştırma 3 roman ve 1 tarih kitabımın kaynağını sorsanız mezuniyet diploması vermeyen hayat mektebinin ta kendisi derim.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Üretiminiz ve eserlerinizle sizi tanıyor, severek okuyoruz. Toplumsal ve bireysel konularda sorularıma geçiyorum. İlk sorum toplumsal olaylara bakışınızı nasıl tarif edersiniz?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Toplumsal yaşanmışlık ve yaşananlar hakkında herkesin hissiyatı olur. Ancak yine toplumun ortak değerleri adına bireyler görüşlerini ortak değerlere saygı çerçevesinde kullanmalıdırlar. Toplum huzuruna katkı her bireyin de sorumluluğudur diye düşünüyorum. Diğerinin hissiyatına da değer veren bireylerin oluşturduğu toplum verimli toplumdur.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Yazmak, yazabilmek nasıl bir şeydir?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Yazmak. Yaşanmışlığın, bilgi ve birikimin k&acirc;ğıda dökülmesidir. İnsan hayatı yaşarken imk&acirc;nlarına ve kazanımlarına göre yaşar ama iş yazmaya gelince kendi yaşanmışlıklarında bile onlarca &quot;Keşke&quot;ler bulur. Kendi hayatını yaşarken kendini sorgulamak pek gelmez aklına ama yazarken omuzlarında hissettiği sorumluluğun yorgunluğunu da tüm bedeninde hisseder yazar. İşte böyle bir şey benim için yazmak.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> İsminizin anlamı nedir?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> İsmimin anlamını bende merak ederdim. Doğruluk, doğru yol anlamına geldiğini öğrendiğimde ismimin ağırlığını hep hissettim. Müspet veya menfi sanırım isimlerin kişi üzerinde az çok etkisi oluyor.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Dünyada kendinizi nasıl görürsünüz? Yani bir nesneye benzetmek istesek görünen dünyada neye benzerdiniz?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Bazen kalabalıklar içinde yapayalnız, çok seslerin içinde de İsyanlı Sük&ucirc;t&#39;a mecbur gibi hissederim. Genelde özgüven sorunu yaşamam. Hayatı geldiği gibi kabullenmek zor olsa da bunu başardığımı düşünürüm. Geriye bakmak pek bana göre değil. Kendimi neye benzettiğime gelince yol üstündeki meyve ağacına çok uygun benim geçmişim. Dalında meyve  olup olmadığına bakmadan kimler taşlamadı ki.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Aynaya baktığınızda gördüğünüz nedir? Kendi fotoğrafınıza yorum yap deseler kendiniz hakkınızda neler söylerdiniz?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Bu soruya cevabı sizin benim hakkımda yazdıklarınızdan kopya çekerek vereyim. <br />&quot;Binlerce tecrübe -Dibine kadar yaşanmış hayat -Alnımda Sayısız keşkelerden kalan derin çizgiler. İşte fotoğrafımda gördüğüm ben.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Empati konusunda ne kadar başarılıyız?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Empati!. Kendimizi sorgulama yüceliği. Bunu çoğu zaman samimiyetle denerim. Başarılı olsaydım hatalarımdan erken ders alırdım. Empati karnemin zayıf olduğunu düşünüyorum.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Dünyanın en mucizesi size göre nedir?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> İnsanoğlunun varoluşundan beri değişmeyen tek şey aşktır. Öyleyse bundan büyük mucize olmaz.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Her sırrınızı, her derdinizi, tüm kalbinizi paylaşabildiğiniz gerçek dostlarınız var mı hayatınızda?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> İnsanın dost, arkadaş bilerek sırrını paylaştığı birileri hep olur. Olur, da, Onu sır bilip tutan kaç kişi var dersen cevabım düşte gör derim. Bırakın düşmeyi tökezlediğimde tüyenlerin arkasından gülmeyi öğretti hayat bana. Onun için sevgi pınarım kurumadı hamdolsun.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Hayat nasıl bir şey diye sorsam size&hellip;</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Bireyin Hayatı da Ağaç gibidir. Filizlenip güneşe yürür. Sonra rüzg&acirc;rlarla dans ederek hayata meydan okur. Çiçekler açıp bol meyve verirse el üstünde tutulur. Gün gelip hazan rüzg&acirc;rları esince yaprakları dökülür. Bana göre hayatın varlığı verdiğinle ölçülen bir yaşam biçimidir.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Hayallerinizden birkaç örnek verebilir misiniz?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Hayallerimden örneği 20&#39;li yaşımda sorsaydınız yirmi bin satır yazardım. Yetmişimden sonra çocuklarım, yakınlarım ve memleketim için temennilerim olur. Huzur ve mutluluk hepimizin olsun.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Sizin vatan, millet ve Atatürk sevginizin çok derinlerde ve birçoğumuzun bilmediği gerçek tarihle ilgili geniş bir bilgi denizi olduğunuzu biliyorum. Ve itiraf edeyim size karşı sevgim ve saygım da biraz da bu yüzden diyebilirim. Atatürk sizin için ne anlama geliyor, tek kelime, bir cümle olarak anlatmak isteseniz ne derdiniz?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Benim gönlümdeki Atatürk&#39;ü yazmaya ne kalemimin mürekkebi nede k&acirc;ğıtlar yeter. Tek kelime istiyorsun, hiç değilse 9 kelime hakkı ver. &quot;TÜRK MİLLETİNİN KURTULUŞU İÇİN YÜCE YARATAN TARAFINDAN SEÇİLMİŞ ÖNDER&quot; derim.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Atatürk düşünce sistemi dediğimiz size göre neyi anlatıyor?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Atatürk düşüncesi hürriyettir. Zihin aydınlığıdır. Aydınlanmış zihinlerde esarete, batıl düşüncelere yer yoktur. Topluma fikri hürriyetini amaç olarak gösteren dünyada Atatürk&#39;ten başkada bir lider yoktur.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Atatürk devrimleri amacına ulaştı mı?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Kısmi olarak evet. En önemli kazancımız kimlik ve Ulus bilincimizdir. Yazabildiğimiz şu birkaç satırları bile devrimlerin kazanımlarına borçluyuz. Türk milletine Hürriyeti armağan eden Atatürk devrimlerin tamamlanmasını gençliğe hitap etmiştir. Yüzlerce yıllık kimlik kaybından sonra &quot;NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE&quot; diyebilmek en büyük devrimdir. Gerisi gelir.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Veraset sistemi devlet yönetiminde olumsuz etkileri neler olmuştur?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Vesayet işi siyasete giriyor üstat. Ata&#39;mızda kalabilirsek vesayet, veraset görmeyiz. Kaybedilen dirayetin esamesidir veraset. Halkın iradesine saygı yener her olumsuz etkiyi.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Devrimlerden bir tanesi eksik kalmış olsaydı bunu kim tamamlayabilirdi?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Atatürk devrimleri Türk gençliğine emanet etti. Ben Türk gençliğine inandığım için devrimlerim varsa da eksik yanı zerre kadar endişem yoktur tamamlanmasından. Gençliğin damarlarındaki asil kandır bizi umutlu kılan.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Laikliğin önemi size göre nedir?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Her milletin kendi yaşam biçimi, örf ve adetleri, inanç düşüncesi vardır. Ancak hiçbir millet ari değildir. Ortak yaşam şeklini bulmak zorundadır. İnanç sisteminin ağırlıklı olduğu yönetim biçimlerinde ötekine yer yoktur. Laiklik ise ötekine de yaşam hakkı demektir. İçi boşaltılmış Laiklik de feodal yapı kadar tehlikeli sonuçlar yaratır. Ulus millet oluşumuzun güvencesi cumhuriyetimizin laiklik ilkesi üzerine kurulmuş olmasıdır.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Türk tarihinde Türklerin bölünmeleri neden olmuştur?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Türk özgürlük demektir. Aslı devlete biattır. Ancak özgürlüğüne halel getiren babası da olsa isyan eder. Devleti özgürlük ile eş görür. Kurulan ve yıkılan imparatorluklarımızı incelediğimiz de hiçbiri kişisel çıkarlar için kurulmamışta, yıkılmamışta. Hepsinin temeli özgürlüktür. Bölünmelerin sebebine gelince maalesef ihmal ve kişisel ihanet defterimiz kabarıktır. İlimde kaldığı sürece yücelmiş, bilimden uzaklaşınca da bölünmüşlerdir. Yine de Türk, genlerindeki özgürlük ruhunu ceddinden Ati&#39;ye taşıyabilen tek millettir.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Son olarak neler söylemek istersiniz, konu serbest?</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Toplum barışımızda sorun var, ihmal var. Yaşam biçimimizde özenti var. Vatanımızda kiminin bitmez kini, kiminin vad edilmiş masalı var. İşin en vahim tarafı içimizde onların maşası var. Tarihin gördüğü en büyük acıları yaşayarak kurulan devletimizde bizi bir arada tutacak tek gerçek sevgidir, saygıdır. Bin isteğim olsa hepsini de birlik ve kardeşlikten yana kullanırım. Türk milletinin varlığı sonsuz, saadeti daim olsun.</p><p><strong>Aşk Yazarı:</strong> Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.</p><p><strong>Hidayet Yünsel:</strong> Bende size çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.</p><p>[Aşk Yazarı, Mustafa Çifci&reg;- İstanbul, 15.01.2024]</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/iki-usta-yazarin-roportaji_1705508849_J5K6TQ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İki usta yazarın röportajı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/iki-usta-yazarin-roportaji_1705508849_J5K6TQ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşk Yazarı Çifci'nin Gazeteci Dilsiz'le röportajı]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-cifci-nin-gazeteci-dilsiz-le-roportaji/43155/</link>
            <description><![CDATA[Aşk Yazarı Mustafa Çifci'nin Gazeteci Mustafa Yaşar Dilsiz'le yaptığı röportaj. Toplumsal ve bireysel konularda sorular.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-cifci-nin-gazeteci-dilsiz-le-roportaji/43155/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 28 Nov 2023 16:16:05 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yazılarıma konuk ettiğim edebiyatçı isimlere, &quot;kendinden söz et, neler yazıyorsun&quot; gibi soruları hiç sormam. Size de sormayacağım. Zaten yaşayan Türk Yazarları arasında edebiyat kimliğinizle, gazetecilik yönünüzle önemli bir konumdasınız. Üretiminiz ve eserlerinizle sizi tanıyor, kitaplarınızı severek okuyorum. Toplumsal ve bireysel konularda sorularıma geçiyorum. Sorularım biraz fazla kişisel olabilir ama bir insanı en iyi tanımanın bir yolu da samimi ve içten olmaktan geçiyor. İlk sorumla başlayalım isterseniz sohbetimize&hellip;</p><strong>İsminizin anlamı nedir?</strong><p>&bull;    Arapça kökenli seçkin, seçilmiş anlamına gelen bir isimdir. Toplumsal konulara duyarlı, önderlik vasıflarını taşıyan, önder anlamlarıyla genişletilebilir. Ketumluğun ve güvenilirliğin de sembolü olarak tarif edilir. Geniş anlamına bakılırsa da arınmış, saflaşmış anlamı taşımaktadır.</p><strong>Yazmak, yazabilmek nasıl bir şeydir?</strong><p>&bull;    İnsani bir meleke olan konuşabilme, anlatabilme ve aktarabilme kabiliyetinin daha üst bir yetiyle daha geniş kitlelere ulaştırabilmek adına yazılı ya da görsel olarak aktarımı eylemine yazmak adını veriyoruz. Dün ile bugünü yarının kurmacası ile belki de hiç tanımadığımız, tanıyamayacağımız kitlelere ulaştırabilmek ülküsü olarak görüyorum yazmayı. Konuşmak eylemi hitap edilebilecek bir topluluğa erişmeyi gerektirdiğinden ve bunun her halükarda edinilemeyecek bir ortam olmasından kaynaklı olarak anlatmak istediklerini k&acirc;ğıda dökebilmek olarak da ifade edebileceğim yazmak ve yazabilmek muhteşem bir yetenek bence. Toplulukların düşündüğü ama dile getiremediklerine tercüman olmak gibi derin bir haz olarak da tarif edebileceğim <strong>bir tanrısal hediyedir yazabilmek...</strong></p><strong>Her sırrınızı, her derdinizi, tüm kalbinizi paylaşabildiğiniz gerçek dostlarınız var mı hayatnızda?</strong><p>&bull;    Her şair ve yazar kadar yalnızım aslında. Yaratılmışların en büyük günahı olarak gördüğüm yalnızlık beni besleyen en büyük ilham kaynağı olduğu için büyük bir günahkar olarak dost edinmemeyi tercih ettiğimi söyleyebilirim. Sadece belli bir mesafede paylaşım yaptığım arkadaşlarım dışında hiçbir özelimi paylaşmayı sevmediğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla yalnız bir adam olmayı daha mukaddes görüyor ve bu büyük günahı sahipleniyorum.</p><strong>Sevmediğiniz insanların ortak özellikleri nelerdir?</strong><p>&bull;    Size enteresan bir şey aktarayım&hellip; Sevmediğim insan yok&hellip; Sevmemek bir insanın kendi kendine yapacağı en büyük kötülüktür. Size garip gelebilir ama, sevgi gibi pozitif bir kavramı sevmemek gibi bir negatif tamlamaya alet etmeyi benimsemiyorum. Sevmediğim insan yerine dikkate almadıklarım diye sorunuzu dönüştürmek istiyorum. Dikkate almadığım insan tipi, duyduğunu anlamayan, anlamak istemeyen ve ısrarla cehaletin karanlığına kendini hapseden zavallılardır.</p><strong>Duygusal anlamda kadın erkek arasındaki en büyük fark nedir?</strong><p>&bull;    Duygusal anlamda kadın da erkek de aynıdır aslında. Tek fark önceliklerdir, öncelikleridir. Erkek doğası gereği daha katı gibi görünse de size enteresan bir detaydan bahsedeceğim. Her erkeğin içinde bir kadın her kadının içinde bir erkek vardır. Bazılarında baskın bazılarında toplumsal baskı nedeniyle singin olsa da bunu romantizm denen turnusol ortaya çıkarıverir. Toplum yapısı olarak daha muhafazakar kodlara sahip sosyal çevrede yetişmiş bir erkek aşk ile tanıştığında kadınsı yönü egemen olur ve esirgeyen bir dişi formuna bürünüverir. Kadın da ise umduğunu bulamadığı durumda karşınızda gözünü hırs bürümüş, hınçlı bir savaşçı adam bulabilirsiniz. Yani her kadın biraz erkek, her erkek biraz kadındır. Ama hiçkimse bunu kabul edecek kadar cesur değildir sadece.</p><strong>Aşk, insanı şair yapar mı?</strong><p>&bull;    Aşk insana hiçbir şey yapmaya muktedir değildir. Aşk insan icadı bir hazlar toplamıdır ve şiirsel bir yönü de yoktur&hellip; Öyle olsa tüm &acirc;şıklar şair oldum diye dolaşırdı etrafımızda.</p><strong>Yazarla yazar olmayan arasındaki fark nedir?</strong><p>&bull;    Böyle bir ayrım yapmayı doğru bulmuyorum. Sadece şöyle bir tarifle yetinebilirim, meramını kelimeleri kırbaçlayarak k&acirc;ğıda dökerek belli bir formda sunma ustalığını edinebilmiş kişilere bu tanımı yakıştırıyorlar. Mesleki olarak ise sadece yazmak eyleminden geçimini temin edebilen şanslı insanlara YAZAR diyorum.</p><strong>Şiir nedir, dersek neler söylemek istersiniz?</strong><p>&bull;    Şiir, duygu ve düşünceleri kestirme yoldan anlatabilme becerisine sahip şairler tarafından kağıda dökülen yakınmalar, gizdüşümleridir. Toplumsal ve sosyal açıdan bakarsak kimi insanlarca eğlencelik, hoppalık olarak görülen bu edebi tür aslında yazın disiplininin en zor alanıdır ve ustalık isteyen bir alandır. Her dörtlük şiir olamadığı gibi, her şiir de illa ki bir şeyler anlatmak kaygısı taşımaz. Şairin okurla satranç oynamasıdır şiir bana göre. Bu benim tarifim ve en sevdiğim şiir tanımı da budur.</p><strong>Yazarın en önemli özelliği nedir?</strong><p>&bull;    Yazarlık belli mesleki kalıplardaki gibi çerçevelenebilir bir disiplin değildir bence. Yazar, araştırma, gözlem, kurmaca ve aktarma becerisine sahip ve yeteneğiyle para kazanabilen, meramını anlatabilen insan olabilmeyi başarmış kişidir.</p><strong>Yüzyıllar boyunca aşkın boyutu neden değişmiyor size göre?</strong><p>&bull;    Aşk, ilk insandan bugüne değin karşı cinsi elde etme oyunundan öte bir anlam ifade etmiyor bana&hellip; Aşk, bir sonuçtur bence. Aşk cismani bir mefhum olmadığından boyutundan söz etmek de anlamsız kalır diye düşünüyorum. Değişmeme metaforuna ise şöyle yaklaşabilirim, aşk bir saplantı hali olduğundan değişkenlik aşkı ortadan kaldıran bir unsur olarak aşkla yanyana gelmeyecek bir eylem olacaktır.</p><strong>Bu yaşamın en tatlı yönü nedir?</strong><p>&bull;    Bitmeyeceğini sandığımız en kötü günün bile bir geceyle örtüye bürünüp sonrasında şafakla yeni bir günü doğurmasıdır diyebilirim.</p><strong>İşte budur, bunu da iyi ki yaşadım, dediğiniz neler oldu hayatınızda?</strong><p>&bull;    Daha yaşamadıklarımdır&hellip;</p><strong>İyi ki yaptım dediğiniz neleriniz var?</strong><p>&bull;    Kişisel gelişim, her yenilgimden ders çıkarmak azmi, pozitiflik sarmalında neye kalkıştıysam iyi ki yaptım demişimdir. Ama en çok da kötü sonuçlar için bu tamlamayı kullanmayı severim.</p><strong>Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.</strong><p>&bull;    Yaptığınız çalışmaları takdir ediyor, bu güzel imk&acirc;n için ben de size teşekkür ediyorum.</p><p>[Aşk Yazarı Mustafa Çifci&reg;- İstanbul, 28 Kasım 2023]</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ask-yazari-cifci-nin-gazeteci-_1701177365_UYy4Ae.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşk Yazarı Çifci'nin Gazeteci Dilsiz'le röportajı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ask-yazari-cifci-nin-gazeteci-_1701177365_UYy4Ae.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşk üzerine röportaj]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ask-uzerine-roportaj/42218/</link>
            <description><![CDATA[Ünlü Şair-Yazar D. Ali Gültekin'in Aşk Yazarı Mustafa Çifci ile yaptığı yılın röportajı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ask-uzerine-roportaj/42218/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 10 Aug 2023 13:17:03 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bugün gazeteleri okurken bir yandan kadına şiddet, bir yandan yangın haberlerini görünce oldukça hüzünlendim. Tarihsel süreç içinde bazı konularda insan ilişkilerinin hala düzelmediğini, hatta doğrularla yanlışların birbirine karıştığını düşündüm. İnsanın değişimi, toplumsal sevgi ve günümüz aşkları ile eski sevdalar konusunda aşk yazarı marka tescilli yazar Mustafa Çifci ile bir sohbet etme imk&acirc;nı buldum. Bu kısa buluşmamızda notlarımı siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedim. Sorularımı yönelttim.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Evet, Aşk Yazarı Mustafa Çifci, size göre aşk nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Hepimiz kalbimizin derinliklerinde hoşlandığı, beğendiği, özlediği ve hayalini kurduğu birini içinde taşır. Yanındakiyle yaşlanır ama aklında kalanla ölürsün, derler ki, doğrudur. Ulaşamadığımız, hep peşinde koştuğumuz ama bir türlü yetişemediğimiz, kavuşamadığımız uzak bir özlemdir bu. İçimizde taşıdığımız, bize gizli bir güç veren, umut veren bu özlemimize yakın, onu andıran, ona benzeyen birini gördüğümüzde içimizden sever ve ona bağlanırız. Kendimize yakın hisseder, uzaktan görsek bile içimizde kelebekler uçmaya başlar. Tüm bunlar karşı taraftan hoşlandığımızı gösterir. Bizim ona ruhsal olarak yakın olduğumuzu gösterir. Zaten gerçek sevgi içten hissedilen hoşluk duygusudur. Aslında bu birazda bize yabancı olan, onu tam bilmediğimiz ve o güne kadar yaşamadığımız bir duygudur. Onu bulduğumuzu sandığımız an, dayanılmaz bir arzuyla bağlandığımız ve belli bir süre o duyguyu yaşadığımız duygunun adıdır aşk. Her insanın aşk kavramı farklı olabilir. Bu fark, beklenen ve özlenen hayalin büyüklüğü, şekli şeması değişiklik gösterir. Bu anlamda güzellik duyguları da farklıdır. Birine çok güzel gelen, bir başkasına güzel gelmeyebilir. Zira insanın bir şeyi özleyebilmesi, onu tanıyabilmesi için ya hayalini kurması ya da gerçek olarak görmüş olması gerekir. Bilmediğimiz, tanımadığımız bir duygunun hissedilmesi mümkün değildir. Yaşamın diğer işleyişi de böyledir; doğruyu görebilmek için, yanlışın zararları konusunda bilgi sahibi olunması gerekir ki, farkındalık yaratılmış olsun. Duygu düşüncelerimizde böyledir; farkı bölgelerde yaşayanların düşünce ve duyguları da farklıdır. Bu anlamda bizim için önemli olan başka yerlerde önemsiz olabilir. Bizim kültürümüzde çok önemli olan bir adet, gelenek farklı toplumlarda sıradan olabilir hatta hiç olamayabilir de. Değer yargıları, hak hukuk ve sosyal yaşam da böyledir. İşte bunlar bize aşkın tarifini verebilecek kriterlerdir. Aşkta kültürlere göre değişim gösterebilir. Yaşanılan çocukluk günlerine göre beklentiler değişir. Örneğin erkek çocukları büyürken annesiyle kurabildiği duygusal yakınlık, ileri de eşine davranış şeklini belirleyen en önemli faktör olacaktır. Mutlu geçirilen bir çocukluk bütün yaşam süresini pozitif yönde etkileyecek, inanlara karşı daha sevimli, daha sıcak, kadın erkek ilişkilerinde daha olumlu olacağı bilimsel çalışmalar sonunda ortaya çıkmıştır.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Aşkın ömrü ne kadardır?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Bu konuda bilimsel çalışmalar da yapılmış ve aşkın ömür süresinin ortalama bir kaç ay olduğu tespit edilmiş. Doğrudur. Çünkü ulaşılmış, elde edilmiş, yaşanmış bir duygunun aynı heyecanla devam etmesi beklenemez. Yaşamda her şeyin bir süresi olduğu gözönüne alındığında aşkında bir ömürde belli bir süresi vardır. Sürekli aynı duygu yaşanmaz. İnsanın aynı şeyleri sürekli canlı tutması da beklenemez. Yaşanmalı ve bitmelidir. Bu sadece aşkta geçerli değildir. Bir örnek vermek gerekirse, çok sevdiğimiz bir şarkıyı, türküyü sürekli birkaç gün dinleyelim. O çok sevdiğimiz türküye doyacak ve dinlemekten vazgeçeriz. Çünkü amaç ve hedef yerine gelmiş, gerçekleşmiş, kalbimizde, beynimizde o türkünün müziğine doymuştur. Bir duygunun bitişi yeni arayışlara yol açacaktır. Ve insan her gün değişir. Beslenme şekliyle, yaşanmışlıklarıyla, okuduklarıyla, hasretiyle, içinde yeşerttiği ve beslediği özlemleriyle her gün değişir. Burada değişmeyen aşk duygusudur. Aşk değişmez! Değişen ve koşullara göre şekil alabilen sevgi duygusudur. Aşk, bencil ve bireyseldir. Sadece kendisinin olmasını ister. Paylaşmaz, devredemez, alınıp satılamaz. Aşk, sadece aşk olarak yaşanır. Parası verilip satın alınabilecek bir şey değildir aşk. Oysa sevgi, objektiftir. Daha çok paylaşmaya dayanır. Paylaşıldıkça çoğalır. Sevginin dozu arttıkça sevgi de artar. Çok güçlü bir bağdır sevgi duygusu. Sevginin gücü insanlarda içsel ve sosyoloji yönden yaptırımları olup, kimi zaman sadece direk karşı taraf ile kurabildiği bağ kadar yaptırımı olur. Ve bazen öyle bir an gelir ki, sevginin derecesi gelecek hayatını etkiler. Ve sevgi yok olduğunda ise var olan her şeyi bozar, yıkar, yakar ve öldürür. Hani bazen şiddetin acımasız boyutlarını gördüğümüz olayların temelinde, örneğin kocanın kadınına gösterdiği o şiddet, aşkın sevgi boyutuna geçememiş bencil kalmış, gelişmemiş bir insan beynin, sevgiyi tam hissedememiş bir kalbin en canlı, en yalın ve en ilkel insanın göstergesidir. Aşk, insanı değiştirebilen en güçlü etkidir. Eğer yaşanılan aşk, insanı olumlu yönde değiştirebiliyorsa aşk olur. İnsanı mutsuz eden, strese sokan ilişkilerin aşkla ilgisi yoktur.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Hiç aşık oldunuz mu?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Bu soruya nasıl yanıt vereceğimi bilemedim aslında. İnsan öncelikle içinde olanı verebilir. Şairler ve yazarlar da öncelikle kendini yazar, kendi yüreğini ortaya koyarlar. Siz de bir şair olarak bunu çok iyi bilirsiniz. İçinizde o derin sevgi olmasa öyle muhteşem şiirler yazamazdınız. Bir hayalin görseli önce kalbinizin tam ortasında belirmese asla o güzel tablolarınızı yapamazdınız değil mi? Bu anlamda, evet aşık oldum. Derin aşk yaşadım. Doya doya sevginin o yapıcı gücünü hissettim. Yalnızlığın o yıkıcı, insanı mahvedici tarafını kendimce çok yaşadım. İlk aşkın izlerini hala içimde taşırım. Sevgilime yazdığım mektupları, yazıları okurken içimde tüm ayrıntıları canlanır. Sanki o satırları yazarken onu karşımda görür gibi olurum. Yazdığım şiiri okurken sanki aşkım karşımdadır ve her satırında saçlarını seviyormuşum gibi hissederim. Uzun öykülerimde ise defalarca saçlarını örgü yaptığımı, taradığımı düşünürüm. Bende aşkı böyle yaşarım işte.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Neden aşk yazarı olmayı seçtin?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Benim için aşkın çok büyük önemi var. Daha küçük bir çocukken dinlediğim ve aklımda kalan kısa öyküleri, anıları ve anekdotları aklıma iyice sokar, unutmaz ve eve gelen misafirlere onları anlatırdım. O günlerde bile bana yazar çocuk, aşık çocuk derlerdi. Ve sonra bunca kitap ve yazılarımdan sonra aşk yazarı, aşk adamı sözleri çok söylendi. Ve biliyorsunuz ki, benim şiirlerim ve aşka dair mesajlarım çok kişiler tarafından çalındı, hatta çoğu yerlerde kendi isimleriyle kullandılar. Bende aşk yazarı adı için patent enstitüsüne başvuru yaptım, yapılan değerlendirmeler sonunda bu isim bana tescil edildi. Bir anlamda kullandığım bu isim Yüce Devletimizin bana verdiği bir isim oldu. Aşk, kimi zaman yasaklarda, gizlilik içinde yaşanır ama benim adım kaçak ve gizli değil. Aşk Yazarı adını kullanıyorum, bu izinlidir, hak edilmiş, hak etmemiş olsam alamazdım bu ismi. Aşk edebiyatına 25 eser kazandırmış ve yüzlerce köşe yazısı yazmış biri olarak yazdığım her kitabın her satırın, her sayfanın hakkı verilmiştir. Hani derler ya, beyazlaşan her saç telimin bedeli ödenmiştir diye, bunu gibi bir şey işte.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Aşk yazarı olmak için aşk yaşamak gerekli mi?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Kesinlikle. Yüzde yüz gerekli. Yoksa aşka dair ne bir şiir, ne bir öykü yazılır aşk yaşanmadan. Bir şeye sahip olmak için onun ayrıntılarını bilmek değil, yaşamak, hissetmek, canlı canlı birebir yaşanması gerekir ki, ortaya gerçek bir eser çıkabilsin. Bir işi yaparken, yaptığın işle ilgili eğitimi alıp detayları öğrenmek zorundasın. Aşk yazarı olabilmek içinde aşkın içinden geçmek zorundasın.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Günümüzde yaşanan aşkların gerçek aşkla bir ilgisi var mı? İnsan ne kadar değişmiştir?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Bu olayı psikoloji olarak tarihsel süreç içinde değerlendirmek isterim. Şimdi sokakta böyle bir soru sorsak bin kişiye, ortalama hepsi, &quot;Yok benzemiyor, eskiden aşk vardı, şimdi yok&quot; derler. Bu yanlıştır. &quot;Yok, benzemiyor&quot; diyen insanlarda eskiden nasıl aşklar yaşandığını görmemiş, yaşamamış hatta o eski aşk eserlerini bile okumamış olanlar olacaktır. Şimdi aşkların gerçek aşkla ilgisi derken, her insan bizlerde dahil yaşadığımız her ilişkinin gerçek olduğunu düşünürüz. Hiç kimse yaşadığı aşkı sahte bir aşk ya da gelip geçici bir heves olarak görmez. Yaşadığı her ilişkiyi aşk anlamında yaşıyorsa en derin, en etkili olan diye niteler. Hatta böylesini ilk defa yaşıyorum diye söyler çünkü her yeni ilişki ilk defa yaşanıyor gibi hissedilir. Oysa bu da yanlıştır, ilişkilerden öğrenilen yeni deneyimler yeni ilişkilere aktarılmaz, aynı hatalar devam eder ve sonunda yanılmışım, sende diğerleri gibisin diye suç karşı tarafa yüklenir. Oysa ortada suç falan da yoktur. Yaşanması gereken yaşanmıştır. Kendisine göre de kesinlikle haklıdır da. Çünkü her aşk asla kendini sahte ya da değersiz görmez. Burada geçmişle bugünü kıyasladığımda fark şudur; geçmişte bu kadar seçenek ve özlem yoktu. Hayalde yoktu dersek yanlış olmaz. Çünkü seçenekler bugün olduğu gibi fazla yoktu. Mesajlar yoktu, sosyal medya yoktu, mektuplar vardı. Yastık altında günlerce saklanan, kitap verme bahanesi ile kitap arasına konup iletilen mesajlar vardı. Şimdi ise, çeşitli imkanlar çok var. Çok fazla farklı yaşamlar ve kişiler var. Bir yerde görülen farklı bir fiziki beden bile, insanları farklı bir arayışa sürükleyebiliyor. Yakınlarında gördüğü, şahit olduğu kendisinin yaşamadığı, duymadığı sözler duyduğunda hoşuna gitmişse mevcut olandan farklı seçeneklere kayma ve değişme ihtimalleri artmış oluyor. Gerçek aşklar asla değişmez. Yaşanan onca savaşlar ve yokluklar her şeyi değiştirmiştir ama değiştiremediği tek şey aşk olmuştur. Zamanla her şey değişir ama insanlığın tarihsel sürecinde tek değişmeyen aslında aşktır. Evet, yeryüzünde değişmeyen sadece ve sadece aşktır. Değişen sadece teknolojidir. Bu da toplumun istediği ya da ihtiyaç duyduğu türden değil, ticari yönden daha çok kazanmayı sağlayacak yeniliklerdir. Bir anlamda para babalarının istediği değişimdir. İşte paranın ve pulun değiştiremediği tek şey aşktır. Açıklamam yetersiz geldiyse şöyle örnekler vermek isterim; diyelim ki birinci yüz yılda ne vardı? Şiddet vardı. Açlık vardı. Ağlayan bebekler ve beslenme yetersizliği yüzünden hasta olup ölenler vardı. Kadına şiddet vardı. Hırsızlık vardı. Hak hukuk ihmalleri ve paranın gücü, güçlü olanın daha çok söz sahibi olduğu durumlar vardı. Peki, sorarım size, bu söylediklerimin hangisi yok bugün? İnsanın özüne değer veren, insanın onurunu daha da yükseltecek ve sosyal bir eşit yaşamı sağlayacak gelişmeler oldu mu? Eğer birinci yüzyılda var dediklerimiz bugün yok olmuş olsaydı, insan değişmiş derdik. Eski aşklarla günümüz aşkların arasında elbette fark vardır. Eskiden mektuplar yazılır, mektuplar beklenirdi. Sevgilinin fotoğrafı en gizli yerlerde saklanırdı. Bekleyişin tatlı bir heyecanı vardı. Şimdi bu süreçler hızlı yaşanıyor. Çünkü hızlı gelişiyor bazı şeyler.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Şiir ve aşk ilişkisini nasıl açıklarsınız?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Şiirde bir aşktır, aşkta bir şiirdir aslında. Hani bazen bir şiir okuduğumuzda içimiz nasılda dolup taşar, tüylerimiz diken diken olur ya, aşkta böyledir. Bizi derinden etkiler. Aşkı yaşamakta bizi en çok etkileyen ve içimize dokunan bir duygudur. Ve aşkı yaşayanlardan asla zarar gelmez. Aşk, insanı olumlu yönde değiştirebilen en güçlü yaptırımdır. Zira insanı en çok etkileyen şey, insanın içsel dünyasına dokunan yaşanmışlıklardır. Doya doya bir aşk yaşayamayanların, yaşamamışların hayatlarında bazı eksiklikler vardır desem abartmış olmam. Aşkı hissetmemiş olanlar ay ışığını gündüzün aydınlığı sanan insanlardır. Oysa gecenin ay ışığı ne kadar aydınlık olursa olsun, gündüzün güneşi kadar olabilir mi? Olamaz. Bu aynı şekilde havuzda yüzmek ile denizde yüzmenin bir olmadığı gibidir. Karaköy&#39;den Kadıköy&#39;e vapurla geçmenin okyanuslarda yolculuk yapanların duyguları aynı olamayacağı gibi, yaşanmadan hissedilmeyen her duygunun bir eksikliği olacaktır.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Son olarak aşkla ilgili ne söylemek istersin.</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Aşk, aşkın kıymetini bilenle, gerçek sevenle yaşanır. Kıymeti bilmeyen, değer vermeyen insanla aşk yaşanmaz. Değmeyecek sevdaların efendisi de kölesi de olunmaz. Aşk, sadece değer verenlerle ve karşılık bulunca anlam kazanır. Değersiz sevdalar yolunu bulamamış suya benzer, hangi tarafa akacağı belli olmaz. Önemli olan değer verebilmektir. Değersizlik insanın bile kalitesini düşürür. Mutsuzluk yaratır. Sanatkar olabilmek, erdem sahibi olabilmek demektir. Kimisi kaya parçasını şekle sokar, imrenerek bakarız. Kimisi şiir yazar, okuyunca kendimizden izler buluruz. Sanat, yalancıların, hırsızların, dolandırıcıların, üçkağıtçıların işi değildir. Aşkta, en doğru, en güzel en çok insan tarafı gelişmiş insanların işidir. Sevgide, aşkta, evlilikte, dostlukta bir emektir. Emeğin karşılığını görmeyi hepimiz isteriz. Emeğin karşılığı olmazsa bir kıymeti olmaz. Tek taraflı sevginin de, aşkın da, evliliğin de hiçbir kıymeti yoktur. Bu yüzden kıymet bilenle karşılaşmak belki de dünyanın en büyük şansıdır diyebiliriz. Ve karşılıksız aşkta insanı yakan yakıcı bir ateş gibidir.</p><p><strong>D. Ali Gültekin:</strong> Bu güzel paylaşımlarınız için teşekkür ederim.</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Ben teşekkür ederim. Sayenizde duygularımı sizin gibi bir şairle paylaşmanın mutluluğunu yaşadım.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ask-uzerine-roportaj_1691662623_v1I897.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşk üzerine röportaj ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ask-uzerine-roportaj_1691662623_v1I897.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşk Yazarı Mustafa Çifci ile röportaj]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-mustafa-cifci-ile-roportaj/41352/</link>
            <description><![CDATA[Ödüllü Yazar Betül Fırat'ın Aşk Yazarı Mustafa Çifci ile yaptığı röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ask-yazari-mustafa-cifci-ile-roportaj/41352/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 24 Apr 2023 16:16:12 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Şair-Yazar Betül Fırat, Aşk Yazarı Mustafa Çifci ile röportaj yaptı.</p><p>Betül Fırat&#39;ın röpartajı:</p><p>&quot;Yazdığı kitaplar ve sözlerle aşk edebiyatına önemli katkılar sunan, aşkın en seçkin, en çok okunan yazarlarından biri olan, basında &#39;Aşk Yazarı&#39; diye söz edilen yazar Mustafa Çifci ile birlikteyiz.</p><p>Öncelikle hoş geldiniz diyor ve söyleşimizin başlangıcında bir iki cümleyle sizi tanımak istiyoruz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Sizi çok kısa tanısak..</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Kastamonu doğumluyum. İşletme, Sosyal Hizmetler ve Sosyoloji lisans mezunu olup aynı zamanda Psikoloji Uzmanlık, Koçluk Mesleki Eğitmenliği ve NLP Uygulama eğitimleri ile Gedik Üniversitesi Yaşam Koçluğu eğitimini tamamladım. Sosyoloji alanında, Türkiye&#39;de kırsal ve kentsel aile konularında araştırmalar yaptım. Bir süre sınıf öğretmenliği görevinde bulunduktan sonra, bankacılık hayatına başladım, özel bir bankada bölüm müdürü olarak çalışmaya devam ediyorum.<br />Edebiyata ilk şiirim, &#39;1985-Gençlik Yılı&#39; adına düzenlenen yarışmada, &#39;Azize&#39; adlı uzun şiiriyle şeref ödülü alarak giriş yapmıştım. &#39;Aşkın Adı Sevişmek Değil&#39; adlı deneme kitabı (1999) çok satanlar listelerinde yer aldı, &#39;Aşkta Haram Olmaz&#39; eserim büyük ilgi gördü, 4 baskı yaptı.</p><p>* Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, Biyografya - Ünlüler Ansiklopedisi, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, İstanbul Şiirleri ve Yazıları Antolojisi - İst. Büyükşehir Belediyesi - Fethin 550. Yılında 550 Şair- Yazar-adlı dev eserlerde yer aldım. On beş yıl radyo programları hazırlayıp sundum. Ulusal ve yerel gazetelerde yazmaya devam ediyorum.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Aşk yazarı markanız tescilli, değil mi?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evet, T.C. Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilmiştir. Ben kaçak isim kullanmam. Sözümle ne dediysem, yaptıklarım ve yazdıklarım da aynıdır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Aşk yazarı ne demek? Neyi yazar aşk yazarı?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Aşkı, sevgiyi yazar. Çünkü aşkın ve sevginin yokluğunu kavgalar doldurur. Aşk ve sevgi toplumsal huzurun ilk adımıdır. Toplumun sosyal düzeni bu yoldan geçer. Sevgi, aynı dili konuşabilmektir. Devletleri, milletleri bir arada tutan en büyük değer, konuşulan dildir. Dil ise sevgi demektir. Aynı dili konuşabilenler anlaşır, anlaşabilir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> İnsan neye doyamaz, diye bir soru sorsam, cevabınız ne olur?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İnsan her şeye doyar. Yalnız bir sevgiye, sevilmeye doyamaz. Gezmelere, tozmalara da doyar. Ne yerse yesin doyar. Giyime de doyar. En lüks, en pahalı giysilere de doyar. Hatta an gelir, bir deniz kenarında sıradan bir şortla en rahat hissettiği yer olabilir. Bir bebeği öpmeye, bir çiçeği koklamaya, yardıma muhtaç olan bir eli tutmaya doyamaz&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Çok aşk yaşadınız mı?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evet, dolu dolu, ruhumla, her şeyimle hissedebileceğim bir aşk yaşadım elbette. Aşk yaşamayan aşk yazarı zaten olamaz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Kaç eseriniz var?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yayınlanan kitap sayım 23 adettir. Bunların yanında yüzlerce köşe yazım bulunmaktadır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Yazılarınızda beslendiğiniz alanlar nelerdir? Kimi anlatıyorsunuz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yazdıklarım sadece benim kendi yaşantılarım diyebilirim. Ben yaşamadığım ve hissetmediğim hiçbir şeyi yazamam.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Kıskançlık nedir? Seven kıskanır denir, doğru mudur?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlıştır. Kıskançlık insanın doğasında vardır ama sevginin bir kanıtı ya da ölçüsü değildir. Çok kıskanmak çok sevmek değildir. Sevgi güven demektir. Aşırı kıskançlık kişinin sosyal ve psikolojik sorunlu olduğunu gösterir. Kıskançlık, birey olamamanın bir işaretidir. Kişinin kendi iç dünyasıyla ilgili bir çelişkidir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Aşk değişti diyorlar, doğru mu?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Hayır, yanlıştır. Her şey değişir aşk değişmez. Dünyada yaşanan her şey; savaşlar, yokluklar, acılar her şeyi değiştirmiş ama insanın öz sevgisini, öz aşk duygusunu hiçbir şey değiştirememiştir.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Onsuz yaşayamam, ayrılırsam ölürüm, diyenlere ne dersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlıştır. Zamanla her duygu değişir, bugün iyi olan yarın kötü olabilir. İlişkilerin yolunu belirleyen çıkar ilişkileridir. Zaman ve mekanlar değiştiğinde tercihler de değişecektir. <br />Hatta bir zamanlar canım dediklerinizle öyle bir gün gelir ki, bir yaprak gibi gönlünüzden düştüğünü görürsünüz. Duygularınız birbirine karışır. O yakınlarınızdan bir yabancıdan kaçar gibi uzaklaşmak istersiniz&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Sonra değişir, belki sonradan aşık olabilirim diyenlere ne dersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlış. İnsan tanıdıkça &acirc;şık olmaz, tanıdıkça daha çok sevebilir. Aşk, anlık duyguların toplamıdır. Aşk, bireyseldir, tek kişi ister. Aşk ne kadar tek ise, sevgide o kadar geniştir. Ve insanın özü asla değişmez.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Sevgi neye göre değişir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Sevgi, ilişkilere göre yol bulur. Saygı olmazsa sevgide olmaz. Sevgi, karşı tarafı daha çok mutlu edildiği oranda artar.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>İnsan sevdiği kadar mı sevilir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlış. İnsan sevdiği kadar ne sevilir en de sevilmez. Karşımızdaki insanın gönlünde ne kadar yerimiz var, bunu bilmek mümkün değildir. Bazen biz sevdiklerimize az geliriz, bazen de sevdiklerimiz bize yeterli gelmez.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> İnsan yalnız mıdır?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evet. İnsan yalnızdır. Acısını, hastalığını, üzüntüsünü, karşılıksız aşkın acısını tek başına yaşar. Bazen yapayalnız hissedersin kendini, tek başına ve her şey kalbine dokunur&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Sevgi nasıl çoğalır?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Sevgiyi çoğaltan sadece sevgidir. Sevgi, sevgiyle çoğalır. Sevgi, duygu boşluklarını kapatır. Yıllarca evli kalıp sonradan ayrılan çiftlerin ana nedeni aradaki duygusal boşluktan gelir. Aradığını bulamamış olmanın düşüncesi ayrılığı getirir. O yolda iki kişi değil yalnız olduğunu hissettiği an ayrılmaya karar verir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Binlerce şiir, binlerce türkü var, size göre bunlar neyi anlatır?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Ne kadar çok şiir, ne kadar çok öykü varsa, toplumun sevinci ve hüzünlü yanı aynı orantıdadır. Ne kadar sevinç varsa o kadar hüzün dersek hatalı benzetme olmaz.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Hem aşk yazarısınız, hem de çok sevmeyin, diyorsunuz bu çelişki değil mi?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Değil. Her şeyin fazlası zarar olduğu için sevginin ve aşkında fazlası zarardır. Ne kadar çok severseniz, ayrıldığınızda o kadar acı çekersiniz. Aşkta alınan haz çekilecek acının sınırlarını çizer. Yeterince sevin, fazlası devam etmez bitişi hızlandırır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Öz aile kavramınız var, öz aile ne demek size göre?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Öz aile; anne, baba, kardeş ve çocuktur. Eşten ayrılıp kopabilirsiniz ama öz ailenin mezarları bile aynı yerdedir. Evlenip, başka yerde yuvasını kuran kızın kalbinin bir yarısı baba ocağında kalır. Ne kadar çok &acirc;şık olursanız olun, çılgınlar gibi, onsuz yaşayamayacak gibi olursanız olun, zaman, mek&acirc;n, para pul değişince, duygu düşüncelerde değişir. Bir değil binlerce sevgili olacak kadın- erkek bulursunuz! Ama asla bir daha bulamayacağınız iki insan var hayatınızda! Birisi Anne, diğeri Babadır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Karı- koca hakkında neler söylersiniz merak ettim?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evliysen ve eşini sevmiyorsan evli sayılmazsın. Çünkü evliliğin güzelliğini yaşamıyorsundur. Eşine sözlerinle kalbine dokunmalısın. Ellerinle değil, gözlerinle dokun eşinin tenine. Ve unutma ki, bir kalbe, bir kalp yeter. Evlilikte aşk değil, samimi sevgi gerekir. Ve kadın, bedeninin olduğu yatakta değil, kalbinin olduğu yerde kadın olur. Bir kadın için önce eş gelmeli, sonra çocuklar. Çünkü hastane odasına düşmeye görün, pijamanızı değiştirecek tek kişi eşiniz olacaktır. Evde karı kocanın çözemediği hiçbir sorunu başkaları çözemez. Her ne yaşarsanız yaşayın, asla evin dışına taşmasına izin vermeyin. Sağlıklı ilişkiler tek taraflı fedak&acirc;rlıklarla yürümez. İki tarafın ortak çabası şarttır. Mutlu bir yuva her şey demektir. Evde ne kadar huzur olursa dünya o kadar güzelleşir. Bir sarıl sımsıkı eşine, beraber daha güzeliz, iyi ki varsın, diyerek ayrıl sabah evden&hellip;</p><p>Sürekli birbirinizin sevdiği, hoşlandığı şeyleri büyütün ki sevginiz çoğalsın. Önemli olan; mutlu, huzurlu, eşlerin birbirine yetebilen sevgi dünyalarını yaratabilmeleridir. Çocuk evinde mutsuz olduğunda ne kadar iyi beslenirse beslensin bir yani hep aç kalacaktır!</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Aile de en mutlu zaman dediğiniz süre ne zaman?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>En mutlu aile zamanı, kimsenin evden ayrılmadan, evlenip başkalarına karışmadan, hesaplar bölünmeden önceki yaşamlardır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Bazı şeylerin tarifi yok diyorsunuz, nedir bunlar?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Çok doğrudur. Bazı anların tarifi yok; tüm ailenin bir yemek masasında buluşup neşe içinde yemek yemeleri gibi, yaşanmadan anlatılamaz. Askerden dönen bir çocuğun yaşattığı o gurur, elindeki kınasıyla, evlenip ayrılan kızın garip hüznü ile sevinci, uzun zaman aradan sonra evine dönen bir baba ya da annenin çocuklarına sarılışındaki o sevginin, o mutluluğun tarifi&hellip; Var mı? Yok! Yaşanmadan anlatılamaz dediklerimize sadece birer örnek&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Dostluk hakkında neler demek istersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci:</strong> Hani bazen eski bir dostunuzu ararsınız da, karşınızdaki, &#39;iyi ki aradın, seni özledim, bir ara görüşelim, aramana sevindim&#39;, der. Mutlu olursunuz. Aramış olmanıza sevinirsiniz.  Bazıları ise, &#39;bu kadar zamandır neden aramadın, insan bir arar sorar, hayırsız&#39;, gibilerinden hemen hesaplaşmaya, soru sormaya, sizi suçlamaya başlar. Aradığınıza pişman eder. İşte bunlardan biri değerli, diğeri değersiz ilişkilerdir. Biriyle sağlam bir dostluk tekrar başlarken, diğeriyle tüm ilişkinin bitmesine neden olur&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> İnsanın içindeki boşluklardan söz ediyorsunuz, boşluk derken neyi anlatmak istiyorsunuz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İnsanın içindeki bazı boşluklar hiç dolmuyor. Bir babanın, bir annenin eksikliğinde ne yaşarsan yaşa hep yarım, hep hüzün, hep boşluk devam ediyor. Yaşanmamış özlemlerin boşlukları, sevmiş kavuşamamış, elde etmiş ama hissedememiş boşluklardan söz ediyorum.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Eş- çocuk yaklaşımınızı farklı yönden anlatıyorsunuz kısa bilgi olarak nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Eş, dost, arkadaş, sevgili; birden fazla seçim yapabilirsin. Birkaç defa &acirc;şık olabilirsin ama bir tane olanların yeri hep özeldir: Anne, Baba, Kardeş ve Çocuk gibi&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Güzel tanımınız nedir? Fiziksel güzellik midir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Güzele 40 günde doyulur, tatlı dile bir ömür doyulmaz. Hani derler ya, ömrümden ömür alıp ona versin diye, güzellik ve sevgi böyle bir şeydir. İnsanları birbirine bağlayan ruhsal güzelliktir. Eğer iç dünyanız denk değilse karşınızdaki dünya güzeli olsa bir anlamı olmaz&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Sevgi ile birbirine bağlı olmakla, aşkla birbirine bağlı olmak arasındaki ayrım çizgisi nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Bu konuda araştırma yapılmış: sevgiyle bağlı olanların yüzde 57&#39;si eşini ya da sevdiğini aldatabileceğini söylemiş, aşkla bağlı olanlar ise sadece yüzde 8&#39;si belki aldatabileceğini söylemiş. &Acirc;şık olan aldatmaz. Aşkta çıkar yoktur. &Acirc;şıksa &acirc;şıktır. Sevginin yansıması farklı olabilir. Size iyi davrananları sevebilirsiniz ama &acirc;şık olamazsınız. Sevgi yaşayarak büyür. Yani sevgi objektif, aşk sübjektiftir. Aşk, bireyseldir, kıskançtır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> İnsan değişir mi? Ya da değişen nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İnsan değişmez, Değişen sadece teknolojidir. Zenginin daha fazla kazanmasıdır. İnsan değişseydi, acılar biterdi, kavgalar biterdi, açlık biterdi, hüzünler biterdi. Daha da önemlisi, öldürmeler biterdi. İnsan değişse, Dünya değişirdi. Oysa hiçbir şey değişmemiş&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Kuşaklardan söz edilir. X, Y kuşakları konusunda ne demek istersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>X kuşağıymış, Y kuşağıymış. Hepsi sermayenin gücü, ezici sömürücünün düzenidir. İnsan değişmez, dediğim budur işte. Birinci yüzyılda neler vardı? &#39;Hastalık, cinayet, açlık, kadın ticareti, tecavüz, yokluk, hırsızlık.&#39; Bu yüzyılda değişen, yok olan, artık yaşanmayan hangi kötülük yok oldu? Hayvanlara, insanlara, çocuklara tecavüz edenler, hangi kuşağın insanları? Değişen sadece ve sadece teknolojidir. Bu değişim yine sokaktaki insanın yaptığı, istediği değişim değil, para babalarının olmasını istediği değişimdir. Gerisi boş hik&acirc;yeler&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Yine kadınlara ve aşka gelirsek, ekmek yapmasını bilenler değil makyaj yapmasını bilen kadınları mı ilgi görür?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlış. Yani iki görüşte hatalı. Ekmek yapmasını bilmiyorsa eşin, her zaman dışardan yemek zorunda kalırsınız. Ütü yapmasını beceremiyorsa kuru temizlik sürekli gider oluşturur. Bir süre sonra bunları yapan arkadaşlarınızın eşlerini örnek göstermeye başlarsınız ve evde huzursuzluk başlar. Ne kadar güzel, ne kadar albenisi yüksek, ne kadar çok dişi olursa olsun, öyle bir an gelir ki, güzelliği görülmez olur. Tüm ev işlerinde on parmağında on hüner eşin var diyelim. Her şeyin en iyisini yapar. Temizlikte süper, tutumludur, evi ailesi için çocukları için canını verir, saçını kendisi boyar, para vermez. Bir süre sonra bu da seni sıkar&hellip;</p><p>Şık giyimli, mis kokulu, dudağı kırmızı rujlu kadınları özlemeye başlarsın. Özel ve romantik bir gece arzuladığında eşin bakımsız, yorgun, yatağında bitap düşmüş kadını değil şık kadınları örnek gösterirsin. Çekici kadınları özler ve merak edersin.</p><p>Evde başlar huzursuzluk..</p><p>Ne kadar fedak&acirc;r, ne kadar özverili, ne kadar çok tutumlu olursa olsun öyle bir an gelir ki, hiç biri görülmez olur&hellip;</p><p>Yani demek istediğim, hepsinden eşit oranda olmalıdır. Hayat denge gerektirir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Bir insanı tanımak nasıl olur? Gençlere, evlilik düşünenlere öneriniz nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Bir insanı nasıl tanırız? İnsan gizemli bir canlıdır. Kötü güne denk gelmeden tanımak neredeyse imk&acirc;nsızdır. Gezmekle tozmakla insan tanınmaz. Olaylara nasıl tepki veriyor, kardeşlerine nasıl davranıyor, babası ve annesine saygısı nasıl, bunlara bakılmalı. Kaçamak öpüşmeleriniz, koklaşmanız, sevişmeleriniz sevgiyi doğuramaz. Üstelik bunun adı, Aşk hiç değildir.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Dostluklar nasıl gelişir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Kalıcı dostluklar ve ölümsüz aşklar bir insanın iç dünyasını tanımakla mümkün olur. Bir insanı tanımadan seviyorum demek boş bir söylentiden ibarettir.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Evlilik hakkında neler düşünüyorsunuz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evlilik dediğimiz birlikteliğin sağlıklı devamı için sevgi, saygı bedensel, tensel ve tinsel doyumun tatmin derecesine göre şekillenir.</p><p>Ve güven duygusu hepsinden önce gelir&hellip;</p><p>Güven zedelenirse ne güzellik para eder ne kadının dişilik özellikleri ne de erkeğin adamlığı..</p><p>Karşı tarafın gözünde beş para değeriniz kalmaz&hellip;</p><p>Yukarda dediğim bütünlük olmazsa, bir türlü tamam olmayan, hep eksik kalan bir şeyler olur. Bir gün iyi, iki gün kötü, kavgalı gibi..</p><p>Bunlardan biri eksik olduğunda yarı topal yürüyen bir ilişki çıkar ortaya,</p><p>Çevrenizde kavgalı gürültülü ilişkiler varsa bunların eksikliğini göreceksiniz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Evlenmiş ama aile olamamış diyorsunuz, biraz açabilir miyiz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Hepimizin sevilmeye ihtiyacı vardır. Bir eşi sevmeyip sadece maddi destek sağlayarak bir ilişki devam eder mi? Bir çocuğu sımsıkı kucaklamanın verdiği duyguyu para vererek yaşanması mümkün değildir. Evlenip ayrı yaşayanlar, evlilik dışı yasak ilişki içinde olanlar bunlardan birini eksik yaşayanlardır. Evlenmiş ama aile olamamış insanlardır. Ev içinde eşler birbirine sahip çıkmayı öğrenirse hem evlenmiş hem de aile olmuş olurlar. Evlilik bir anlamda anlaşmak demektir. Evlilik, iki kişi arasında yeni bir dil oluşturabilmektir. Bir elmanın yarısı olmak ise hiç değildir. Yarım kalan, yarım bırakılan hiçbir şey bir başkasından alınıp tamamlanamaz. Yarım kalmışsa yarım kalmaya devam edecektir. Sevgi alınıp satılmaz. Sevgiyi birinden alıp bir başkasına devredemezsiniz. Ya severseniz, ya sevmezseniz. Evlilik dediğin, ruhsal, fiziksel tüm ihtiyaçların karı koca arasında karşılanmasıdır. Evlilik dediğin aynı zamanda duygusal bir bütünlüktür. Bir başka tenin kokusunu duymayı, eşe tutkuyla dokunmayı, sarılmayı.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Empati konusunda ne kadar başarılıyız?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Ben olsaydım şöyle yapardım, o işi yanlış yaptı gibi yargılayıcı ve eleştirici sözler söylemeyin. Çünkü siz başkasınız, faklısınız, diğerleri de farklı. Empati hiçbir işe yaramaz. Empati yapmak belli bir olgunluk gerektirir. Erdem gerektirir. Empati yaparak, kendinizi karşı tarafın yerine koyarak beklediğiniz cevapları alamazsınız. Hiç kimse, kimsenin yerine geçip onun düşündüğü gibi düşünemez. Empati yaparak, hiçbir düşünceyi değiştiremezsiniz. Empati yaparak, hiçbir duyguyu yok edemezsiniz. Empati yaparak, bir duyguyu karşı tarafta uyandırmanızda mümkün değildir. Var etmek, gerçek kılmak için o duygunun, o düşüncenin kendi içinizde olması gerekir.  Empati yaparak, dünya üstünde hangi sorunu çözdük? Empati yaparak, hangi hüznü, hangi acıyı yok ettik? Empati yaparak, hangi olumsuzu tamamen insanların hayatından çıkardık? Hiçbir şeyi yapamadık, insanın mutluluğunda bir arpa yol alamadık. Savaş filmi izlemek gibi... Film çekmek, yapılan her şeyin bir senaryo olduğunu bilerek oyun oynamak ne kadar sahte ise, gerçek savaşın içinde bulunmakta o kadar gerçektir. Bir gerçek daha var, oyuncu asker ile savaşın ortasında bire bir savaşı yaşamış olan askerin asla birbirini tutmadığı, aynı duyguları yaşamalarının asla mümkün olmadığıdır.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Sanat hakkında düşünceleriniz nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Sanatın gücü, duyarlılık ve farkındalık yaratabilecek güçte olmasıdır. Farkında olabilmek, yaşanan sorunları görebilmek, sorunlara anlık değil, kalıcı çözümler üretebilmesini sağlar. Bireylerin farkındalık düzeyinde olması ise, toplumun aydınlık haritasının göstergesidir. Sanatçı dediklerimiz ise, toplumun içinde değil, toplumun bir adım önünde olabilen insanlardır. Toplumun içinde olanlar toplumdan birisidir oysa sanatçı ve liderler daha aydınlık yarınları görebilenlerdir&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Kitap okumak- okumamak, kitaplar insana ne sağlar?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Kitap okumak, insanı daha güçlü yapar! İnsan, bir kitabı okuduktan sonra düşüncesi değişir. Her kitap, gökyüzüne açılan yeni bir pencere gibidir. Aydınlık yarınlar hep okumanın yolundan geçer. Dünya haritasında, okuyanlarla, okumayanları bir karşılaştırın, farkı göreceksiniz. Kitap, uygarlığa giden tek yoldur. Kitap kavgayı önler. Şiddeti önler. Kitap, canlıların, doğanın kısaca yaşamın anlamını öğretir.</p><p>Kitap, insanı öğretir. Kadını öğretir. Aşkı öğretir. Sevgiyi öğretir. Ve kitabın okumayan yerlerde, mürekkebin yerine gözyaşının kanın daha fazla aktığı sözü çok doğrudur.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Gelişim, değişim ve yaşam konularındaki düşüncelerinizi de merak ettim..</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İnsan beyni de öyle anlaşılır değil! Dev uçakları, füzeleri, kurşunları yapıyor ama gözün görmediği kadar minik bir virüsü öldüremiyor bedenine girince, teslim oluyor. Bu kadar gizemli bir dünya da ve sınırlıyken her şeyin süresi, aynı dünya telaşı devam ediyor. Kadınlar zengin, yakışıklı koca; erkekler genç ve güzel kadın istiyor. Çok zengin yaşlılar, gençlik isterken, gençler zengin olmak istiyor. Oysa yaşamda, her şeyin sırası gün gün geliyor. Ne mal, ne mülk kalıyor geriye. Ne de öpülmeye kıyılamayan o güzel yüz kalıyor, solup gidiyor. Kim olursan ol, nasıl yaşarsan yaşa bir yanın öksüz, bir yanın yarım, bir yanın hüzün oluyor. Mutlaka özlemini çektiğin bir şeyler kalıyor içinde. İşte bu yüzden derler ya, hayırlısı olsun, azı kar çoğu zarar diye. Yanı kısaca, sağlığın yerindeyse, kimseye muhtaç olmayacak kadar bir gelirin, bir de seni ısıtan sevdiğin bir başka beden varsa yatağında, kral da sensin, paşa da sensin&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Sosyal medya hakkında ne diyeceksiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Artık eller, bir başka el yerine telefona, tablete daha çok dokunuyor.  Özel bir bağ gibi sosyal medya ile bağlantı kuruluyor. Oysa ekrandakiler ne kadar güzel olursa olsun, dokunamaz, el süremez ve öpemezsiniz!</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Mutlu aşk olmaz derler, doğru mudur?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlıştır. Bir ilişkiyi sadece son olaylarıyla değerlendirmek son derece hatadır. Sonuç ayrılmak kötü olabilir ama öncesinde mutlu anları yaşamıştır. Sonuçta biz acı çekelim diye bir ilişki, bir aşk, bir evlilik başlamaz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Mantık evliliği hk düşünceniz nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Son derece saçma sapan, k&acirc;ğıt üstünde evlilik olmaz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Eşler arasındaki tensel tinsel mutluluk nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Evliliğin gerektirdiği karı koca ilişkisi, tensel ve tinsel yakınlaşma her zaman doya doya yaşanmalıdır. Bedenler ne kadar sık buluşursa ruhsal yakınlaşmalar da o kadar artar. Kadınlar için yatak olayı sevginin dile gelmesi gibi yorumlanırken, erkek taraf için ise giderilmesi gereken bir ihtiyaç gibi olabilir. Kadın; ilgi ister, güzelliğinin görülmesini ister.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>&#39;Ben aşık olmam, kendimi kontrol edebilirim&#39;, demek doğru mudur?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yanlıştır, aşk kontrol dinlemez. Kontrol edilirse aşk olmaz. Öte yandan bir görüşte aşık olabilirsiniz ama asla dost olamazsınız&hellip;</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Kardeşler arasındaki geçimsizlik nedenleri nelerdir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Kardeşler arasındaki gerilim, aile içinde eşit davranılmayan çocukların birbirine olan nefretinden ileri gelir. Aileyi yıkan, araya soğukluk girmesine neden olan eylemlerden biri de aile içinde adaletsiz ve haksızlık yapılan işlerdir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Aşk yaşarken evlilik olmaz dediğiniz nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Aşk yaşarken evlilik olmaz! Aşk, hayallerin dünyası, evlilik ise yaşamın gerçeğidir. Aşkta, aradığını bulmuş gibi bir inanış vardır. Evlilikte ise bulduğunun gerçek yüzünü görmektir. Evlilik kilit ve anahtar gibi birbirini tamamlar. Birbirini bulamamışsa kadında, erkekte kendi yalnızlığına gömülür.</p><p>Evlilik için durgunluk gerekir. Çünkü aşk, aradığını, görmek istediğini, içinde eksikliğini yaşadığını bulmuş gibi bir durumdur. Oysa evlilik aşk ve mantığın birlikte karar vermesi gereken bir durumdur. Maddi durumların, fiziki beğenilerin aşılmış olması gerekir. Ekonomi durumlar son derece önemli olup, fakirse evlenmem, zenginse hayatım kurtulur gibi saçma sapan düşüncelerle evlilik yoluna da çıkılmaz.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>Sizi okumak isteyen, takip etmek isteyen dostlarımız nerelerden ulaşabilirler?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Benim kartvizitimde şöyle yazar: hiç kimse ulaşılamayacak kadar uzak ya da büyük değildir. Bana herkes ulaşabilir, yazabilir. Hesaplarım bunlardır. İnsanlar kanunlar önünde eşittir. Farkımız sadece kalbimizde ve beynimizdeki duygu düşüncelerimizin farklı olmasıdır. Ve herkesin büyüklüğü yüreğinin sevgisi kadardır.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Şu ana kadar sohbetimizi okuyan ve bizlere eşlik eden dostlara son olarak ne söylemek istersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İnsana huzur vermeyen, sağlığından eden her şey olmaz olsun. Bir işin sonunda gözyaşı olacaksa, parası da, zenginliği de, yeraltı petrol yatakları da olmaz olsun. Altınları da batsın,<br />Sahi ya, hayatımızda hiç altın olmasa ne değişir? Bir buğday tanesi kaç ton altına karşılık gelebilir? Tüm altınlar da denizin dibine batsın. Bilimin önceliği hastalıkları yok etmek olmalı. Acı ve gerçeğin yolları hep farklıdır ama kaynak tek insandan çıkar. Silahı yapan da bilim, ilacı yapan da insandır. Aşk, Yaşam, Hayatın tadı hepimizin olsun. Bir tek hayatımız var. Ve ölüm karşısında hepimiz eşitiz.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Yalan söylemek hakkında ne dersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Yalanın olduğu yerde doğrunun kıymeti olmayacağı için yalandan nefret ederim. İlişkilerin devamını doğru sözler belirler. Bir yalan binlerce doğruyu yok edebilir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Acılar insanı olgunlaştırır derler, sizce doğru mu?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Acıların insanları olgunlaştırdığı, değiştirdiği doğru olsaydı yeryüzünde acı kalmazdı.</p><p><strong>Betül Fırat: </strong>İnsanların genelde bir stres altında ve sinirli olmalarına ne söylemek istersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Güncel yaşamda hepimiz birçok etkinin altındayız. İletişim olduğumuz insanlara kızarsak, sinirimizi, öfkemizi o an söylemeden içimize atarsak, bir nevi gönül koyarsak, kırılırsak sonuçları hep olumsuz olur. İnsan kırıldığı kadar çevresinden bir öç alma, kötü davranma, sevimsiz olma gibi durumlar sergilerler. Bu yüzden kırılmayalım ve kırmayalım. Kötü davranış sergileyenlerde bir yerlerde kırılmış insanlar olduğundan, bizde kötü davranmayalım sevgimizi verelim.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Neden dev aşkların sonu hüsran oluyor?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Aşk duygusu, aranan, özlenen, duygusal olarak doyum sağlanan her şey, doyduğunda biter. Aşkta biter. Sevgi bitmez. İlişkiler iyileştikçe, insanların birbirine desteği arttıkça sevgi artar.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Neden başladığı gibi sürmez ilişkiler?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Güncel yaşamda değişen her şey duygularımızı düşüncelerimizi de değiştirir. Başlarken farklıdır, zamanla beklentiler de değişir bu yüzden ilişkilerde değişecektir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Gelecekte neler yazmayı planlıyorsunuz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Hiçbir şey planlamıyorum. Ne yazacağımı da bilmiyorum. Çünkü neyi yaşayacağımı bilmediğim için neyi yazacağımı nasıl bilirim. Yazacaklarımın konusunu yaşadığım hayat verecek. Yaşamadan, deneyimlemeden ne aşk hik&acirc;yeleri yazabilirim, ne de aşk şiirleri. Ben yaşadıklarımı, gördüklerimi yazan bir yazarım. Ben yaşamadan, görmeden, kurgu üretip dayanağı olmayan, yapay, sahte, hissedilmemiş duyguların yazarı değilim.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Toplumların gelişimi hakkında neler söylemek istersiniz?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Kitap okumak için iki eli bir araya gelmeyen, okumayan topluların iki yakası da bir araya gelmez. Gelişmiş ülkelerin sosyal yaşamı ve kadınların yaşamına bakarsanız farkı görürsünüz. Suç oranları da eğitimle ilgili bir durumdur. Ve en büyük aşk vatan aşkıdır. Toplumu her bireyi sahiplik içinde yaşarsa toplum gelişir. Parkta otururken görürüz, adam aşkını söyleyememiş masaya kazımış. Dünyanın en modern teknolojiyi kullanacaksın ve tarımın hep en iyisi olacak. Tarım, ülkenin gelecek sorunudur. Çünkü doğal afetlerde bile gördük işte, elektrik olmayınca soğuktan öleceksin. Ne lazım, odun. Evet, odun, su ve ekmek olduğu sürece yaşam devam edecektir. Silahın var ama kurşunun yoksa bir anlamı var mı? Tüfeğin var, fişek yok. Fişek yoksa o tüfek bir odun parçası gibidir.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> İyi insan, doğru insan tanımı size göre nedir?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İyi insan, güvenilir insan demek, iyi günde aldığın dostlarının özel sırlarını kötü gün de ortalığa sermemektir. Erdem sahibi olabilmek bunu gerektirir. Komşularımız bize evlerinin anahtarını tatile giderken verebiliyorlarsa biz güvenin kalelerini kurmuşuz demektir.  İyi insanların işleri güçleri hep rast gitsin, zenginlikleri, varlıkları, sağlıkları hep çoğalsın. Ey güzel insanlar, hep iyi olun, her zaman çok daha, çok çok iyi olun.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Peki yazarken ağladığınız oldu mu?</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>İşte bu soru kalbime dokunur. Kimi yazılarımda ağladığım çok olmuştur. En çok babama, anneme yazdığım yazılarımda çok ağladığım olmuştur. Hatta bir defasında k&acirc;ğıt gözyaşlarımla tamamen ıslanmıştı.  İnsan, insana doymadan yok olup gidiyor. Ne anne baba doyuyor çocuğuna, ne çocuklar anne babaya. &Acirc;şıklar da doymuyor birbirine. Eşler ise, gönül dili ile beden dili uyuşmazsa, ne kavgalar duruyor ne de didişmeler. Ve üç günlük Dünya hayatı, iki günde bitiyor.</p><p><strong>Betül Fırat:</strong> Teşekkürler..</p><p><strong>Mustafa Çifci: </strong>Ben teşekkür ediyorum.&quot;</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ask-yazari-mustafa-cifci-ile-r_1682342172_KpWvaf.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşk Yazarı Mustafa Çifci ile röportaj ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ask-yazari-mustafa-cifci-ile-r_1682342172_KpWvaf.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Kastamonu iyi gidiyor']]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kastamonu-iyi-gidiyor/40261/</link>
            <description><![CDATA[KASİAD Vakfı Genel Başkanı İş İnsanı Ayhan Aslan ile bir çay içimi sohbet. 'Kastamonu iyi gidiyor.']]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kastamonu-iyi-gidiyor/40261/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 06 Dec 2022 11:28:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kastamonu Gazeteciler Derneği(KGD) Başkanı İzzet Sarı, KASİAD Vakfı Genel Başkanı İş İnsanı Ayhan Aslan ile Kastamonu&#39;ya dair röportaj yaptı.</p><p>KASİAD olarak memleketin kalkınması ve tanıtımına katkı sağlamak adına bir tarafından tutmaya çalıştıklarını ifade eden İÇDAŞ İcra Kurulu  Başkanı Ayhan Aslan, Bazı ziyaretlerde bulunmak ve &ldquo;Umudun Yolu&rdquo; isimli belgeselin tanıtımı için ata yurdu Kastamonu&#39;ya geldiklerini ve iki gün boyunca Valilik, Belediye, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, esnaflar ve Organize Sanayi Bölgesi&#39;ndeki iş insanları ve fabrikalarını ziyaret ettiklerini gelişmelerden memnun kaldıklarını açıkladı.</p><p>Genel Merkezi İstanbul&#39;da bulunan Kastamonu Sanayici İş Adamları Derneği(KASİAD), Kastamonulu Sanayici ve İş Adamları Vakfı (KASİAD VAKFI) Genel Başkanı ve İÇDAŞ İcra Kurulu Başkanı Ayhan Aslan, Kastamonu&#39;daki güzel gelişmeleri gördükçe memnun olduklarını ve bu güzel gelişmelerin bir tarafından kendilerinin de tutmaya çalıştıklarını ifade ederek, &ldquo;Mutlaka eksiklikler olabilir, bir koordinasyon eksikliği de olabilir. Ancak her şeye rağmen Kastamonu iyi gidiyor.&rdquo; şeklinde açıklamalarda bulundu.</p><p>Kastamonu Gazeteciler Derneği(KGD) Başkanı İzzet Sarı&#39;ya memlekete dair açıklamalarda bulunan Ayhan Aslan, &ldquo;Bizim memleketimiz bozulmamış bakir bir coğrafya. Ülkemiz nasıl gelişmekte olan ülkeler arasında ise, Kastamonu da yeni yeni gelişiyor. Bir taraftan yeni yapılaşma diğer taraftan tarihi kimliğini ve kültürünü korumaya çalışan bir şehir. Memleketimiz ile her daim gurur duyuyoruz. Bu coğrafya bizim ata yurdumuz. Bu memlekete karşı sorumluluklarımız var. KAİSAD&#39;ın çok kıymetli üyeleri var. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Av. Dr. Fikret Özkan&#39;ın koordinesinde Taşköprü ve Hanönü ilçelerimizde yeniden kendir ekimi başlatıldı. Yatırımcı arkadaşımız kısa sürede inşallah buraya bir de  fabrika kuracak. Bu sene 700 dönüm arazide bir ekim gerçekleşti. Kendir, sanayi ve tıp için çok çok önemli bir bitki. Bizde bunun koordinasyonunda rol alıyoruz. Yatırımcı arkadaşımıza her türlü desteği sağlıyoruz.&rdquo; dedi.</p><p><strong>SARI: Her geldiğinizde esnafları ve sanayicileri ziyaret ediyorsunuz, Kastamonu&#39;daki sanayi kuruluşları sizce yeterli mi?</strong></p><p><strong>ASLAN:</strong> &ldquo;Ben babadan sanayiciyim. Kastamonu&#39;ya her geldiğimde fabrikaları ziyaret etmem gayet doğal değil mi? Mesela bugün Organize Sanayi Bölgesi&#39;nde(OSB) Kastamonu Ticaret Borsası&#39;nın fabrikasını ziyaret ettik. Hem yeni başkanı Serdar İzbeli&#39;ye hayırlı olsun dileklerimizi ilettik hem de fabrikalarında incelemelerde bulunduk. Diğer taraftan Romon Grubu Sahibi Ayhan Kömeç&#39;in fabrikasını ziyaret ettik. İnanın ben çok mutlu oldum. Bu fabrikalarda önemli istihdam sağlamalarının dışında ülke ekonomisine ciddi katma değer sağlıyorlar. Hele hele Romon Grubu&#39;nun dünyanın en büyük kağıt fabrikasını Uruguay&#39;da yüzde 100 yerli ve milli mühendislerle yapıyor olmaları beni gerçekten mutlu etti. Daha önceki ziyaretlerimizde OSB&#39;de bazı fabrikaları ziyaret etmiştik bu sefer Kaswood ve Romon Grubunu ziyaret ettik. İnşallah bir sonraki seferimizde diğerlerini de ziyaret edeceğiz. Yeterli mi tabi ki değil. Ama inanın Kastamonu iyi gidiyor. OSB&#39;de yer sıkıntısı olduğunu görüyoruz. En kısa zamanda ikinci OSB&#39;nin resmi altyapı eksiklikleri giderilerek  çalışmalara başlanılmalı. Taşköprü ve Tosya OSB&#39;leri de iyi gidiyor. Ama merkezde ikinci OSB çok gerekli hale gelmiş. Bunu net olarak görüyoruz. Yatırım yapmak isteyen arkadaşlarımız var ama yer bulamıyorlar. Yatırımcı geldiği zaman yer yok dememeliyiz. Ayrıca Kastamonu Havalimanının eksikleri var. Uçakların siste rahat inmelerini sağlayan düzeneğin bir an önce tamamlanması lazım böylelikle uçaklar sabah erken saatte gelebilir, bu da yolcu kapasitesini arttırır. İstanbul Anadolu yakasından da uçuşların yapılması lazım, ayrıca Kastamonu Havalimanına gümrük kazandırılması lazım. Transit yolcuların rahat gelebilmesi için bunlar önemli.&rdquo;</p><p><strong>SARI: Kastamonu tarihi bir şehir, sizce biz bunu iyi anlatabiliyor muyuz?</strong></p><p>ASLAN: &ldquo;İstanbul&#39;da ve Kastamonu&#39;da çok önemli potansiyelimiz var. Koordinasyonu iyi sağlamalıyız. Kastamonu&#39;nun tarihi ve kültürel değerlerini yurt genelinde gerektiği kadar iyi anlatmamız lazım. Turizm konusunda çok çok önemli gelişmeler var. Merkez&#39;de tarih ve kültür, Pınarbaşı, Azdavay ve Ilgaz Dağı gibi mükemmel doğası var. Yani tarih, kültür, her şey var. Ama hepsi içinde olan bölüm bölüm komple bir müzemiz yok. Bence özel müteşebbis ve Devlet olarak komple bir müze üzerinde çalışmalıyız. Mesela hepsi var ama kopuk kopuk. Turist geldiği zaman Kastamonu&#39;yu yaşayıp çıkmalı. Mesela Candaroğulları&#39;nı, Çobanoğulları&#39;nı, Atabey Gazi&#39;yi, Fatih Sultan Mehmet&#39;in annesi Hatice Alime Huma Hatun&#39;u, yakın tarihimize damga vuran İstiklal Yolu&#39;nu, yaşamalı. Bölüm bölüm Küre&#39;de top güllelerinin döküldüğünü, İstanbul&#39;un fethinde kullanılan gemilerin halatlarının Taşköprü&#39;deki çıkrıklarda yapıldığını burada canlı olarak anlatılmalı. Etnoğrafya ve Liva Paşa Konağımız, Kastamonu Valiliği altında yeni yapılan müzemiz var diyeceksiniz. Var ve bunlar çok önemli ve değerli lakin ben başka bir şey söylüyorum. Hepsi bir arada komple bir müze üzerinde çalışmamız lazım. Bilmem yanlış mı düşünüyorum.&rdquo;</p><p><strong>SARI: KASİAD olarak &lsquo;Umudun Yolu&#39; belgeseline sponsor oldunuz? Memleket adına beklentilerinizi karşılıyor mu?</strong></p><p><strong>ASLAN: </strong>&ldquo;Dediğim gibi memlekette güzel şeyler oluyor. Biz de iş ve sanayi alanlarındaki çalışmalarımız yanında kültürel olarak da elimizden geldiği kadar ata yurdumuza KASİAD olarak katkı sağlamaya çalışıyoruz. Kültürel etkinliklerimiz kapsamında yapımına sponsor olduğumuz &#39;Umudun Yolu&#39; isimli belgesel ecdadımızın gösterdiği fedakarlığı yeni nesile aktarmak adına önemli diye düşünüyoruz.&rdquo;</p><p><strong>SARI: Erzurumlular Nene Hatun&#39;un hayatını filme alıyorlarmış diye duyduk. Şehit Şerife Bacı&#39;nın hayatı da bir gün film olabilir mi? Ya da böyle bir profesyonel yapıt gündeme gelirse destekler misiniz?</strong></p><p><strong>ASLAN: </strong>&quot;Biz Türkiye Cumhuriyeti&#39;nin kuruluşuna harç vazifesi yapmış bir coğrafyada yaşıyoruz. Atabey Gazi&#39;den günümüze kadar gelmiş geçmiş tüm ecdadımız bizim için değerlidir ve kahramandır. Rahime Kaptan, Halime Çavuş ve Şehit Şerife Bacı bizim için olmazsa olmaz ve hatta kırmızı çizgilerimizdir. Enver Paşa, Nuri Paşa, Fahrettin Paşa, Orhan Killigil Paşalarımız, Miralay Halit Beylerimiz bu vatanın kurtulması ve bekası için çalışan ismi belli olan, olmayan nice şehit ve gazilerimiz var. Milli mücadele sırasında Türkiye&#39;deki ilk kadın mitingini düzenleyen 3.000 annemiz var. Son dönemde ülkemize ve memleketimize büyük hizmetleri dokunmuş olan Atilla Ateş Paşalarımız var. Onlara minnettarız. Onların çocukları ve torunları olarak ne kadar onlara dua etsek azdır. Onlara layık olmak istiyorsak bu ülke için çok çalışmamız gerekiyor. Rahime Kaptan&#39;ı, Halime Çavuş&#39;u ve Şehit Şerife Bacı&#39;yı, üç bin annemizi; kızlarımıza, kadınlarımıza, gelecek nesillere çok çok iyi anlatmamız gerekiyor. Yazdığınız kitaplarla sizlerin büyük katkısı var. Bunları biz taktir ediyoruz. Bizim de ufkumuzu açıyor. Böyle bir film yapılacaksa bu sadece KASİAD ile değil İstanbul&#39;da yaşayan tüm hemşehrilerimizin, iş insanlarının katılım sağladığı ve hatta Kastamonu ile ortak koordineli profesyonel bir yapıt olmalı. Biz bu konuda üzerimize düşen desteğe hazırız. Kültürel faaliyetlerimiz kapsamında, Kastamonu Kültür Başkenti yılında yapılan sempozyumun kitap haline getirilmesine sponsor olduk. Şu anda halen Kastamonu Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinin Kastamonu tarihi ile ilgili olarak yazmaya başladıkları bir kitabın sponsorluğu için hocalarımızla görüşüyoruz. İstanbul, Kastamonu ve Türkiye&#39;nin değişik vilayetlerindeki sanayici ve iş insanlarımızın koordinasyonu, işbirliklerinin geliştirilmesi, Kastamonu sanayisinin geliştirilmesi için yaptığımız faaliyetler (ki; bu faaliyetler arasında Türkiye&#39;de bir ilk olan ve İstanbul Fuar Merkezinde İstanbul, Kastamonu ve yurdun değişik yerlerinden katılan yaklaşık 200 civarında katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz KASTEXPO Kastamonu karma şehir sanayi fuarları vardır.) yanında Kastamonu&#39;nun tanıtım ve kalkınması için hazırladığımız önemli bir projemiz var. Bunu önümüzdeki 2023 yılı içerisinde Kastamonu&#39;da yapacağımız bir dizi zirve ile gerçekleştirmeyi planlıyoruz. KASİAD Vakfı olarak malum sel felaketinde Kastamonu şubemiz ile birlikte üyelerimiz arasında büyük bir yardım organizasyonu yaptık. Geçtiğimiz yıl ve bu yıl tarafımıza müracaat eden üniversite öğrencilerinin tamamına burs verdik. Ara eleman açığını kapatmak için mesleki eğitime yönelik bir üniversite projemiz var. Sanayideki teknik eleman açığına cevap vermek için mesleki eğitim kursları düzenliyoruz. Bunların dışında Kastamonu&#39;nun kültür, tarih ve tanıtımı, kalkındırılması için gelen her türlü projeyi titizlikle inceliyoruz. Uygun bulduklarımızı destekliyoruz. Ayrıca kısmetse 2023 sonu veya 2024 başında KASTEXPO&#39;nun üçüncüsünü çok daha fazla katılımcı ile düzenleyeceğiz.&quot;</p><p><strong>SARI: Kastamonu Üniversitesi ile ilgili neler düşünüyorsunuz?</strong></p><p><strong>ASLAN: </strong>&ldquo;Kastamonu Üniversitesi(KÜ), sadece Kastamonu için değil ülke eğitimi için çok çok önemli. Eksikler olabilir ama bana göre çok iyi gidiyor. Bu işler öyle 3-5 yılda olacak şeyler değil. Mükemmel bir kampüs alanı var. Fakülteleri, meslek yüksek okulları ve hatta en son açılan ve memleketimiz için çok çok önem arz eden Tıp Fakültesi bana göre çok önemli. Kastamonu Üniversitesi&#39;nin tarih bölümünde de değerli hocalarımız var. Onlarla yakın temas halindeyiz. Hocalarımızın takdire şayan yayınları var. Basından takip ettiğim kadarıyla doluluk ve tercih konusunda da sıkıntı yok. Kastamonu için elzem olan tarım ve ziraat ile ilgili bölümler mutlaka üniversitemize kazandırılmalı, bunun için çalışmalıyız. Bence KÜ, adım adım ilerliyor ama sağlam gidiyor. Yakından takip ediyoruz. Kastamonu Üniversitesi öğrencilerinin yarışmalara katıldığı Atabeygazi Elektrikli Otomobil projesine her yıl destek veriyoruz. Kastamonu Üniversitesi ile geçen sene protokol yaptık. Kastamonu Üniversitesi öğrencilerine, üyelerimize ait iş yerleri ve tesislerde staj yapma imkanı sunuyoruz. Bunlardan başarılı ve liyakatlı olanları isterlerse istihdam ediyoruz.&quot;</p><p><strong>Ahmet Katar&#39;a teşekkür ve başsağlığı ziyareti</strong></p><p>Aslan, &quot;KASİAD&#39;ın önceki dönem Kastamonu Şube Başkanlığını yapan Ahmet Katar&#39;a da hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Ziyaret ettik, hem başsağlığında bulunduk hem yeni siyasi hayatında başarı dileklerimizi sunduk.&quot;</p><p><strong>Dünya Çelik sektörüne Kastamonulular hakim</strong></p><p>Demir, Çelik ve Enerji sektöründe sadece Türkiye&#39;de değil, dünyada söz sahibi olan ve 10 bini aşkın çalışanı ile Türkiye&#39;nin en büyük ilk 10 firması arasında bulunan İÇDAŞ İcra Kurulu Başkanı hemşehrimiz Ayhah Aslan, &quot;Türkiye her alanda değişim ve gelişim gösteriyor. Kalkınma önceliğinde, ağır sanayi ülkemiz için çok önem taşıyor. Ekonomiye kayda değer katkılar sağlayan kuruluşların, Kastamonuluların yönetiminde olması ise bizler için büyük gurur kaynağı. 1970 yılından bu yana inşaat çeliği ve alaşımlı çelik üreten İÇDAŞ, üretim kapasitesiyle Türkiye&#39;nin 2. büyük çelik üreticisi olmasının yanında aldığı çevrecilik ödülleriyle de öncelikli sırada. Geçtiğimiz yıl &#39;sürdürülebilir gelişim&#39; konusunda dünya ikincisi olarak &#39;altın kategori&#39;de yer alması da çevre bilinciyle çalışmasının önemli bir ürünü. Ayrıca İÇDAŞ ve İÇDAŞ Enerji Şirketleri dışında İSO ilk 500&#39;de KASİAD üyesi Çolakoğlu Metallurji, Aslan Aluminyum, Boskay Demir Çelik, Elvan Gıda, Yılmaz Redüktör ve Kastamonu kökenli Tosyalı ailesine ait şirketler, Kastamonu Entegre ve şu anda ismini hatırlayamadığım şirketlerimiz var. Bunlar ülkemizin yüz akı ve gurur kaynaklarımız.&quot;</p><p><strong>SARI: Ayhan bey İstanbul&#39;daki hemşehri dernekleri sizce yeteri kadar ata yurtları için çalışıyorlar mı?</strong></p><p><strong>ASLAN: </strong>&ldquo;Valla ben diğer dernekler hakkında yorum yapamam. Bu doğru da olmaz. Lakin biz kendi derneğimiz olarak bir vizyon ortaya koymaya çalışıyoruz. Bizim sloganımız da &#39;Memleketin ve Milletinin Yanında Hizmete Devam.&#39; Biz memleketimizin kalkınmasında bir köşesinden tutmaya, aynı zamanda Kastamonu adının duyulması, layık olduğu yere gelmesi ve marka olması için katkı sunmaya çalışıyoruz. Bundan sonra da kendi çapımızda buna devam etmek istiyoruz.&rdquo;</p><p><strong>SARI: Siz bir sanayicisiniz, Kastamonu sanayisi hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong></p><p><strong>ASLAN:</strong> &ldquo;Kastamonu sanayi konusunda biraz geç kalmış olabilir lakin inanın iyi gidiyor. Sağlam gidiyor. Kastamonu Organize Sanayi bölgesinde faaliyette bulunan Romon Grubu, dünyanın en büyük kağıt fabrikasını Urugay&#39;da kurabilecek seviyeye gelmişse iyi gidiyor demektir. Mutlaka eksikler olabilir, sanayicilerimiz yılmadan yollarına devam etmeli. Küçük büyük ayırt etmeden desteklenmeli. Çekme Helva konusunu, ağaç mobilya sanayiini görüyorsunuz. Çok sayıda işletme var. Kastamonu&#39;da artık helva bir sektör olmuş durumda. Pastırmamız, sarımsağımız zaten sadece Türkiye değil Dünya birincisi. Bu değerlerimizi bu ürünlerimizi de Türkiye ve Dünya genelinde markalaştırıp yol almalıyız.&rdquo;</p><p><strong>SARI: Ayhan bey, Kastamonu yerel basınına bu röportajı verdiğiniz için tüm meslektaşlarımız ve hemşehrilerimiz adına size teşekkür ediyoruz.</strong></p><p><strong>ASLAN: Ben sizlere teşekkür ediyorum. Tüm hemşehrilerimize selam ve saygılarımı sunuyorum.</strong></p><p>İÇDAŞ İcra Kurulu Başkanı ve Kastamonulu Sanayici İş Adamları Derneği Genel Başkanı Ayhan Aslan&#39;ın iki gün süren Kastamonu  ziyaretine, KASİAD Genel Başkan Yardımcısı Teşkilat Başkanı ve KASİAD Vakfı Genel Başkan Vekili Av. Dr. Fikret Özkan, Genel Başkan Yardımcısı Arif Altan Yavuz, Genel Başkan Yardımcısı Murat Arer, Genel Sekreter Cemal Şenol, Genel Muhasip Fikriye Aslan, Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Kırık, Ekrem Çentik, KASİAD Kastamonu Şube Başkanı Atıf Yılmaz, Başkan Yardımcısı Furkan Keserci, KASİAD Muğla Sorumlusu Denizhan Yılmazer, Genç KASİAD Başkanı Yunus Karcı, üyeler Niyazi Kütük, Fuat Alper Gökçınar, Ekrem Çentik, Ömer Binici, Mehmet Külte, Mimar Ahmet Cihan, Osman Kocadelioğlu, Hüseyin Aldı ve diğerleri katıldı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kastamonu-iyi-gidiyor_1670315280_460LxO.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Kastamonu iyi gidiyor' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kastamonu-iyi-gidiyor_1670315280_460LxO.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Alzheimer ile ilgili her şey! A'dan Z'ye alzheimer]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/alzheimer-ile-ilgili-her-sey-a-dan-z-ye-alzheimer/39601/</link>
            <description><![CDATA[Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç ile konuştuk. Alzheimer ile ilgili her şey! A'dan Z'ye alzheimer.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/alzheimer-ile-ilgili-her-sey-a-dan-z-ye-alzheimer/39601/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 08 Sep 2022 22:44:28 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünyada ve ülkemizde Alzheimer haritası nasıl?<br />Alzheimer nedir?<br />Alzheimer kimlerde, hangi yaş gruplarında daha çok görülür?<br />Bu hastalığın nedenleri nedir ve nelere yol açar?<br />Alzheimer belirtileri nelerdir, nasıl anlaşılır?<br />Hastalığın seyri nasıl ilerliyor?<br />Alzheimer&#39;dan korunmak için neler yapmalı?<br />Hastalığın tedavisi var mı?<br />Son dönemde çıkan ilaçlar ile ilgili neler söylenebilir?<br />Türkiye Alzheimer Derneği neler yapıyor?</p><p>Tüm bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını Türkiye&#39;de Alzheimer konusunda sayılı uzmanlardan birisi olan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç ile konuştuk.</p><p>Başar Bilgiç&#39;in açıklamaları şöyle;</p><p><strong>&ldquo;Türkiye&#39;de 700 bin üzerinde Alzheimer hastası var&rdquo;</strong></p><p>Yaşam süremiz uzuyor ama insanlık fiziksel ve mental olarak buna tam adapte olabilmiş değil. İleri yaşta insanlar birçok zihinsel ve fiziksel problemlerle karşılaşıyor. Yaşlı nüfusun artması ile Alzheimer toplumda daha görünür oldu. Avrupa ile benzer görülme sıklığı rakamlarına sahibiz. Ülkemizde 1 milyon, tüm dünyada ise yaklaşık 50 milyon bunama hastası var ve bunların yarıdan fazlası Alzheimer. Tüm dünyada bunamaya en fazla yol açan hastalık Alzheimer. 2050 yılında tüm dünyada 150 milyon bunama hastası olacağı öngörülüyor. Türkiye&#39;de 700 bin üzerinde Alzheimer hastası var, diğer bunamaları da eklersek 1 milyona yakın kişiden bahsediyoruz. 70&#39;li yaşlar en çok Alzheimer görülen yaş grubu. Dünyada ortalama yaşam süresi uzuyor, yaşlı nüfus artıyor. Biz de nüfusu hızla yaşlanan ülkelerden biriyiz ve dolayısıyla bu hastalık diğer ülkeler gibi bizim için de geleceğin en büyük sağlık sorunlarından biri olacak gibi görünüyor.</p><p><strong>Alzheimer nedir, nasıl anlaşılır?</strong></p><p>Alzheimer, beyin dokusunu yavaş yavaş harap eden bir beyin hastalığı olarak tanımlanabilir. Henüz tam olarak çözülmeyen bir nedenle beyin hücreleri ölüyor, beyin dokusu azalıyor, damarlar daralarak tıkanıyor ve beyin küçülmeye başlıyor. Ortalama 10 yıl içerisinde beyin 1,5 kg&#39;den 1,2 kg&#39;ye düşüyor yani 300 gr kadar kayıp oluyor. Bu süreçte beyin hücreleri yani nöronlar azalıyor, zihinsel sorunlar ortaya çıkıyor. Hasta önce yakın geçmişe dair olayları unutmaya başlıyor. İlerleyen evrede ise çok eski anılarını da unutur hale gelip yakınlarını bile tanıyamayabiliyor. Yön bulma sorunları, muhakeme sorunları, konuşma, yürüme bozuklukları, psikiyatrik sorunlar, idrar tutamama, uyuyamama gibi birçok bulgu unutkanlığa ekleniyor. Unutkanlığın göze çarptığı erken dönemde mutlaka bir uzmana görünmeli. Ayrıca son gelişmelerle birlikte artık kan testleri, kan analizleri ile de Alzheimer teşhis edilebilir.</p><p><strong>Alzheimer hastalık süreci nasıl ilerliyor</strong></p><p>Alzheimer hastasının beynindeki değişiklikler unutkanlığın başlamasından 20 yıl önceye kadar dayanıyor. Alzheimer&#39;da gözlemlenen unutkanlık hemen herkeste görülen doğal unutkanlıktan farklı. Hasta başlangıçta yakın zamanı unutmaya başlıyor ve tekrar tekrar aynı soruları sorabiliyor. Örneğin &ldquo;Yarın öğleden sonra pazara gideceğiz&rdquo; denilen bir hasta pazara hangi gün saat kaçta gidileceğini defalarca sorabiliyor çünkü kendisine verilen cevabı hafızasına kaydedemiyor. Buna karşın 40 yıl öncesinin tüm detaylarını hatırlayabiliyor ama tabii hastalık ilerledikçe bu anılarda kaybolmaya başlıyor. Unutkanlıktan sonra ise yön bulma etkileniyor. Başlangıçta iyi bilmediği yerlerde kaybolan hastalar zamanla evlerini bile bulamaz hale geliyor. Bazı vakalarda hastalık ilerledikçe psikolojik sorunlar da ortaya çıkıyor. Hasta agresif tavırlar, kıskançlık ve bazı anlamsız aşırı reaksiyonlar gösterebiliyor. Son aşamada ise yürüyemez hale gelen hasta ömrünü yatalak olarak tamamlıyor. Bu süreç genellikle 10-15 yıllık bir süreyi kapsıyor.</p><p><strong>Alzheimer&#39;dan nasıl korunuruz?</strong></p><p>Araştırmalara göre Alzheimer&#39;dan koruyan en önemli faktör eğitim ve sosyalleşme. Eğitim seviyesi yükseldikçe Alzheimer görülme sıklığı azalıyor. Dolayısıyla eğitim seviyesinin daha düşük olduğu kırsalda daha yaygın görülmekte. Böylece eğitimin bir yararı daha ortaya çıktı diyebiliriz. Araştırmalara göre sosyallik koruyucu bir etken, sosyal ilişkiler beyindeki bağlantıları güçlendiriyor. Sosyal etkileşimli meslekler daha dirençli. Ek olarak kalbe zararlı her şey Alzheimer için de etken. Yani kalbi korumak aynı zamanda Alzheimer için de bir önlemdir diyebiliriz. Orta yaşlardaki işitme sorunları da Alzehimer için bir risk. Bu nedenle işitme sorunu varsa bu araştırılmalı ve gerekirse cihazlar kullanılmalı. Akdeniz tipi beslenme de koruyucu. Orta yaşlarımızı şişman olarak geçirmemeli, fiziksel egzersizler ihmal edilmemeli. Boş zamanlarımızı entelektüel faaliyetler ile doldurmak da koruyucu olacaktır.</p><p><strong>Nedeni çözülemedi, tam tedavisi henüz yok</strong></p><p>Alzheimer henüz tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir beyin hastalığı, maalesef hastalığın nedeni tam anlaşılamadığından düğüm bir türlü çözülemiyor. Ne kadar yaşlıysak o kadar risk altındayız fakat Alzheimer yaşlılığın doğal bir sonucu olarak tanımlanamaz, yani her yaşlanan bu hastalığa yakalanmıyor, 100 yaşın üstünde gayet sağlıklı insanlar var. Bu konuda farklı ülkelerde çalışmalar yapılıyor fakat hastalığın nedeninin tam anlaşılamamış olması çözüm üretmeyi de zorlaştırıyor. Akademik çevrelerde hastalığın nedenleri konusunda farklı görüşler mevcut. Elbette birçok hastalıkta olduğu gibi yoğun tedavi ve ilaç çalışmaları yapılıyor. Etkili bir tedavinin önümüzdeki yıllar içinde bulunması sürpriz olmayacaktır. Günümüzde mevcut tedaviler ile hastaya ancak daha konforlu bir yaşam, kaliteli bir hastalık süreci sunulabiliyor.</p><p><strong>Alzheimer ilaçlarının etkinliği ispatlanmış değil</strong></p><p>Yakın zamanda ABD&#39;de Aducabumab isimli Alzheimer ilacı sıra dışı bir onay aldı. Beyinde biriken amiloid isimli proteini temizleyen bu ilaç ortada tatmin edici bir veri yokken Amerikan İlaç Otoritesi (FDA) ilaç için onay verdi. Ama ilacın geliştirici şirkete de 2030&#39;a kadar ilacın hastalardaki yararlı etkilerini bilimsel çalışmalar ile gösterme şartı koştu. FDA karar alırken, Alzheimer tedavisi olmayan bir rahatsızlık olduğundan dolayı hastaların muhtemel etkili bir tedaviden mahrum kalmamasını gözettiğini bildirdi. Buna karşın bu ve benzeri ilaçlar maalesef aşırı pahalı fiyatlanıyor ve bu da ilaca erişimi çok kısıtlı hale getiriyor. Milyonlarca insanı ilgilendiren bu ve benzeri tür hastalıklarda yeni bir ilaç piyasaya çıkacaksa makul bir fiyata sahip olmak zorunda. Bu konuda ilaç firmalarına da büyük sorumluluk düşüyor.</p><p><strong>Alzheimer genetik mi?</strong></p><p>Günümüzde Alzheimer hastalığına yol açan 3 adet gen bozukluğunu biliyoruz. Bu gen bozukluklarına bağlı Alzheimer hastalıkları, tüm toplamın yüzde 5&#39;ini oluşturuyor. Bu gen bozukluğuna bağlı vakalar kendisini erken diyebileceğimiz 50 yaş civarında belli ediyor. Bozuk genler dışında bazı genler de bunama riskini arttırıyor. Bu kapsamda tanımlanmış bilinen birçok gen var. Bu konuda da sürmekte olan araştırmalar var.</p><p><strong>Pandemi etkisi</strong></p><p>Pandeminin Alzheimer üzerinde etkisini bundan 15-20 yıl sonra daha net görebileceğiz. Pandemi başlangıcında uzun süre yaşlı vatandaşlarımızı izole ettik. Araştırmalara göre sosyallik bunamaya karşı koruyucu ciddi bir etken. Aktif bir sosyal hayat yaşadığınızda beyninizdeki hücreler birbirleriyle daha güçlü iletişim kuruyor. Ayrıca insanlar Covid kapma endişesiyle hastanelerden uzak durdu ve bu da erken teşhisi önledi. Bir diğer nokta ise, Koronavirüsün beyinde Alzheimer hastalığını tetikleyebildiğine dair laboratuvar verileri var. Eğer bu doğru ise pandemiden yıllar sonra bir Alzheimer patlaması yaşanabilir.</p><p><strong>Alzheimer&#39;ın uyku ile ilişkisi</strong></p><p>Beyinde biriken ve Alzheimer&#39;a yol açan proteinler uyurken temizleniyor. Beyin hücreleri arasındaki bağlantı uykuda güçleniyor. Sağlıklı bir uyku güçlü anılar için çok önemli. Kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 7 saatlik sağlıklı uyku ideal olarak tanımlanabilir. Uyku sorunu yaşayanlarda Alzheimer daha yaygın görüldüğü araştırma sonuçlarına yansıyan bir gerçek.</p><p><strong>Türkiye Alzheimer Derneği</strong></p><p>Türkiye Alzheimer Derneği 1997 yılında hasta yakınları ve hekimlerin bir araya gelmesiyle kuruldu. En önem verdiğimiz konu Alzheimer konusunda farkındalık yaratmaktır. Toplumumuzda pek bilinmeyen bu hastalığı herkese tanıtmak ve dikkat çekmek istiyoruz. Alzheimer hastaları ve yakınları için birçok proje uygulamaya koyarak &ldquo;Ulusal Alzheimer Stratejisi&rdquo; oluşturduk. İstanbul, Konya, Mersin gibi şehirlerde hayata geçirdiğimiz &ldquo;Gündüz Yaşam Evi&rdquo; modeli çok ilgi çekti hatta örnek alınarak farklı şehirlerde de kuruldu. &ldquo;Alzheimer Kreşleri&rdquo; gibi düşünülebilecek tesislerde hastalar sosyalleşiyor, yaşamın içinde kalıyor, yakınları ise biraz dinlenme imkanı buluyor. Bir amacımız da hasta yakınlarını bir araya getirerek bilgilendirmek ve deneyimlerini paylaşabilecekleri bir ortam yaratmak. Ayrıca son dönemde İzmir şubemizin öncülüğünde &ldquo;Dijital Torun Projesi&rdquo; ile gönüllü gençler ile hastaları sanal ortamda bir araya getiriyoruz.</p><p><strong>Alzheimer Kongresi 29 Eylül&#39;de Eskişehir&#39;de</strong></p><p>Türkiye Alzheimer Derneği tarafından 29 Eylül-2 Ekim Perşembe tarihleri arasında Eskişehir&#39;de 12. Alzheimer Kongresi düzenlenecek. Kongrede yurt dışından ve ülkemizden bilim insanları güncel gelişmeler, ilaç çalışmaları hakkında bilgi paylaşımında bulunacaklar.  Alzheimer ile sağlıklı uyku ilişkisi, Alzheimer beslenme ilişkisi gibi konular da masaya yatırılacak. Bilim insanları Alzheimer hastalığıyla bağlantılı çalışmalarını birbirleriyle paylaşma ve değerlendirme imkanı bulacaklar.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/alzheimer-ile-ilgili-her-sey-a_1662666268_8GSuUa.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Alzheimer ile ilgili her şey! A'dan Z'ye alzheimer ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/alzheimer-ile-ilgili-her-sey-a_1662666268_8GSuUa.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kastamonu'nun tarihi]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kastamonu-nun-tarihi/37945/</link>
            <description><![CDATA[Yazar Ata Erdoğdu'nun anlatımıyla Kastamonu tarihi.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kastamonu-nun-tarihi/37945/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 29 Mar 2022 00:41:43 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yazar Ata Erdoğdu (Kastamonu Kültürü)</p><p>Kastamonu şehri ve çevresi ile ilgili olarak tarihi kaynaklarda, ansiklopedilerde farklı bilgiler bulunmaktadır. &ldquo;Kastamonu&rdquo; kelimesi için de değişik görüşler vardır.</p><p>Bir zamanlar coğrafyacıların <strong>&ldquo;Kastamoniya&rdquo;</strong> olarak kullandıkları kelimeyi İbn-i Batuta <strong>&ldquo;Kastamuni&rdquo;</strong> olarak ifade etmiştir. Bizans kaynaklarında <strong>&ldquo;Kastamon&rdquo;</strong> olarak kullanılırken, IX ve X. yüzyıl arasında Avrupalıların <strong>&ldquo;Kastamboli&rdquo;</strong> olarak kullandıklarını görüyoruz. Osmanlı eserlerinde <strong>&ldquo;Kastamoni&rdquo;</strong> olarak yer alan kelime Cumhuriyet Döneminde <strong>&ldquo;Kastamonu&rdquo;</strong> olarak bu günkü şeklini almıştır.</p><p><strong>&ldquo;Kastamonu&rdquo;</strong> kelimesinin geçmişi ve menşei ile ilgili olarak şu iddialar vardır.</p><p><strong>1) </strong>İlk çağ beldesi anlamında <strong>&ldquo;Germancopolis&rdquo;</strong> kelimesinin zamanla değişerek bu günkü hale geldiği ile ilgili iddianın geçerliliği yoktur.</p><p><strong>2) </strong>Kosta-Pol (Kosta&#39;nın şehri) iddiası da geçerli değildir.</p><p><strong>3) </strong>M.Ö. 1300 yıllarında Hititler tarafından mağl&ucirc;p edilen Gas veya Gasga h&acirc;kimiyetinden zamanla Kastamonu kelimesinin oluştuğu iddiası daha doğru görülmektedir.</p><p><strong>4) </strong>Bizans Hanedanı Komnenlerin isminden Kastra - Komnen (Komnenlerin Kalesi) kelimelerinin zaman içinde ve telaffuz değişiklikleri ile Kastamonu&#39;ya dönüştüğü iddiasının savunucuları azdır.</p><p><strong>5) &ldquo;Kastın neydi Moni?&rdquo;</strong> Efsane olarak yıllardır anlatılan bu olayın Kastamonu adının kaynağı olamayacağı açıktır. Bütün bu iddiaları doğrulayacak veya destekleyecek sağlam ipuçları bulunmamaktadır. Üstelik ilk ve orta çağlarda bu isme de rastlanmamaktadır. Ancak Bizans dönemi ve Türklerin Anadolu&#39;ya akınlarının başladığı yıllarda Kastamonu sahneye çıkmaktadır.</p><p><strong>***</strong></p><p>Kastamonu ve yöresinde eski dönemlere ait pek çok eser ve kalıntı bulunmasına karşılık Strabon&#39;un bahsettiği <strong>Paflagonya</strong> (Pophlagonia) ve Pompeipolis Kastamonu ile doğrudan ilgili değildir. Çünkü Paflagonya; Kastamonu, Çankırı, Sinop illeri ile Samsun, Bolu, Zonguldak illerinin bir bölümünün yer aldığı bölgeye verilen isimdir. Paflagonya&#39;nın en önemli merkezlerinden olan <strong>Pompeiopolis</strong>&#39;in bu günkü Taşköprü ilçe merkezinin yanındaki Hımbıllı (Zembilli-Zımbıllı) Tepe&#39;de M.S. ilk yüzyıllarda önemli bir ticaret ve ilim merkezi, aynı zamanda yörenin başkenti olduğunu görüyoruz. Yine bu dönemde önemli bir merkez olarak görülen <strong>Timotinis,</strong> Araç İlçesi yakınlarında bulunmaktadır.</p><p>Kastamonu, Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu&#39;ya yayılan Türklere 1074 yılında Danişmentliler vasıtasıyla geçer. 1084 yılında yörede Karatekin Bey yönetiminde bir beyliğin varlığından söz edilirken, bu yıllarda yörenin özellikle Bizans ve Türkler arasında sık el değiştirdiği görülmektedir.</p><p>1213 yılında Çobanoğulları yönetimine geçen yöre, 1309 yılında Candaroğulları&#39;ndan Süleyman Paşa tarafından işgal edilir.</p><p>Candaroğulları Döneminde (1333) burayı ziyaret eden İbn-i Batuta: <strong>&ldquo;Bu şehir Anadolu&#39;nun en büyük ve en güzel beldelerinden biridir. Yaşamak için pek çok kolaylıkları olan, eşya fiyatlarının ucuz olduğu yerler arasında bulunmaktadır.&rdquo;</strong> diye anlatır.</p><p>1385 yılında İsfendiyar Bey&#39;in h&acirc;kimiyetine geçen bölge, yedi yıl sonra (1392) Yıldırım Beyazıt&#39;ın orduları tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Ankara Savaşı sonrasında yeniden Kastamonu&#39;ya dönen İsfendiyar Bey burayı bir ticaret ve ilim merkezi yapar.</p><p>1461-1462&#39;de kesin olarak Osmanlı h&acirc;kimiyetine giren Kastamonu&#39;da 1468 -1474 yıllarında Fatih Sultan Mehmet&#39;in oğlu Cem Sultan valilik yapmıştır.</p><p>Osmanlı h&acirc;kimiyetinde; saldırı ve işgal görmeyen Kastamonu 1832 yılında Tosya, Kastamonu, Devrek&acirc;ni, Taşköprü çevresinde Araçlı Tahmiscioğlu Hacı Mustafa&#39;nın başarısızlıkla sonuçlanan isyanına sahne olmuştur.</p><p>1572-1573 tarihli büyük nüfus ve vergi tahriri defterinde; şehirde 46 mahalle, 1069 hane olduğu verilirken 1900 yılı başlarında; 1919 dükk&acirc;n, 45 mağaza. 15 hamam bulunduğu, üryani eriği, misket elmasının meşhurluğu, bakırcılık sanatının ileri düzeyde olduğu ifade edilmektedir.</p><p><strong>***</strong></p><p>20. yüzyıl başında Osmanlı Devleti arka arkaya savaşlara giriyordu. Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya Savaşı. Kastamonu, savaş alanının dışında kalmasına rağmen bu savaşlara gönderdiği binlerce evl&acirc;dının dönüşünü görememiştir. 1911 yılında başlayan savaşlara gidenler, ardı ardına cepheye koşmak zorunda kalmışlardır. Son vatan topraklarının savunulmasıdır amaç. Ama bu savaşların hemen hiçbiri sevindirici sonuç getirmemiş, geride babasız binlerce evlat bırakmıştır. Savaştan dönebilenler ya sakat kalmışlar, ya da yıllarca savaş bitkinliğinden kendilerine gelememişlerdir. Mondros Ateşkesi&#39;nin imzalanması sonucu savaş bir an bitmiş gibi görünmüşse de asıl mücadele bundan sonra başlayacaktır. Son mücadeledir bu! <strong>&ldquo;Ya istikl&acirc;l, ya ölüm!&rdquo;</strong> İşte bu savaşta Kastamonu&#39;nun alacağı görev çok kutsal ve önemlidir. İşgal dışında kalan birkaç bölgeden biri olan Kastamonu hem cephane yolu, cephane nakliyecisi, hem de cephanenin kahramanı, emanetçisi olma zorundadır. Kurtuluş Savaşı&#39;nda kendine düşen görevin bilincinde olan yöre halkı, eli silah tutanları cepheye uğurlarken, bir taraftan da cephe gerisi hizmete koşacaktır. Kara, yağmura, tipiye rağmen kadını, erkeği, genci, ihtiyarı bu görevde yer almıştır. Dalgaya, soğuğa rağmen, İnebolu&#39;ya gemilerle gelen cephane sandallara, oradan da kıyıya, depolardan kağnı arabalarına yüklenmiştir. Yolculuk günlerce dağ aşa, çay geçe devam etmiştir. İnebolu, Küre, Şeydiler, Kastamonu, Çankırı hattıdır ki, gerçek İstikl&acirc;l Savaşı&#39;nı kazanmıştır. Mill&icirc; Mücadelenin başlatılmasında ve mücadeleye karşı halkın destek olmasında Kastamonu önderlik görevini yerine getirmiştir.</p><p><strong>***</strong></p><p>Cemiyetlerin kurulması, mitinglerin yapılması, özellikle kadın mitinginin gerçekleştirilmesi, Mehmet Akif Bey&#39;in Kastamonu&#39;da kaldığı sürede yaptığı çalışmalar ve Nasrullah Camii&#39;nde yaptıkları konuşmalar önemli olaylardandır. 12 Mart 1921&#39;de resmen İstikl&acirc;l Marşı olarak kabul edilen şiirin Anadolu&#39;da ilk defa Kastamonu Açıksöz Gazetesinde yayınlanması da bir başka özelliktir.</p><p>İnebolu halkı Kurtuluş Savaşı&#39;nda üstün gayret ve cesaret örneği göstermiştir. 9 Haziran 1921&#39;de buranın bombalanması yaşanan diğer heyecandır. Bu olaylar sonucu TBMM, 11 Şubat 1923 tarihli 99. oturumunda İneboluları beyaz şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirmiştir.</p><p>İstikl&acirc;l Savaşımızın başarı simgesi, Türkiye Cumhuriyeti&#39;nin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk 23-31 Ağustos 1925 tarihleri arasında Kastamonu&#39;yu ziyaret ederek, cephede olduğu kadar cephe gerisinde insanüstü gayret ve kahramanlık göstererek bu savaşın başarıya ulaşmasında ink&acirc;r edilemez hizmet veren İnebolulu, Küreli, Seydilerli, Devrek&acirc;nili, Taşköprülü ve Dadaylılara, kısaca tüm Kastamonululara takdirlerini açıkça ifade etmişlerdir. Bunun kalıcı bir belgesi olarak da Şapka ve Kıyafet İnkıl&acirc;bı&#39;nı Kastamonu&#39;da, Kastamonulularla gerçekleştirmişlerdir.</p><p><strong>ATA ERDOĞDU KİMDİR?</strong></p><p>1948 yılında Daday Dereköy&#39;de doğdu. İlkokulu köyünde okudu. 1967 yılında Göl Öğretmen Okulu&#39;ndan mezun oldu. Şenpazar Gürleyik Köyü&#39;nde bir yıl sınıf öğretmenliği yaptı. Askerlik görevini er öğretmen olarak Mardin Midyat ve Azdavay Gültepe Köyü&#39;nde yerine getirdi. 1974 yılında Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü&#39;nü bitirdi. Kastamonu Merkez Ortaokulu&#39;na sosyal bilgiler öğretmeni olarak atandı. 1982 yılına kadar Merkez Ortaokulu&#39;nda öğretmen ve müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 15 yıl Kastamonu Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevini yürüttü. 1993-1994 yıllarında Kastamonu İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü görevine vekalet etti. 1996 yılında emekli oldu.</p><p>İletişim : ataerdogdu48@hotmail.com</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kastamonu-nun-tarihi_1648503703_9LMDCa.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kastamonu'nun tarihi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kastamonu-nun-tarihi_1648503703_9LMDCa.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kuşaklararası makas açılıyor!]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kusaklararasi-makas-aciliyor/14/</link>
            <description><![CDATA[Eğitim Yöneticisi ve Araştırmacı Yazar Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu ile yapmış olduğumuz röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kusaklararasi-makas-aciliyor/14/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 27 Dec 2019 23:03:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>&quot;Tarihte ilk defa çağımızda insan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullanır hale geldi. Evet, insan araçların kölesi şimdi.</p><p>Teknoloji adı altında üretilen &#39;şık&#39; makineler insanı ayartarak kendisine esir etti&quot; diye konuşan, Web sitemizin Köşe Yazarlarından aynı zamanda Eğitim Yöneticisi ve Araştırmacı Yazar Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik.</p><p>Özellikle gençlerimizle aramızda çok yüksek duvarlar var. Sesimizi gençlerimize duyuramamaktan şik&acirc;yet eder haldeyiz. Her şey öyle bir hale geldi ki artık aileler, çocuklarını koruyamaz haldeler. Evet, modern kentsel yaşamla birlikte, teknolojik aletlerin etkisi, bireysel ve toplumsal yaşamın merkezine yerleşen sanal &acirc;lemin etkisi ile oluşan yeni yaşam tarzı; geçmişten, gelenekten, dini motiflerden gelen değerleri öteleyip toplumsal hayatın dışına itti maalesef&hellip; Herkesin 120 m2 bir çatı altında dahi kendine ait bir dünya kurduğu bir tablo var önümüzde. Beyni felçleşmiş, ruhu çölleşmiş bir toplum haline mi dönüşüyoruz? Kuşaklararası çatışma, yerini kuşaklararası uzaklaşmaya mı bıraktı? Peki suçlu kim? Ne yapmalı? Sadece lafazanlık mı yapıyoruz? Tüm bu sorularımızın yanıtı röportajımızın detayında saklı&hellip;</p><p>Birçok aile artık çocuklarını anlamadıklarını ve iyi iletişim kuramadıklarından şik&acirc;yet ediyor. Teknoloji bağımlığının artması aile bireylerini hem fiziki olarak hem de manevi olarak birbirinden uzaklaştırıyor. Kuşaklararası çatışma, yerini birbirinden uzaklaşmaya bırakıyor.</p><p>Gençlerle müthiş bir sinerjisi olan Yazar Sadıkoğlu, röportajımız sırasında çağımızın sorunu kuşaklararası uzaklaşma konusunda çok önemli bilgiler vererek, &ldquo;Bugünkü gençliğin artık bilgiye değil temsile ihtiyacı var. Gençler karşısında söylemlerimiz ile eylemlerimiz çatışınca inandırıcılığımızı yitiriyoruz ve kim olursak olalım temsiliyet konumumuzu kaybediyoruz. Gençler de bizim maskeli hayatımızdan, riyak&acirc;r tutumumuzdan kaçıyorlar&rdquo; dedi.</p><p>Röportajımızın detayları ise şu şekilde:</p><p>Küresel ölçekte inşa edilen, hepsi birbirinin neredeyse kopyasından öteye geçemeyen insan türü, baş döndürücü bir hızla insan altı bir varlığa dönüşüyor. Toplum olarak herkes kendi penceresinden bakıyor, yorumluyor ama hepsi de &ldquo;tehlikeli&rdquo; bir durumdan söz ediyor. Peki nedir bu tehlikeli durum?</p><p><strong>&quot;ZAMAN BİZİM ESİRİMİZ DEĞİL, BİZ ZAMANIN ESİRİ OLDUK!&quot;</strong></p><p>Bizi biz yapan değerlerimizi kısacası kendimizi yitirdik. Zira zihnimizi kaybettik; zeminimizi yitirdik; zaman bizim esirimiz değil, biz zamanın esiri olduk. Batılı kavram ve kurumlarla gerçekleştirdiğimiz modernleşme, sekülerleşme yolculuğu, bizi bizden, ruh köklerimizden uzaklaştırdı, bizi bize yabancılaştırdı; dahası bizi bize düşman etti ama yaşadığımız travmanın ve savrulmanın asıl nedenlerinin burada gizli olduğunu bile göremeyecek kadar zihn&icirc; bir felçleşme yaşıyoruz. Şimdilerde ve insanlık tarihinde yaşanmamış bir köleleşme biçimi bu.</p><p><strong>&quot;HERKESİN BİR ÇATI ALTINDA DAHİ KENDİNE AİT BİR DÜNYA KURDUĞU BİR TABLO VAR&quot;</strong></p><p>Birazcık geriye yaslanın ve dün tartışılmaz olarak kabul ettiğimiz ama bugün kolaylıkla reddettiğimiz değerlerimize bakın tabloyu daha net olarak görebilirsiniz; Düne, on yıl veya yüz yıl öncesine kadar çok daha rahat görünsek de,  artık &ldquo;insan&rdquo; kavramının &ldquo;insanlık&rdquo; kriterlerinden ne kadar uzaklaştığının; insanın ne kadar yalnızlaştığının, mutsuz hayatların en yüksek perdeden haykırışlarının ve toplumun hemen her bir ferdini esir alan &ldquo;boşluk&rdquo; kavramının okunması için k&acirc;hin olmaya gerek var mı sizce? İçinde yaşadığı koca kalabalığa rağmen yalnızlığın dipsiz kuyusuna terk edilmedi mi insan? Annenin babayla, babanın oğulla, annenin kızıyla konuşamadığı; herkesin 120 m2 lik bir çatı altında dahi kendine ait bir dünya kurduğu ve &ldquo;anlaşılamamaktan&rdquo; şikayetçi olduğu bir tablo yok mu önümüzde? Güzelim coğrafyamızda akrabadan öte yaşanan komşuluk ilişkileri, mahalle sohbetleri, bir vücudun azalarıymışcasına dorukta yaşanan muhabbet, tarihin tozlu raflarında yerini alırken uğradığımız bu müthiş bilinç kaybı; tek merkezden servis edilen ve hafızalarımızı topyek&ucirc;n yok eden bir kültürsüzlük dalgasının işgal etmesi ile de zirveye ulaşmadı mı?</p><p><strong>&quot;SAHİP OLDUĞUMUZ İNSAN&Icirc; DEĞERLER EROZYONA UĞRAMAYA YÜZ TUTMUŞ&quot;</strong></p><p>Sahip olduğumuz insan&icirc; değerler erozyona uğramaya yüz tutmuş, sınırsız bir dünyevileşme tüm benliğimizi esir almış; bireysellik, bencillik, çıkarcılık, çekememezlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz değerler ilişkilerimizde en ön sıradaki yerini almakta gecikmemiş; bütün bu beşeri zaaflar da toplumumuzda mutsuz, umutsuz, olumlu düşünemeyen ve paylaşamayan kişilerin sayısını artırarak yazık ki bugün hedefine ulaşmış durumda değil mi?</p><p><strong>&quot;KÜLTÜREL DEĞERLERİN AYAKLAR ALTINA ALINDIĞI EVLİLİK PROGRAMLARI&hellip;&quot;</strong></p><p>Bakın televizyonlarımıza, gazetelerimize tüm medya araçlarımıza&hellip;Kültürümüze, aile yapımıza, değerlerimize, kutsallarımıza  ve toplumsal dinamiklerimizi yerle bir etmek adına sarfedileneforun dışında başka ne görebiliyorsunuz? Bozuk bir Türkçe, yarım cümleler, güneş görmemiş küfürler, kocasını aldatan ve bunu gururla anlatan kadınlar, tüm kültürel değerlerin ayaklar altına alındığı evlilik programları, kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmeye odaklanmış zihniyetlerin yakalandığı &lsquo;tekfiriyet&#39; hastalığı, ölü yarıştıran bir zihniyet; renge, dile, dine, ırka bürünmüş bir zulüm tablosu.<br />Yani amacı amaçsızlık olan koca bir güruh var önümüzde&hellip;</p><p><strong>&quot;KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİN İLMİĞİNİ KENDİ ELLERİMİZLE BOYNUMUZA GEÇİRDİK&quot;</strong></p><p>Evet, modern kentsel yaşamla birlikte apartman hayatının artışı, teknolojik aletlerin etkisi, post-modern anlayışın geliştirerek bireysel ve toplumsal yaşamın merkezine yerleştirdiği sanal &acirc;lemin etkisi ile oluşan yeni yaşam tarzı; geçmişten, gelenekten, dini motiflerden gelen değerleri öteleyip toplumsal hayatın dışına itti maalesef. Yaklaşık iki buçuk asırdır, değerlerin ötelenmesi ve yitirilmesi hızlandı. Baş döndürücü hızla meydana gelen bu etkileşim bizler için ihtiyaçtan ziyade bir özenti halini aldı. Bu sayede de en çok tv programı izleyen, telefon kullanan, internet başında sabahlayan toplumlardan biri haline geldik. Rutin yaşantılarımız içinde ve kültür emperyalizminin ilmiğini kendi ellerimizle boynumuza geçirdik.</p><p><strong>&quot;GÖNÜL COĞRAFYALARIMIZ İSTİLA ALTINDA&quot;</strong></p><p>İnsanı yaşatmayı görev bilen gönül coğrafyalarımız istila altında iki buçuk asırdır. İnsanı; insanın yurdu, umudu ve ufku yapan bu gönül coğrafyasının diriltici adalarını, limanlarını, sığınaklarını oluşturan aile kavramımız yavaş yavaş anlamını yitiriyor. Televizyonlar, haber siteleri, gazetelerimiz cinayet, hırsızlık, tecavüz, şiddet haberlerinden geçilmiyor&hellip; Kısacası adım adım ölüyor; toplum olarak ürpertici, her şeyimizi tefessüh ettiren, bin küs&ucirc;r yıllık çileyle inşa ettiğimiz anlam haritalarımızı, değerlerimizi yerle bir eden ürpertici bir sekülerleşme biçimi yaşıyoruz.<br />Bugün geldiğimiz konumun ana nedeni nedir?</p><p><strong>&quot;GERÇEKLERİ ÖRTBAS EDEREK ATTIĞIMIZ HER ADIM, DAHA BÜYÜK ÇIKMAZ SOKAKLARIN EŞİĞİNE FIRLATIYOR&quot;</strong></p><p>Kaygan zeminlerde patinaj yaptığımız, zihn&icirc; felçleşme yaşadığımız, bunun köleleşme biçimi olduğunu göremediğimiz için sorunlarımızın nedenlerini, kökenlerini, nereden kaynaklandığını da, bu sorunlarımızın üstesinden nasıl gelebileceğimizi de bilemiyoruz ve gerçekleri örtbas ederek attığımız her adım, bizi bir kez daha yeni ve ama daha büyük çıkmaz sokakların eşiğine fırlatıyor. Tek bir uygarlığın zihnen bütün dünyaya h&acirc;kim olduğu; bütün medeniyetlerin zihinlerini, varoluş zeminlerini ve zamanlarını yok ettiği, bütün dinlerin, bütün medeniyetlerin çocuklarını körleşmenin eşiğine fırlattığı bir &ldquo;ağ&rdquo;da sürükleniyoruz sadece&hellip; Böylelikle anlamsızlaşan hayat, gücü koruma güdüsü, orman kanunlarının uluslararası ilişkilere damgasını vurması, dünyayı yeni çatışmaların, savaşların ve fel&acirc;ketlerin eşiğine sürüklüyor&hellip;</p><p><strong>&quot;İNSAN ARAÇLARIN KÖLESİNE DÖNÜŞTÜĞÜ İÇİN DE YAŞAMA DAİR AMAÇLARINI YİTİRDİ&quot;</strong></p><p>Yani aslında bugün geldiğimiz konumun ana nedeni; insanın tanrılaştırılması, vicdan ve hakikat fikrinin yitirilmesi, gücün, güç üreten araçların kutsanması, putlaştırılması; araçların amaçları yutması; insanın araçların kölesi olması ve dünyada orman kanunlarının h&acirc;kim olmasıdır. Çağımızda insan araçların kölesine dönüştüğü için de yaşama dair amaçlarını yitirdi; gelmenin gitmenin ilk adımı olduğunu unuttu; hatırlama ve özgürleşme melekelerini kaybetti. O yüzden tarihte ilk defa çağımızda insan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullanır hale geldi. Evet, insan araçların kölesi şimdi. Teknoloji adı altında üretilen &ldquo;şık&rdquo; makineler insanı ayartarak kendisine esir etti. Hakikat buharlaştırıldığı, kavramların sinirlerinin alındığı ve kutsalların hazza, hıza ve güce yöneldiği bir çağda da insan denen kutsal, büyük bir anlam boşluğunun eşiğine sürüklendi. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da özgürlüğünü yitirdi.<br />Peki, genç kuşaklarımızı nasıl etkiledi bu durum?</p><p><strong>&quot;AİLELER, ÇOCUKLARINI KORUYAMAZ HALDELER&quot;</strong></p><p>Bu çürüme ve sürüklenmeden en olumsuz etkilenenler de genç kuşaklar oldu. İddiaları, idealleri, hayalleri olmayan; hız, haz ve ayartının kölesine dönüştürülen genç kuşaklar çıktı ortaya. Bakın içinde yaşadığımız topluma&hellip; Her şey öyle bir hale geldi ki artık aileler, çocuklarını koruyamaz haldeler. Hemen hemen hiçbir anne-baba veya ebeveyn çocuklarını dijital medyada kanser hızıyla yayılan çözücü, sığ, banal post modern, nihilist kültürün yıkıcı etkilerinden nasıl koruyabileceklerini bile bilmiyor! Bu bilinmezlik içinde de bir yandan aile kurumu çatırdıyor; ruhsuz ve köksüz yapılaşma biçimleri nedeniyle mahalle kavramı ve olgusu can çekiyor, komşuluk ilişkileri yerle bir oluyor&hellip;</p><p><strong>&quot;GENÇ KUŞAKLAR, ÇAREYİ DİJİTAL DÜNYADA KAYBOLMAKTA BULUYORLAR&quot;</strong></p><p>Öte yandan, ilgisiz ve sevgisiz kalan genç kuşaklar, dijital dünyanın ontolojik şiddet yüklü dünyasına kaçıyorlar; çareyi dijital dünyada kaybolmakta buluyorlar&hellip; Aile ilgisi ve sevgisinden yoksun, ruh köklerini, ideallerini, hayallerini yitirdikleri için de başkalarının iddialarının, ideallerinin ve hayallerinin kölesine dönüşüyor ve gözümüzün içine baka baka yok oluyorlar&hellip; Eğitim sistemimize bakıyorsunuz; (ısrarla andığım gibi) pozitivist, seküler ve ezberci mekanizma çocuklarımızı zihnen sömürgeleştiriyor, bizim medeniyet dinamiklerimize ve ideallerimize yabancılaştırıyor.</p><p>Peki, bunca ürkütücü sorun karşısında çözüm ne?</p><p><strong>&quot;GENÇ KUŞAĞIMIZI KAYBEDERSEK, GELECEĞİ KAYBEDERİZ&quot;</strong></p><p>Nacizane kanaatim özümüze dönmek. Bizi biz yapan değerlerin inşasına topyekun bir seferberlik içinde bir an evvel saniye dahi kaybetmeksizin başlamak. Zira hakikatin hayat bulduğu insan zihnine, hakikatin hayat olduğu insanca yaşama zeminine ve hakikatin herkese, her şeye, bütün varlıklara hayat sunduğu zamana yeniden kavuşabilirsek; işte o zaman yeniden toparlanabilir, ayağa kalkabilir ve insanlığa adalet, hakkaniyet ve sulh armağan edecek hakikat medeniyeti yolculuğuna yeniden başlayabiliriz&hellip; Bunun da ilk adımını eğitim kurumlarından başlatmamız gerekiyor. Çünkü sayıları milyonları bulan genç kuşağımızı kaybedersek inanın geleceği kaybederiz. Başta eğitim kurumlarımız olmak üzere, medyayı, kültür ve sanat hayatını kendi medeniyet ideallerimiz ve iddialarımız çerçevesinde sil baştan inşa etmek zorundayız.</p><p><strong>&quot;KÖKLÜ, GÜÇLÜ BİR EĞİTİM SİSTEMİ KURMAK ZORUNDAYIZ&quot;</strong></p><p>Bir an evvel okul öncesinden başlayarak eğitim kurumlarında tohumlarını ekeceğimiz bir bilinçle; bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak, insanlığın yükünü omuzlarında taşıma bilinciyle nefes alıp verecek, pergelin sabit ayağını bizim muazzam manevi birikimimize basacak, pergelin hareketli ayağıyla bütün dünyaya, bütün medeniyetlere ve düşünce geleneklerine açılacak, çağ aşacak, önümüzü açacak öncü kuşaklar yetiştirecek köklü, güçlü bir eğitim sistemi kurmak zorundayız.</p><p><strong>&quot;DÜNYANIN SORUNLARINI İYİ OKUYABİLMEMİZ; YANLIŞLARIMIZI GÖREBİLMEMİZ GEREK&quot;</strong></p><p>Bu ruhun dirilmesi, toparlanması, ayağa kalkabilmesi ve yeniden özümüze dönüp özgürleşebilmemiz için; dünyanın sorunlarını iyi okuyabilmemiz; yanlışlarımızı görebilmemiz; kendimizi kıyasıya eleştirebilmemiz; sahici, samimi, zihin ve ufuk açıcı eleştirileri bir saldırı değil bir lütuf olarak görebilmemiz, zaaflarımızı değil erdemlerimizi büyütmemiz, dünyayla ve kendimizle yüzleşebilecek bilgeliğe ve derinliğe erişebilmemiz gerekiyor.</p><p><strong>&quot;KENDİMİZE GÜVENELİM VE YANLIŞLARIMIZLA YÜZLEŞMEKTEN ÇEKİNMEYELİM&quot;</strong></p><p>Çünkü hakikat hayatla ruhuna kavuşur. Biz de ait olduğumuz manevi mirasın ışığında hakikatlerimiz hayatımıza nüfuz ettiği an özümüze kavuşacağız. Yeter ki kendimizle ve dünyayla yüzleşmesini bilelim. Yeter ki kendimizi, zaaflarımızı, sorunlarımızı, imk&acirc;nlarımızı ve dünyanın, medeniyet coğrafyamızın ve ülkemizin yaşadığı temel varoluşsal sorunları, imk&acirc;nları enlemesine ve boylamasına bütün yönleriyle ve boyutlarıyla mercek altına alma çabası gösterelim. Yeter ki kendimize güvenelim ve yanlışlarımızla yüzleşmekten çekinmeyelim.</p><p><strong>&quot;YAPACAĞINIZ İLK İŞ, KENDİ GÖK KUBBENİZİ İNŞA ETMEKTİR&quot;</strong></p><p>Unutmayalım ki, madd&icirc; ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun; manev&icirc; ordularınız yani  ilim, fikir, zikir, sanat ve ahl&acirc;k ordularınız yoksa çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız. Başkalarının gök kubbesi altında yaşıyorsanız çirkini imha etmeye çalışabilirsiniz ama güzeli ihya etmek istiyorsanız yapacağınız ilk iş kendi gök kubbenizi inşa etmektir.<br />Son olarak neler söylemek istersiniz?</p><p><strong>&quot;DEĞERLERİMİZİ YENİDEN KUŞANMAK ZORUNDAYIZ&quot;</strong></p><p>Bu yanlışlara yokmuş gibi yapmaya devam edersek yanlışın bir parçası olacağız. Doğruyu söylemeden, doğruca eylemeden sadece &lsquo;yanlış var&#39; diye bağırırsak vicdanımızı sahte bir teselliyle avutacağız. &ldquo;Birileri artık bu yanlışları düzeltmeli&rdquo; deyip kenara çekilirsek yükü omuzlamanın külfetinden eleştirmenin kolaycılığına kaçmış olacağız. Kendimi düzeltirsem yeryüzü bir yanlıştan kurtulacak&rdquo; şuuru içinde emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak derdiyle yaşarsak, işte o zaman gerçekten bir şey yapmış olacak ve kim bilir belki o zaman gençlerimize yaşayan bir örnek olarak hem kendimizi hem de onları bu ateşten kurtaracağız! Çünkü hepimiz bu gençlere bir yarın borçluyuz. Bugünkü gençliğin artık bilgiye değil temsile ihtiyacı var. Gençler karşısında söylemlerimiz ile eylemlerimiz çatışınca inandırıcılığımızı yitiriyoruz ve kim olursak olalım temsiliyet konumumuzu kaybediyoruz. Zira batılı gibi yaşarken; atamız dedemiz gibi düşünüyor, çocuklarımızı ve gençlerimizi onların zihniyle yetiştirmek istiyoruz. Eylemlerimiz söylemlerimizi yalanladığı için de gençler itaat yerine &ldquo;isyan&rdquo; yolunu seçiyor. Çünkü gençler bizim maskeli hayatımızdan, riyak&acirc;r tutumumuzdan kaçıyorlar. Ya bizim yapmaya çalıştığımız ancak sahip olduğumuz din dili ile maskelemeye çalıştığımız hayatı apaçık ve sonuna kadar yaşamak istiyorlar ya da bizim bu riyak&acirc;r hayatımıza isyan ederek kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar. Var gücümüzle, gece gündüz demeden, çalışıp didinerek dün, bizi onurlu, üstün ve dünyanın gıpta ettiği insanlar konumuna taşıyan değerlerimizi yeniden kuşanmak zorundayız. Çünkü milli ve manevi değerler diye genelleştirilmiş değerlerimizi, kınayanın kınamasından çekinmeden; çağdaşlık maskeli baskılara aldırmadan sahiplenmemiz özlediğimiz insan modeline ulaşmamızda yeg&acirc;ne yol gözüküyor. Ötesi sadece lafazanlık!</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/roportaj/1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kuşaklararası makas açılıyor! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/roportaj/1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Pnömoni (Zatürre)]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/pnomoni-zaturre/13/</link>
            <description><![CDATA[Çankırı Özel Karatekin Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ali Özkurt İle 'Pnömoni (Zatürre)' hakkında yapılan röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/pnomoni-zaturre/13/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 01 Nov 2019 19:39:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hocam pnömoni nedir?</strong></p><p>Halk dilinde zatürre dediğimiz bir hastalık türüdür. Soluduğumuz havada bulunan mikropların akciğere ulaşması ve çoğalması sonucunda belli bölgelerin iltihaplı sıvı ile dolması olayıdır. Halk dilinde zatürre de denir.</p><p><strong>Nasıl meydana gelir?</strong></p><p>Solunumla oluşan mikropların akciğere girmesi pnömoni (zatürre) olması için yeterli değildir. Vücudun savunma sistemininde bir şekilde zayıflamış olması gerekir. Ayrıca çok zehirli madde salgılayan mikrop olması lazım. Ancak bu şartlar sağlanırsa kişide enfeksiyon hastalığı oluşur.</p><p><strong>Önlem almak için neler yapmalıyız?</strong></p><p>Madem vücut direnci zayıflayınca mikropları yenemiyoruz o halde savunma sistemini güçlendirecek bir hayat tarzını yaşamalı, zararlı alışkanlıklardan (sigara başta olmak üzere) sakınmalıyız. Ayrıca uygun olan kimselere aşı ile koruma sağlanmalıdır.</p><p><strong>Pnömoni olduktan sonra ki süreçte neler yapmalıyız?</strong></p><p>Doktorunuzun verdiği ilaçları tam uygulamaktan başka; kuvvetli yeme-içme, sigara vb. zararlı maddelerden uzaklaşma ve besin alımı iyileşmeyi hızlandırır.</p><p><strong>Pnömoni bulaşıcı bir hastalık mıdır?</strong></p><p>Damlacık enfeksiyonu denilen bir şekilde öksürük-aksırıkla ortam havasına yayılan damlacık çekirdekleri içinde bulunan mikrobun başka kişiler tarafından solunması ile bulaşır.</p><p><strong>Pnömoni kalıcı bir hastalık mıdır?</strong></p><p>Hayır, büyük bir kısmı tam iyileşmektedir. Burada önemli olan erken teşhis ve tedavinin uygulanmasıdır. Geç kalınmaması için öksürük, balgam, göğüs ağrısı, ateş yükselmesi, kan tükürme  gibi şikayetleriniz olursa önemsenmesi ve doktorunuza başvurması gerekir.</p><p>Sağlıklı günler dileriz..</p><p>Uzm. Dr. Ali ÖZKURT<br />Göğüs Hastalıkları Uzmanı</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/roportaj/zaturre.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Pnömoni (Zatürre) ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/roportaj/zaturre.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İnsan insana emanettir]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/insan-insana-emanettir/12/</link>
            <description><![CDATA[Türkiye Aktüel Yazarı Şilan Kızılkaya'nın Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu ile yaptığı röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/insan-insana-emanettir/12/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 30 Jul 2019 16:38:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>MUHAMMED RIDVAN SADIKOĞLU ile İNSAN İNSANA EMANETTİR.</p><p>Eserleri ile iyileştirmek her yazarın gayesidir. Bugün bu gayesini en ari şekilde kullanan bir yazar ile röportaj yapacak olmaktan mutluluk duyuyorum. Onu sadece yazar olarak anmak yetersiz geliyor. Kendisi eğitim yöneticisi ve akademisyen, psikolojik danışmanlık ve rehberlik uzmanı aynı zamanda tanıma onuruna nail olduğum gerçek bir araştırmacı yazar ve köşe yazarıdır. Bugün Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu ile röportaj yapacak ve siz değerli okurlarım için sorular soracağım. Keyif ile okumanız dileği ile&hellip;</p><p>Merhaba hocam, öncelikle röportaj isteğimi kırmadığınız için teşekkürü borç biliyorum.</p><p>1) Yazarak iyileştirmeye ve insanlara dokunmaya karar verme sürecinizden bahseder misiniz?</p><p>Böyle bir fırsatı yaratma nezaketiniz için asıl ben size teşekkür ederim.</p><p>Yazar olunur mu bilmiyorum. Zira okuma oranı yüzde ikilerde olan ama her gün yaklaşık iki yüz yeni kitap basılan bir toplumda yaşıyoruz. Ben kendi adıma tarihinden sanatına, ait olduğu manevi dinamiklere ve sahiplik yaptığı köklü terminolojiye kadar bu kadar zengin bir coğrafyada doğmuş olmanın aslında başlı başına bir şans olduğuna inanan biriyim. Bu inanç içinde de yıllar önce başlayan içsel yolculuğumda sanırım ilkin kendimi ve varlığımı keşfettim. Adına teknoloji çağı koyduğumuz ve her tarafımızı &ldquo;bilgi&rdquo; kelimesinin kapladığı günümüzde &ldquo;gerçek bilgi&rdquo; ye ulaşmak çok zor olsa da okudukça &ldquo;gerçeğe&rdquo; ulaşıyor, hemen her çiçeğe konarak topladığınız özlerle kendi balınızı yapmaya başlıyor ve bu değerler silsilesi içinde en büyük kutsal olan &ldquo;insan&rdquo; a ulaşıyorsunuz. Aynı coğrafyada yaşayan, aynı çağın göğsünden süt emdiğiniz, aynı ortak paydalara sahip olduğunuz, aynı acılara ağlayıp aynı sevinçlerle huzura erdiğiniz bir toplumda da &ldquo;yürek ülkesi&rdquo; ne hicret etmek zor olmuyor ve frekansını yakaladığınız her insanın gönül teline dokunabilir hale geliyorsunuz.</p><p>2) Türkiye genelinde bir yolculuğunuz söz konusu. Seminerleriniz, imza günleriniz ve bütün bu etkinliklerde buluştuğunuz ve dokunduğunuz insanları gözlemlerken en çok karşılaştığınız sorun nedir?</p><p>17 il, 178 ilçede yaklaşık 400 bin gencimizle buluşabilme şansını yakalayabildiğimiz için tatlı bir huzur var yüreğimin derinliklerinde ve çabamız ile nasip olursa ülkenin tamamını bu şekilde karış karış gezme amaç ve çabası içindeyiz. Karşılaşılan çokça soru ve sorun var aslında. Ama ben müsaadenizle bunlardan sadece üçünü ele alacağım.</p><p>İlk olarak aklıma gelen yönetim anlayışımızda var olan sıkıntıdır.</p><p>Sıkıntı diyorum çünkü biz yönetimi &ldquo;hizmet etme&rdquo; değil &ldquo;hükmetme&rdquo; olarak okuyoruz. Hakimiyet kurma anlayışı ise yönetici ile değer üreten insan arasındaki bağı koparıyor ve kopan bu bağla birlikte kalite anlayışı değişiyor. Liyakat değil sadakat üzerine kurulan bu anlayış da toplumda &ldquo;öteki&rdquo; kavramını yaratarak ayrışmaya sebebiyet veriyor. Bizim bir an evvel zaman kaybetmeden dil, din,ırk, mezhep, düşünce ayrımı gözetmeksizin &ldquo;hükmeden&rdquo; değil &ldquo;üreten ve hizmet eden&rdquo; bir anlayışla yoğrulmuş ve insanı merkez alan bir yönetici kavramına ulaşmamız lazım.</p><p>Bunun en bariz örneğini okullarımızda gördük ve yaşadık. Şu yaşıma rağmen öğrencisi olmak istediğim muhteşem, devasa binalar yapmışız son 10-15 yıl içinde. Eskiye nazaran okullar tıka basa malzeme dolu. Ama personeliyle iletişim kuramayan ve bir ekip ruhu yaratamayan; öğrencisinin odasına girmekten ürktüğü, bilgisayar laboratuvarının kapısına asma kilit vurup cebinde dolaştıran, okul kütüphanesini okulun en ulaşılmaz yerinde açmış olmak için açan bir anlayışla geleceğe yürüyemezsiniz. Evet imkan olarak kimsenin yadsıyamayacağı altın bir çağ yaşıyoruz ama bu altın çağın içinden altın bir nesil çıkaramıyor isek her imkan aslında birer imtihan olduğu gerçeğini göz ardı etmiş oluruz. Bu da çaresizliği öğrenmiş &ldquo;kayıp bir nesil&rdquo; koyar önümüze.</p><p>İkinci sıkıntımız akademik başarı saplantımız.</p><p>Okula gönderdiğimiz her gencin avukat, doktor, hakim, savcı, bürokrat olmasını istiyor; &ldquo;hiçbir şey olamazsan bari git öğretmen ol&rdquo; diyoruz! Bu kriterlerin dışında kalan meslek liselerindeki gençlerle görüşün, onlardaki &ldquo;öğrenilmiş çaresizliği&rdquo; görün, ne demek istediğimi anlarsınız. Gençlerin kurduğu cümleler ortak; &ldquo;Fen lisesini kazanamadım, Anadolu Lisesini kazanamadım, İmam Hatip lisesine gitmek istemedim, annem veya babam bari git bir lise mezunu ol dedi.&rdquo;Gencimiz en fazla 18 yaşında. Yani hayatının daha başında.Verdiğimiz mesaj ne; &ldquo;Sen bir işe yaramazsın&rdquo; Neden? &ldquo;Çünkü benim istediğim okulu kazanamadın!&rdquo;</p><p>Oysa ki&hellip; İdeal bir eğitim sistemi öğrenciyi eleme işine girişmez, girişmemeli de. Ne yapar? Onların ilgi, istidat ve kabiliyetlerini keşfederek bir üst seviyeye çıkarır. Yani balığa uç demez. Attan yumurta yapmasını, kuştan yüzmesini istemez. Dolayısıyla farklı mizaç ve yetenekteki öğrencileri aynı sorulardan sınav yapıp öğrencilerin bir kısmını &ldquo;başarısız&rdquo; ilan eden bir sistem eğitimi &ldquo;anlayamamış&rdquo; demektir. Bu tespitlerden hareketle baktığımızda da kim ne derse desin elenen öğrenciler değil sistemin kendisidir. Hiç kimse beynine bilgi depolamakla; Türkçe, Matematik, fizik, kimya olimpiyatlarında birinci olmakla eğitim sisteminin kalitesini anlatmaya çalışmasın. 15 Temmuz&#39;da ki makus olayın başrol sistemin sınavlarında derece alanlar olduğu unutulmamalıdır. Tankların altına yatıp canını hiçe sayanlar elenen, sistem tarafından &ldquo;başarısız&rdquo; damgası vurulan, ötekileştirilenler idi. Ülkeyi uçurumun kenarından eğitim sisteminin &ldquo;sistem dışına&rdquo; ittiği bu fertler kurtardı. Bu toplumun avukat, doktor, hakim, savcı, bürokrata ihtiyaç duyduğu kadar teknisyene, tamirciye, elektrikçiye, marangoza, terziye de ihtiyaç duyduğunu idrak edip eğitim sistemimizi bu realite üzerine inşa etmediğimiz sürece az evvel bahsettiğim &ldquo;kayıp nesil&rdquo; sürecini hızlandırmış olacağız.</p><p>Son tespitim ise ruhsal açlığımız.</p><p>Beşikten mezara kadar süren değerler eğitimimizi terk etmemiz; önce insanımızı sonra da toplumumuzu değersizleştirdi. Farkında değiliz belki ama yitirdiğimiz her değerle hem yozlaştık hem de çaresizliği öğrendik. Kaybettiğimiz değerlerin yerine yenisini ya koyamadık ya da onun yerine monte etmeye çalıştığımız yeni değerler bizleri tatmin etmedi. Alıcılarımız sadece &ldquo;peşin olanı&rdquo; kapsadığı için &ldquo;maddeyi&rdquo; önemseyip manayı geride bıraktık! Bu da birçok konuda şikayet eder; ancak çözüm üretemez hale getirdi bizi.</p><p>Bu sorumluluk ihmalimiz daha da öteye taşıdı bizi.</p><p>Dün bizi onurlu, üstün ve dünyanın gıpta ettiği insanlar konumuna taşıyan, bin yıla yakın bu dünyaya hükmetmemizi sağlayan değerlerimizin tümünü &lsquo;suda pişen kurbağa misali&#39; ama farkındalıkla ama farkında olmadan adım adım yitirerek bu kez kendimizle kavgalı hale geldik. Kalbimizi istila eden değerler yaşam biçimimiz haline geldikçe; elimizdeki gazete, neredeyse sabahlara kadar tüm vaktimizi başında geçirdiğimiz televizyon, kölesi haline geldiğimiz cep telefonlarından takip ettiğimiz ve herkesin kalbinin rengini kustuğu sosyal medya veya eş, dost, arkadaş, iş, ortam, sokak, mahallenin hep birlikte çaldığı bu senfonide kaynayıp gitti içimizdeki dünya. Ama kalbimize yön vermesi gereken aklımız başka söyleyip, aklımıza uyması gereken kalbimiz başka atmaya başlarken asıl kaybımız yüreklerimizdi.</p><p>Bu yüzden de yetimin mahsunluğuna yüzümüzü döndük; mazlumun gözyaşı içimizi kanatmadı. Kahkahalarımız, bırakın uzağı aynı binada yaşadığımız insanların acılarına bigane kaldı. Üzerine güneş doğmayan, gönlü dualı yüreği insanlık adına yaralı ecdadımıza inat; Irak&#39;ta, Suriye&#39;de, Mısır&#39;da, Afganistan&#39;da, Pakistan&#39;da, Arakan&#39;da ve daha sayamadığım birçok coğrafyada ölen, öldürülen, işkence edilen, ırzına geçilen, insanlık onuru ayaklar altında çiğnenen kardeşlerimiz için uykumuzu erteleyip  gecenin bir yarısı ellerimizi açıp gözü yaşlı gönlü mahsun bir şekilde samimane dualar etmeyi unuttuk. Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz, vicdanımızla şahit olduğumuz dünyanın herhangi bir yerindeki aç çocukları gördüğümüz halde mükellef sofralarımızda yemekler boğazımıza takılmadı.</p><p>Sonra &ldquo;eyvah biz bitiyoruz&rdquo; dedi birileri. Bu sesle birlikte toplumdaki ahlaki çöküntüyü, yozlaşmayı, adaletsizliği, liyakatsizliği, bilginin şehvetinde kaybolan idraksizliğimizi dinsel terminoloji ile çözebileceğimiz inancını dirilttik.  &ldquo;Dindar nesil&rdquo; yetiştirme sanrısıyla hareket ederek asıl terbiyenin kal ile değil hal ile olacağını unutup, gençler karşısında söylemlerimizin eylemlerimizi yalanladığını görmedik bile. Bu yüzden bu konuda da sınıfta kaldık. Oysa bugün yapmamız gereken şey yaşadığımızı sandığımız dini bir paye olarak değil bin yıl boyunca dünya tarihine yön veren ecdadımızın izince bir ödev olarak görmeli; hakikati her daim göz önünde bulundurarak, bütün zamanlara ve mek&acirc;nlara, bütün çağrılara ve çağlara ulaşmamızı sağlayacak &#39;yer&#39;imizi iyi belirlemeli, belirginleştirmeli ve dünyaya bir şey söyleyeceksek, yerel değil küresel ölçekte konuşabilmeli, bütün insanlığı ilgilendiren evrensel cümleler kurabilmeliyiz.</p><p>3) &quot;Eğitim&quot; mi, &quot;Öğütüm&quot; mü? kitabınız merak uyandırıyor. Bu eseriniz için ne söylemek istersiniz?</p><p>Bu çalışmanın ismini çok düşündüm aslında ama az evvel sözünü ettiğim sistemsel sürecimizde eğitim kavramını anlayamadığımız, eğitmek yerine öğüttüğümüz gerçeğiyle birebir yüzleşmek beni bu isme sürükledi. Yazım aşamasında olan ve bugünkü hal ve ahvalimizin kare kodlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeye çalışan bu çalışma sanırım bir çok gerçekle yüzleşmemizi sağlayacak.</p><p>Bugün üniversiteyi kazananların üçte ikisi hiç istemedikleri fakültelerde okuyor, yüz binlercesi her yıl kazandıkları fakülteyi bırakıyor, milyonlarca üniversite mezunu da öğrenim gördüğü alandan çok farklı alanlarda çalışıyor ve kimse çıkıp bu sistemi sorgulamıyor!</p><p>Üniversite mezunu gençlerin sayısında hızlı bir artış olduğu hepimizin malumu ancak ekonomik ve sosyal yaşamın dışına itilen gençler arasında diplomalı ve vasıflı işsiz sayısı da aynı oranda hızla arıyor. İşsiz üniversite mezunlarının oranı 2014 yılında yüzde 10.6 iken 2018 yılında yüzde 12.4&#39; e yükselmiş durumda. 2018 verileri derlendiğinde mühendis diploması olan 91 bin, mimar diploması olan 40 bin gencimize iş imkanı sunamıyoruz. Sosyal hizmet bölümü mezunlarının yüzde 24&#39;üne, gazetecilik bölümü mezunlarının yüzde 23.8&#39;ine ve sanat mezunlarının yüzde 17.8&#39;ine istihdam alanı açabilmiş değiliz.</p><p>TÜİK&#39;in 2018 verilerine göre 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun yüzde 20.3&#39;ü işsiz iken, bu oran 2019 yılında yüzde 26.1 gibi devasa bir seviyeye yükselmiş. OECD ülkelerinde genç işsizlik oranı yüzde 10.9 iken Türkiye&#39;de bu oran yüzde 26 ile OECD ülkelerinin 2 katını aşmış durumda. Bu da her dört gençten birinin ekonomik ve eğitim hayatının dışında kalması anlamını taşıyor.</p><p>TÜİK&#39;e göre ne eğitim öğretimde ne de istihdamda olamayan gençlerin oranı yüzde 24.8 olurken, erkeklerde bu oran yüzde 17.6; kadınlarda ise yüzde 32.2. Avrupa Birliği&#39;nin (AB) resmi istatistik kurumu Eurostat&#39;ın Nisan 2019&#39;da yayımlanan &lsquo;Çalışmayan, eğitim ve öğrenim görmeyen (20-34 yaş arası) gençler (NEET)&#39; araştırmasında ise 28 AB ülkesinin ortalaması yüzde 16.5 iken bu oran Türkiye&#39;de yüzde 33.2. Burada asıl çarpıcı olan, çalışmayan, eğitim ve öğrenim görmeyen genç kadın oranının AB ülkelerinde yüzde 21 iken ülkemizde yüzde 51 gibi çok çarpıcı bir seviyede olmasıdır ki bu da ülkemizde her iki genç kadından birinin ekonomik yaşam ve eğitim sisteminin dışında kaldığını göstermektedir.</p><p>Sayfalar dolusu anlatabileceğimiz, ciltler dolusu yazabileceğimiz tablo içinde farkına varmamız gereken en önemli şey toplumda eğitime olan inancın azalmış olması tehlikesi. Fazla değil, daha beş on yıl öncesine kadar bir çocuğun geleceği için eğitim olmazsa olmazların en başında geliyordu. Aileler yemez, içmez, gezmez, çocuklarının geleceği için her türlü fedakarlığa katlanırlar ve iyi okullara girsin, iyi meslekler edinsinler diye çırpınırlardı. Ama üniversite mezunları işsizlik sıralamasının en tepesinde yer almaya ve eğitime, diplomaya olan ilgi giderek erozyona uğramaya başladı. Eğitimle ilgili motivasyonun dibe vurmasının tabi ki çok farklı sebepleri var ve bunlar bu sohbete sığmayacak kadar teferruatlı konular.</p><p>Ancak en ufak bir eleştiride bizi vatan hanini ilan eden zihniyet içinde toprağa diri diri gömülen, canla başla çalışıp eline aldığı diplomasıyla avuçlarındaki &ldquo;hayal kırıklığı&rdquo; içinde hayata küsen gençlerimizi, özel okullarda karın tokluğuna çalıştırılan, atanamayan ve artık sayısı milyona yaklaşan öğretmenlerimizi, canını dişine takıp uğraşan ama en ufak bir hatasında al aşağı edilen okul müdürlerimizi, zaten kısıtlı imkanlar içinde sürdürmeye çalıştığımız eğitim ve kalkınma mücadelemizde her yıl çöpe atılan milyonları gördükçe yüreğim acıyor.</p><p>4) Okuma ve okuduğunu anlama oranları arasında yüksek bir fark var. Kendi dilinde okuduğunu anlayamayan bir nesil hakkında birçok yazınız mevcut olduğunu biliyorum. Bu durumun düzelmesi için ilk adım ne olmalıdır</p><p>Üniversitelerde okuyan 7 milyon beş yüz bini gencimizi de dahil ettiğimizde 25 milyon gibi bir rakama ulaşarak ülke nüfusumuzun yüzde otuzluk bir dilimine tekabül eden çocuklarımız gelecek adına hepimizde müthiş bir heyecan yaratıyor. Zira oldukça kalabalık, bir o kadar zeki, sorgulayan yeni bir jenerasyon hızla geliyor.</p><p>Ama hepinizin malumudur ki; bu kuşak milli ve manevi dinamiklerimiz ile anne ve babalarından daha az temas kurdu; hatta yeni neslin bir kısmı tamamen temassız ve rüzgarda savrulan yaprak gibi bitmek tükenmek bilmeyen bir değişimin, kulakları ve kalpleri sağır eden uğultusu içinde oradan oraya sürükleniyor. Siyaset, ekonomi, sosyal medya, eğlence ve teknoloji gibi birçok alan, gösterdiği gelişmelerle sürekli dikkatimizi çekmeye ve kendine yöneltmeye çalışarak kalplerimize ve maneviyatımıza hücum eden birer düşman gibi kıyasıya yarışıyorken geleceğimizin sesi çocuklarımızı bu hengamede kaybediyor; sessiz çığlıklarını bu koca kalabalık içinde duymuyoruz.</p><p>Bakış açımızı daraltıp, tüketme hırsımız arttıkça da hayata değmeden yaşamaya, dönüştürmeye, tepeden hayat tarzları dayatmaya, çocuklarımızı &ldquo;adam&rdquo; etmeye çalışıyor; dünya tarihini şekillendiren manevi dinamiklerimizi, mümbit coğrafyamızın ana vatanı olduğu medeniyet iddiamızı atlayarak köklerimizden uzak göklere yükselme sancısıyla kıvranıyor, köksüz ağacın meyve vereceği hayaliyle ömür tüketiyoruz.</p><p>Konuyu biraz daha açmaya çalışarak bir parça empati kuralım ve kendimizi onların yerine koyarak, dünyaya bu satırlarla olsun gençlerin gözünden bakmaya çalışalım;</p><p>Kendi sahasının dışında hiçbir şey bilmemeyi meziyet zanneden akademisyenlerimiz, bir sonraki sınavdan kaç alacağının endişesi içinde ömrünün en güzel yıllarını heba ettiği için hayatın kendisinden b&icirc;haber ömrünün ortasına gelen öğrencilerimiz, nasılsa matematik öğreteceği için bilmeye ihtiyaç hissetmediği d&icirc;v&acirc;n şiirinin üç büyük ismini peş peşe sıralayabilmekten mahrum öğretmenlerimiz yok mu? Var!</p><p>İlkokul yılları boyunca ödev yapmaktan oyun oynamaya fırsat bulamayan evlatlarımız, ortaokul ve lise seviyesine geldikçe adı her geçen gün değişip, sayıları sürekli artan o meş&#39;um sınavlarda bir soru daha fazla yapabilmek için biteviye test çözmekten, açıp birkaç kitap okumaya fırsat bulabiliyorlar mı? Hayır!</p><p>Bu anlamsız ve bütün bir çocukluğa kast eden maratonun akabinde bir üniversite kazanılıyor, orada başarılı olabilmek için öncekinden çok daha fazla çalışmak gerekiyor ve iş bulmaya yaramayacak bir diploma uğruna, c&acirc;nım gençlik yılları heder ediliyor mu? Evet!</p><p>&Acirc;şık olduğu kıza okumak için l&acirc;zım olan şiirden fazlasını bilmeyen tarihçi, sınavı geçmek için gerekenin ötesinde tarih bilgisi olmayan doktor, dini kültür, ahl&acirc;kı bilgi zanneden ve onları da kopya k&acirc;ğıtlarıyla m&acirc;ziye gömen mühendis, şartlar icap etmedikçe m&acirc;zisini merak etmeyen bürokrat, okuma yazma bilmeyen çobanların gözyaşlı ibadetlerinin aşk ve zevkinden mahrum ilahiyatçı, Google&#39;dan aparılan m&acirc;l&ucirc;matla başımızdan aşağı ukal&acirc;lık boca eden aydın, hülasa medeniyetimizin estetik, zarafet ve muhabbetinden zerre nasibi olmayan bizden habersiz bir dolu &ldquo;biz&rdquo; yetişmiyor mu sizce de?</p><p>Kitabı televizyonla, misafirliği AVM gezmesiyle, sohbeti akıllı telefonlarla, bilgiyi m&acirc;l&ucirc;matla, kültürü zevzeklikle, insan olmayı meslek sahibi olmakla takas ettiğimiz günden beri, bu günah bizim mi, onların mı?</p><p>Kırmızı ışıkta geçen araç sürücüsünün, çok kazanma hırsına yaptığı inşaattan demir ve çimento çalabilen müteahhidin, mal satabilmek için türlü yeminler ve yalanlar üretebilen esnafın, çay içmek isteyen müşterilerine boya katarak çayını renklendiren çaycının, sokak ortasında kalabalıklar içerisinde dahi ağzının dolusu cadde ortasına tükürebilen insanların, yapılan maçlarda şike iddialarına bulaşan futbolcu ve hakemlerin, reyting uğruna insan onurunu hiçe sayarak yalan haber yapabilen gazetecilerin, müşterisinden daha fazla para almak için kısa yol yerine uzun yolu tercih eden taksicinin, organik olmadığı halde insanların doğallık duygularını suistimal ederek piyasanın üç katı fiyatına domates satabilen pazarcı ve manavın, kadavrada ki altın dişi sökerek rant elde etmeyi düşünebilecek kadar ruhsuzlaşmış mezar hırsızlarının, ebeveynlerinin servetine konabilmek için gözünü kırpmadan onları kesebilen çocukların olduğu bir toplumda siz genç olsanız ne yaparsınız?</p><p>Peki çözüm ne?</p><p>Bizim en büyük yanlışımız, ailede başlaması gereken değerler eğitimini sadece başka kurumlardan bekliyor olmamızdır. Ötesi sadece lafazanlık!</p><p>Bu yanlışlara yokmuş gibi yapmaya devam edersek yanlışın bir parçasıolacağız. Doğruyu söylemeden, doğruca eylemeden sadece &lsquo;yanlış var&#39; diye bağırırsak vicdanımızı sahte bir teselliyle avutacağız. &ldquo;Birileri artık bu yanlışları düzeltmeli&rdquo; deyip kenara çekilirsek yükü omuzlamanın külfetinden eleştirmenin kolaycılığına kaçmış olacağız. &ldquo;Kendimi düzeltirsem yeryüzü bir yanlıştan kurtulacak&rdquo; şuuru içinde emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak derdiyle yaşarsak, işte o zaman gerçekten bir şey yapmış olacak ve kim bilir belki o zaman gençlerimize yaşayan bir örnek olarak hem kendimizi hem de onları bu ateşten kurtaracağız!</p><p>5) Genç okurlar başta olmak üzere her yaşa ve kitleye hitap ediyorsunuz. Röportaj öncesi düzenlediğim bir ankette herkesin ve özellikle genç okurların size hayranlığı burada başlıyor. &quot;İslami yazıları modern beyin yapısı ile buluşturan yazar&quot; olarak anılıyorsunuz. Yazılarınızda bir baskı görmemek hem keyif ile okunmasını sağlıyor hem okurlarda bariyer kaldırımı yaparak öğrenmeye teşvik ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?</p><p>Bu konuda din kavramını nasıl okuduğunuz ön plana çıkıyor sanırım. Ben din kavramını &ldquo;insan olabilme sanatı&rdquo; olarak okuduğum için ve &ldquo;güzelin yarattığına çirkin muamele edilmez&rdquo; felsefesi üzerine bina etmeye çalıştığım bir anlayışa sahip olduğum için seküler bakış açısına sahip insanımızı kucaklamak zor olmuyor. Zira inanç bireysel bir şey ve inancından dolayı kimseyi ötekileştirmek gibi bir lüksümüz yok. Dini bir ısrar değil teklif olarak görmediğimiz sürece toplumda &ldquo;öteki&rdquo; kavramı canlı kalacaktır. Ne zamanki din kavramını bir ayrıcalık değil yerine getirilmesi gereken bir ödev olarak gördük ve buradan hareketle tüm mahlukatı sevgi, şefkat, merhamet ve en çok da adaletle kucakladık işte o gün biz gerçek hüviyetimize kavuşacağız.</p><p>Çünkü ceddimiz sadece tarihe yön vermekle kalmadı; başka dinlerin, kültürlerin, medeniyetlerin birbirlerinden beslenerek, birbirlerini besleyerek sulh ve sel&acirc;met, hak ve adalet düzeni içinde nasıl bir arada yaşayabileceğini ortaya koydu. Aşılamamış, anlaşılamamış, anlaşılamadığı için aşılamadığı da anlaşılamamış, yeniden keşfedilmeyi bekleyen evrensel bir medeniyet tecrübesi armağan etti insanlığa. Adalet, asalet, hakkaniyet, sulh, sel&acirc;met, fedak&acirc;rlık, feragat, kanaatk&acirc;rlık, kardeşlik gibi insanlığın insanca yaşamasını, insanca ve hakça bir dünya kurmasını mümkün kılan en kadim değerleri ceddimiz hayata geçirdi. Yetinmediler; batılıların bütün dünyayı sömürgeleştirdikleri, hiçbir kültüre hayat hakkı tanımadıkları, kültürlerin kökünü kazıdıkları bir zaman diliminde adalet, hakkaniyet ve kardeşliğe dayalı dünya düzenini onlar armağan etti insanlığa.</p><p>Okurlarıma bir söz küpesi hediye etmek isterseniz bu ne olurdu?</p><p>Kalbinizin İsa&#39;sına hamile kalmadan Meryem&#39;i doğuramazsınız bu yüzden ne varsa içinizdedir.</p><p>Röportaj: Şilan KIZILKAYA, Türkiye Aktüel Yazarı</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/roportaj/sadikoglu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İnsan insana emanettir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/roportaj/sadikoglu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Cide'nin internet dehasıyla söyleşi]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/cide-nin-internet-dehasiyla-soylesi/9/</link>
            <description><![CDATA[Cideli genç web tasarımcılığında yaptığı ciddi işlerle üstün başarılara imza atıyor.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/cide-nin-internet-dehasiyla-soylesi/9/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sun, 25 Feb 2018 12:15:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Cide Çataloluk Köyü nüfusuna kayıtlı Celal Mert Akın; Web tasarım, Seo ve Google reklamcılığında kendini geliştirerek başarılı işlere imza atıyor. İstanbul&#39;da yaşayan ve oluşturduğu mertwebtasarim.com nternet sitesiyle bir çok ciddi firmaların internet danışmanlığını ve web dizaynını gerçekleştiren hemşehrimizle kısa bir söylesi de bulunduk.</p><p><strong>Merhaba Mert, seni tanıyabilirmiyiz?</strong></p><p>Merhabalar, ben Celal Mert Akın 24 yaşındayım. Web tasarım, Seo ve Google reklamcılığı gibi konularda emek harcıyorum. Aynı zamanda Cideli&#39;yim ve siteniz olarak bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.</p><p><strong>Kaç yıldır bu işi yapıyorsun?</strong></p><p>2008 yılından beri aktif olarak bilgisayar ve internet ile ilgiliyim. Yani çocukluktan beri bu iş ile iç içeyim diyebilirim.</p><p><strong>Bu işin eğitimini aldın mı?</strong></p><p>Hayır almadan sadece bir hobi ve merakla başladım. Günden güne internet üzerinden araştırarak bu konuda kendimi geliştirdim. Bu işin alaylısı olarak başladım, fakat şimdi mekteplisi olmak için şu an bilgisayar programcılığı üzerine okuyorum.</p><p><strong>Nasıl başladı sende bu merak?</strong></p><p>Bendeki bu merak, şu an merhum olan babamın zor imkanlarıyla bana aldığı kötü bir bilgisayarı tamir etmem ile başladı. Bozulduğu zamanlar ben tamir etmeye çalışıyordum. Bozulan bir bilgisayarı tamir ettiğim zaman ayrı biz haz ve yoğun motive oluyordum. O şekilde ilk donanımsal merakım başladı. Sonrasında ise yazılıma ve reklamcılığa merak sardım ve bu günlere kadar geldik.</p><p><strong>Yaptığın ve başarılı olduğun bu işte sana bireysel olarak destek olan birileri oldu mu?</strong></p><p>Bireysel olarak hiç kimse olmadı ama bireysel olarak bu işin dehası olan kişilerin Forum ve Youtube sitelerine yükledikleri eğitim videoları ve yazdıkları kitaplardan fazlaca yararlandım ve onlardan çok şey öğrendim. İnsan yaptığı işte başarılı olmak istiyorsa eğer mutlaka okumalı ve sıkılmadan çokça araştırmalı.</p><p><strong>Şu an yaptığın işte tecrübe olarak ne aşamadasın?</strong></p><p>Yaptığımız işteki aşamamızı kendimizin açıklaması, yani bizim söylememizin uygun olmayacağını düşünüyorum. Ama müşterilerimizden aldığımız geri dönüşler oldukça olumlu ve buda bizi çok mutlu ediyor. Yaptığın işin geri dönüşünde teşekkür almak ve önerilmek bence en güzel duygu diye düşünüyorum.</p><p><strong>Ne gibi işler yapıyorsunuz tam olarak?</strong></p><p>Web tasarım, Seo ve Google reklamcılığı, web danışmanlığı. Yani internet üzerine tüm her şey diyebilirim.</p><p><strong>Bir ekibin varmı yoksa bu işleri tek başınamı yapıyorsun?</strong></p><p>Şu an hepsini tek başıma yapıyorum. Fakat yoğun bir şekilde sirkülasyon olduğu için ileride bir ekip kurmayı düşünüyorum. Ama şunu da söylemek isterim; bu işleri tek başına yapmak bence daha iyi. Sebebi ise, müşteri memnuniyeti benim için en önemli konudur. Yetişebildiğim kadar iş alıyor, sorunsuz memnun şekilde iş teslimleri yapıyorum.</p><p><strong>Şimdiye kadar hangi projelerde yer aldın?</strong></p><p>Birçok bilindik markanın internet sitelerinin düzenlemelerinde, yapımlarında yer aldım. 2012 Anonymous Grubunun Devlet sitelerine saldırdığı dönemde, Devlet sitelerini ddos saldırılarına karşı koruma ve grup içerisinde haberleşme ağı ortamında görev aldım.</p><p><strong>Hemşehrilerimiz seni neden tercih etmeli sence?</strong></p><p>Hemşehrilerimiz beni ilk olarak kendi vatandaşı ve toprağındaki insan olduğu için, kaliteli iş ve güvenilir iş yaptığımız için, müşterilere iş sonrasında tam destek verdiğimiz için tercih etmelidir.</p><p><strong>Son olarak hemşehrilerimize ne gibi bir mesaj verirsin?</strong></p><p>Cide benim her yaz en az 10 gün gelip tatil yaptığım biryer. Ege, Akdeniz yerine Cideyi tercih ediyorum, çünkü memleketimi çok seviyorum. Cide için hemşehrilerime vereceğim naçizane mesajım memleketlerine sahip çıkmalarıdır. Cide gerek denizi gerekse doğasıyla bozulmamış bakir sayılabilecek bir turistik ilçe. Gezip görülecek bence çok yeri var. Özellikle doğa turizmi için çok elverişli. Cide&#39;nin sadece yazı değil tüm mevsimleri değerlendirilebilir. Bunun için yetkililerin projeler üretmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda STK&#39;larımıza, İşadamlarımıza ve ilçemizdeki yetkili mercilerde olan büyüklerimize çok büyük görevler düşüyor. Tabi ki bir birey olarak tüm topluma bu görev düşmekte. İnşallah Cide&#39;miz çok iyi konumlara gelir. Ayrıca, sizin vasıtanızla tüm hemşehrilerinize selamlarımı yolluyor, saygılarımı sunuyorum.</p><p>Celal Mert Akın</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cide-nin-internet-dehasiyla-so_1607896832_cpeDKj.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Cide'nin internet dehasıyla söyleşi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cide-nin-internet-dehasiyla-so_1607896832_cpeDKj.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Neden Kastamonu Güncel?]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/neden-kastamonu-guncel/7/</link>
            <description><![CDATA[Sokak röportajı.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/neden-kastamonu-guncel/7/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 27 Oct 2014 20:32:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kastamonu&#39;nun en iyi haber sitesi. Bölgesel haberler bir arada. Şehirde olup bitenler anlık olarak yayınlanıyor. Asayiş, gündem, ekonomi, politika, eğitim, kültür sanat, yaşam, sağlık, spor, ulusal vb. kategorideki haberlerle Kastamonu ve ülke gündemi hızlı bir şekilde takip edilebiliyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/neden-kastamonu-guncel_1607891843_dPNywm.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Neden Kastamonu Güncel? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/neden-kastamonu-guncel_1607891843_dPNywm.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kalp yetmezliği nedir?]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/kalp-yetmezligi-nedir/6/</link>
            <description><![CDATA[Çankırı Özel Karatekin Hastanesi Kardiyoloji (Kalp ve Damar Hastalıkları) Uzmanı Dr. Hakan Ulupınar ile yapılan söyleşi.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/kalp-yetmezligi-nedir/6/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 03 Jun 2014 20:34:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hocam; Kalp yetmezliği nedir?</strong></p><p>Kalp yetmezliği, kalbin organların ve dokuların ihtiyacını karşılayacak derecede kan pompalamaması anlamına gelir.</p><p><strong>Kalp yetmezliği neden önemlidir?</strong></p><p>Kişinin yaşam kalitesini bozan, ömrünü kısaltan, potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır. Tanıda geç kalınmış ve ilerlemiş kalp yetmezliği vakalarında 5 yıllık sağ kalım oranı, bazı kanser türlerindekinden bile düşüktür.</p><p><strong>Kalp yetmezliği sık görülen bir hastalık mıdır?</strong></p><p>Maalesef evet. Son verilere göre Türkiye&#39; de 1,4 milyon kalp yetmezliği hastasının olduğu tahmin edilmektedir.</p><p><strong>Kalp yetmezliği neden olur?</strong></p><p>Hipertansiyon ve kalp damar hastalığı en önemli nedenlerdir. Özellikle kalp damar hastalığının bir sonucu olarak meydana gelen miyokard infarktüsünden (kalp krizinden) sağ kurtulmayı başarabilen hastaları daha ilerideki dönemde kalp yetmezliği riski beklemektedir. Bunların yanı sıra kalp kapak hastalıkları, doğuştan kalp hastalıklarının bazıları, kardiyomiyopatiler (kalp kası hastalıkları; genetik, virüslere bağlı kalp iltihabı sonrası ya da uzun süreli aşırı alkol tüketimine bağlı olabilirler) ve bazı ritim bozuklukları da kalp yetmezliğine yol açabilir. Kanser tedavisinde kıllanılan bazı kemoterapi ilaçları da kalp yetmezliğine neden olabilir.</p><p>Sigara, obezite, stresli yaşam koşulları gibi faktörlerin etkisiyle hastalık giderek yaygınlaşmaktadır.</p><p><strong>Kalp yetmezliği nasıl tanınır?</strong></p><p>Özellikle yorulunca meydana gelen nefes darlığı, gece uykuda nefes darlığı ve boğulma hissiyle uyanmak, yastık sayısının son zamanlarda artmış olması, aşırı halsizlik ve bitkinlik hissi, bacaklarda ve ayak bileğinde, ayak sırtında şişlik (ödem), karında giderek artan bir şişkinlik ve gerginlik, boyun toplardamarlarının şişmesi ve belirginleşmesi, vb. bulgular akla kalp yetmezliğini getirmelidir.</p><p>Bu şikayetlerin bir yada birkaçı mevcutsa en kısa sürede doktora başvurmak gerekir.</p><p>Kardiyoloji Polikliniğimizde fiziki muayene, EKG, akciğer filmi, kan tetkikleri (özellikle de kalp yetmezliğinin şiddetini ve tedaviye verdiği yanıtı da gösterebilen proBNP isimli bir tetkik) ve gerekli görürse ekokardiyografi (kalbin ultrason yöntemiyle incelenmesi) gibi yöntemlerle kalp yetmezliği var ise tanısını koymaktayız. Efor Stres Test (Koşu bandı) ile gerekli kardiyolojik incelemeler yine Hastanemizde yapılabilmektedir. Gerekli görüldüğünde, kalp yetmezliğinin sebebinin anlaşılması için koroner anjiografi önerebilmekteyiz.</p><p><strong>Kalp yetmezliği tanısı konulan hastalarımız nelere dikkat etmelidir?</strong></p><p>Kardiyoloji uzmanının önerileri doğrultusunda hayatını yeniden düzenlemesi gerekir. Sigara içiyorsanız bırakmanız, tuz kısıtlaması başta olmak üzere doktorunuzun diyetle ilgili önerilerine uymanız ilk yapmanız gerekenlerdir. Vereceğimiz tedavi şemasını birebir uygulamanız, ilaç dozlarını ve saatlerini aksatmamanız çok önemlidir. Hastalıktan korunmada ve şayet tanı konulmuşsa etkilerinin azaltılmasında uygun egzersiz programları önerilmektedir. Bu konuda Hastanemizde mevcut Diyet Polikliniğinden yararlanılabilmektedir. Periyodik kontrollerinizi aksatmamanız, doktorunuzun uygun göreceği sıklık ve şekilde sağlık kontrolünden geçmeniz gerekir.</p><p>Hastanemizde 2. seviye yoğun bakım bulunmaktadır. Gerekli ve uygun vakalarda yoğun bakım sorumlu uzmanı ve ilgili diğer branş uzmanlarının da katılımları ile nitelikli bir hizmet verilmektedir.</p><p><strong>Kalp yetmezliğinden korunmak için ne yapmak gereklidir?</strong></p><p>Kalp yetmezliğinin en önemli nedenlerinden birinin hipertansiyon olduğunu söylemiştik. Hipertansiyon her ne kadar bazen ense ya da baş ağrısı gibi bulgular verebilse de, çoğu kez sessizce ilerler. En azından ayda bir defa tansiyon ölçtürmek, sağlık personelinin önerileri doğrultusunda doktora başvurmak gerekir.</p><p>Kalp yetmezliğinin bir diğer sık rastlanan nedeni olan koroner arter (kalp damar) hastalığından korunmanın yolu da benzer tedbirlerden geçmektedir.</p><p>Ayrıca diyabet (şeker hastalığı) ve kalp damar hastalığı kol kola gezen iki suç ortağı gibidirler. Diyabet hastalığının kalp ve vücudun diğer organ ve sistemlerine verdiği zararların önlenmesine yönelik Diyabet İzlem ve Eğitim Polikliniğimizin çalışmaları vardır.</p><p>Kamuoyunda da iyi bilindiği üzere yüksek kolestrol düzeyi kalp damar hastalığı bakımından risk teşkil eder.</p><p>Son olarak, risk gruplarının kardiyoloji uzmanının takip ve gözetimi altında olması gerektiğini belirtmeliyim.</p><p><strong>Takip ve kontrol açısından önerilerinizi alabilir miyiz?</strong></p><p>Risk faktörü olan durumlar arasında değiştiremeyeceğimiz bir tanesi vardır ki, o da aile öykümüzdür. Aile öyküsünde 55 yaşından önce kalp damar hastalığına yakalanan bir 1. derece yakınınız varsa, erkek iseniz 30 yaşından itibaren, kadınsanız 35 yaşından itibaren kardiyoloji uzmanı tarafından yılda bir defa muayene ve kontrolünüz önerilir. Eğer ailenizde böyle bir öykü yoksa, erkekte 35, kadında ise 40 yaş baz alınabilir. Böylelikle, korunma yolunda en önemli adımı atmış olacaksınız. </p><p>Çankırı Özel Karatekin Hastanesi</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kalp-yetmezligi-nedir_1607890472_weHK0x.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kalp yetmezliği nedir? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kalp-yetmezligi-nedir_1607890472_weHK0x.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Alzheimer nedir?]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/alzheimer-nedir/5/</link>
            <description><![CDATA[Çankırı Özel Karatekin Hastanesinin, Nöroloji (Beyin ve Sinir Hastalıkları) Uzmanı Dr. Önder Özsoy ile yapmış olduğu Alzheimer konulu röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/alzheimer-nedir/5/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 18 Oct 2013 17:23:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Alzheimer nedir?</strong></p><p>Alzheimer (&ldquo;alzaymır&rdquo; olarak okunur) hastalığı, zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Bu hastalıkta hafıza, konuşma, yön bulma, insanları tanıma gibi konularda sorunlar yaşanır, günlük işler yerine getirilemez ve davranış bozuklukları görülebilir. Alzheimer hastalığı, halk arasında genel olarak &quot;bunama&quot; diye adlandırılan durumun en sık rastlanan nedenidir.</p><p>Düşünce kontrolü, hafıza ve konuşma yetisi gibi bazı fonksiyonların yer aldığı beyin bölümünde, karmaşık mesajları milyonlarca sinir hücresi arasında taşıyan kimyasalların düzeyinin azalması ve sinir hücrelerinin yok olması ile, normal düşünme ve hafıza yetilerinin kaybolduğu, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır.</p><p>Alzheimer adını, Alman bir doktor olan Dr. Alois Alzheimer&#39;den almıştır. Dr. Alzheimer, olağandışı bir zihinsel hastalık sonucu yaşamını yitiren bir kadının, beyin dokularında birtakım değişiklikler meydana geldiğini fark etmiştir ve hastalığı ilk kez teşhis etmiştir.</p><p>Alzheimer hastalığı en yaygın olarak görülen demans yani bunama nedenidir.</p><p><strong>Alzheimer hastalığı kimlerde ve neden oluşur?</strong></p><p>Alzheimer hastalığına, genellikle ileri yaşlarda rastlanır. 40 ve 50&#39;li yaşlarda da görülmekle birlikte, 60 yaşın üzerindeki kişilerde daha fazla ortaya çıkar. Kadınlarda biraz daha fazla rastlanılmasının yanında, her iki cinsiyette de görülebilir. Hastalığın nedeni henüz tam olarak bilinmemekle beraber araştırmalarda ailesinde Alzheimer hastalığı bulunanlarda hastalık oluşma riskinin biraz daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak bu; ailesinde Alzheimer hastası bulunan herkesin Alzheimer hastası olacağı anlamına gelmez. Alzheimer hastalığı bulaşıcı değildir.</p><p><strong>Alzheimer hastalığı ne sıklıkla görülmektedir?</strong></p><p>Alzheimer hastalığı 65 yaşın üzerindeki her 10-20 kişiden birinde görülürken, 85 yaşın üzerinde neredeyse iki kişiden birinde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak yaşlılarda en sık karşılaşılan 4. hastalıktır. Günümüzde yaş ortalamasının yükselmesi nedeniyle çevremizdeki Alzheimer hastalarının sayısı da artmaktadır. Şu anda Türkiye&#39;de yaklaşık 250 bin, tüm dünyada ise 20 milyon Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmektedir.</p><p><strong>Alzheimer hastalığına neler sebep olur?</strong></p><p>Günümüzde Alzheimer hastalığının sebepleri bilinmemektedir. Ancak, Alzheimer hastalığına sebebiyet vermeyen hususlar bellidir.</p><p>Alzheimer hastalığı:</p><p>- Damar sertleşmesi yüzünden ortaya çıkmaz.</p><p>- Beynin normalden az ya da fazla kullanılması yüzünden ortaya çıkmaz.</p><p>- Cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı değildir.</p><p>- Enfeksiyon sonucu oluşmaz</p><p>- Yaşlılık yüzünden oluşmaz, yaşlanma sürecinin doğal bir parçası değildir.</p><p>-  Alüminyum ya da diğer metallere maruz kalınması yüzünden gelişmez.</p><p><strong>Alzheimer hastalığının semptomları (Belirtileri) nelerdir?</strong></p><p>Alzheimer hastalığı her insanı farklı biçimde etkiler. Etkisi büyük ölçüde kişinin hastalıktan önce nasıl olduğu ile ilgilidir, örneğin, kişilik, fiziksel durum ve yaşam biçimi gibi. Alzheimer hastalığının semptomları üç gelişim aşaması şeklinde en iyi akla girebilir: erken dönem, orta dönem ve geç dönem.</p><p>Alzheimer hastalığı olan herkes bütün bu semptomları göstermez ve bu semptomlar kişiden kişiye değişir. Bu aşamalar bakımı üstlenenlerin potansiyel problemlerin farkında olmaları ve gelecekte ihtiyaç duyulacak bakım gerekliliklerine hazırlanmaları açısından rehberlik edebilirler. Hiçbir hasta, hastalığın ilerleyişini bir diğer hasta ile aynı şekilde yaşamaz. <br />Bu semptomların bazıları aşamaların herhangi birinde ortaya çıkabilir, örneğin geç dönemde sıralanmış olan davranış değişiklikleri orta dönemde yaşanabilir. Aynı zamanda bakımı üstlenenler her dönemde kısa, aklı basında dönemler yaşanabileceğinin farkında olmalıdırlar.</p><p><strong>Teşhis neden önemlidir?</strong></p><p>Erken teşhis bakımı üstlenen kişinin hastalıkla başa çıkmak için daha hazırlıklı olması ve nelerle karşılaşacağını önceden bilmesi açısından önemlidir. Teşhis geleceği planlama yolunda atılan ilk adımdır.</p><p>Teşhis edebilmek için basit bir test bulunmamaktadır. Alzheimer hastalığının teşhisi, kişinin fiziksel ve mental durumunun muayenesinin yanı sıra, yakın bir akraba ya da arkadaşından kişinin geçmişinin incelenmesiyle konulur. Hafıza kaybına yol açabilecek diğer hastalıkları ya da koşulları dışarıda bırakmak çok önemlidir.</p><p>Alzheimer hastalığının teşhisi ancak beynin otopsiyle incelenmesi sonucunda kesinleşebilir.</p><p><strong>Erken dönem</strong></p><p>Erken dönem, profesyoneller, akrabalar ve arkadaşlar tarafından genellikle gözden kaçırılır ve yanlış bir şekilde &quot;yaşlılık&quot; ya da yaşlanmanın normal bir parçası gibi adlandırılır. Hastalığın ilk başlangıcı sinsi olduğu için başladığı kesin tarihi belirlemek zordur.</p><p>Kişi:</p><p>Konuşmayla ilgili zorluk çekebilir, önemli hafıza kayıpları - özellikte kısa dönemli- sergileyebilir, zamanı şaşırabilir, tanıdığı yerlerde kaybolabilir, karar vermede güçlükler yaşayabilir, inisiyatif ve motivasyon eksikliği gösterebilir, depresyon ve sinirlilik belirtileri gösterebilir, hobi ve aktivitelerine ilgisini kaybedebilir.</p><p><strong>Orta dönem</strong></p><p>Hastalık ilerledikçe, problemler daha belirgin ve kısıtlayıcı olmaya başlar. AH olan kişi günlük yaşamında zorluklar çekebilir ve;</p><p>Çok unutkan olabilir, özellikle yakın zamanda yaşanmış olayları ve kişilerin isimlerini hatırlamada, kendi basına sorunsuz bir şekilde yaşayamaz hale getir, yemek pişiremez, temizlik ya da alışveriş yapamaz, son derece bağımlı hale gelebilir, giyinme ve kişisel hijyen açısından örneğin; tuvalet, yıkanma gibi yardıma ihtiyaç duyabilir, giderek artan konuşma zorluğu çeker, dolaşma zorlukları ve diğer davranışsal anormallikleri gösterir evde ve topluluk içinde kaybolur, halüsinasyonlar olabilir.</p><p><strong>Geç Dönem</strong></p><p>Bu, tamamen bağımlılık ve hareketsizlik dönemidir. Hafıza sorunları oldukça ciddidir ve hastalığın fiziksel yanı gittikçe göze çarpar hale gelir.</p><p>Kişi;</p><p>Yemek yemede zorluklar yaşayabilir, akrabalarını, arkadaşlarını ve alışıldık nesneleri tanımayabilir, olayları anlama ve yorumlama güçlüğü çekebilir, ev çevresinde yolunu bulamayabilir, yürüme zorluğu çekebilir, mesane ve bağırsak sorunları yaşayabilir, toplum içinde uygun olmayan davranışlar gösterebilir, tekerlekli sandalye ya da yatağa bağımlı hale gelebilir.</p><p><strong>Alzheimer hastalığı nasıl tedavi edilir?</strong></p><p>Alzheimer hastalığı konusundaki bilgilerimiz gün geçtikçe artmaktadır. Hastalık tam olarak iyileştirilemese de son yıllarda geliştirilen ilaçlarla hastalığın belirtilerini kısmen de olsa gidermek ve hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak mümkün olabilmektedir. Hayal görmeler ve davranış bozuklukları da ilaç tedavisiyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. Tedaviye mümkün olduğu kadar erken dönemde başlanılması hastalığın ilerleme hızını ve hasta yakınları üzerindeki yükünü azaltırken, hastanın yaşam kalitesini artırmaya da yardımcı olur. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gerek tedavi gerekse hastalığın önlenmesinde yeni ufuklar açabilecek gelişmelerin habercisi niteliğindedir.</p><p><strong>Alzheimer hastalığı hasta yakınlarına nasıl bir yük getirir?</strong></p><p>Alzheimer hastalığı hem ileri yaşlarda ortaya çıkması hem de ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle özenli ve sürekli bakım yapılmasını gerektirir. Zaman içinde hastanın yatağa bağımlı hale gelmesiyle sonuçlanan bu hastalık, ev içindeki düzenin, iş saatlerinin ve sosyal ilişkilerin tekrar ayarlanması gerekebilirliğiyle hasta yakınlarına önemli bir sorumluluk ve bakım yükü getirir. Bu durum, giderek artan gözetim zorunluluğuyla birlikte, hasta yakınları için hem sosyal, hem de ekonomik açıdan çok yıpratıcı olabilir.</p><p>Hasta bakımı bedensel ve ruhsal yorgunluğa neden olabilir. Ayrıca, bu hastaların eskisine göre çok değişmiş olmaları, artık sevgi ve ilgiye gerek duymadıkları anlamına gelmez. Bakımı üstlenen kişilere düşen en önemli görev, hastayı sevgi ve ilgiden yoksun bırakmamaktır. İyi bakım, ev içindeki huzurun korunmasını, tehlikelerin önüne geçilmesini ve hastanın ruh sağlığının korunmasını sağlayacaktır. Bu nedenle, Alzheimer hastasına yardımcı olmak, sabırlı, bilgili ve anlayışlı olmayı şart kılar. Alzheimer hastalığı ile mücadele etmenin en iyi yöntemi, hastalığı tanımak ve birlikte yaşamayı öğrenmektir.</p><p>Çankırı Özel Karatekin Hastanesi</p><p>Bu bilgi 23.09.2013 tarihinde günceldir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/alzheimer-nedir_1607889785_kCJUT3.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Alzheimer nedir? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/alzheimer-nedir_1607889785_kCJUT3.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Onur Erzan ve Ercan Çelik hocamızla röportaj]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/onur-erzan-ve-ercan-celik-hocamizla-roportaj/4/</link>
            <description><![CDATA[Taekwondo branşında Kastamonu ilinden ilk milli sporcu olan Onur Erzan ve antrenörü Ercan Çelik hocayla yapılan röportaj.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/onur-erzan-ve-ercan-celik-hocamizla-roportaj/4/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 02 Oct 2013 21:29:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koyuncu Spor internet sitesinin sahibi Muhlis Koyuncu&#39;nun, Kastamonu ili Araç ilçesi İğdir Köyünde taekwondo faaliyetlerini sürdüren ve 27 Temmuz 2013 günü Ankara İsmet Iraz Spor Salonunda yapılan Yıldızlar Milli Takım Seçme Müsabakasını 53. kg.&#39;de kazanarak Yıldızlar Avrupa Şampiyonasına katılmaya hak kazanan Kastamonu ilinden ilk milli sporcu Onur Erzan ve antrenörü Ercan Çelik hocamız ile yaptığı röportajı yayınlıyoruz.</p><p>Ayrıca Kastamonu Güncel Yönetimi olarak, sporcumuz Onur Erzan&#39;ı ve antrenörü Ercan Çelik hocamızı tebrik ederiz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/onur-erzan-ve-ercan-celik-hoca_1607888937_x6bRhd.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Onur Erzan ve Ercan Çelik hocamızla röportaj ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/onur-erzan-ve-ercan-celik-hoca_1607888937_x6bRhd.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ercan Çelik hocamızla taekwondo röportajı]]></title>
            <link>https://www.sondakika37.com/ercan-celik-hocamiz-ile-taekwondo-roportaji/1/</link>
            <description><![CDATA[Taekwondo antrenörü Ercan Çelik; 'Uluslararası arenada Türk Bayrağını göndere çektirerek İstiklal Marşı’nı okutmanın hasreti gönlümde büyük bir ukde olarak kalmıştır' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.sondakika37.com/ercan-celik-hocamiz-ile-taekwondo-roportaji/1/</guid>
            <category domain="https://www.sondakika37.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 23 Feb 2013 17:56:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Hocam kendinizden bahsedermisiniz?</strong></p><p>1983 yılında Kayseri&#39;de doğdum. ilk, orta ve lise eğitimimi Kayseri&#39;de yaptım. Üniversite Eğitimimi Niğde Üniversitesi Aksaray  Beden Eğitimi Spor Ve Yüksek Okulu&#39;nda 2004 yılında tamamladım. 2006 Yılında Kastamonu&#39;nun Araç İlçesine bağlı İğdir Köyündeki İğdir Lisesi&#39;nde kadrolu olarak öğretmenlik görevime başladım. Evli ve iki çocuk babasıyım.</p><p><strong>Taekwondo ile tanışmanız nasıl oldu?</strong></p><p>Taekwondoya 1992 yılında Kayseri&#39;de,Türkiye&#39;de önemli başarılara imza atmış olan Bahçeci Kardeşler ünvanı ile tanınan Ali ve Nuri Bahçeci&#39;nin salonunda başladım.</p><p><strong>Başarılarınız nelerdir?</strong></p><p>Sayısı belli olmayan Kayseri ve çevre iller şampiyonluklarından sonra ilk Türkiye derecesini 1997 yılında Çorum&#39;da kazandım. Daha sonra hem müsabakada hem poomsaede olmak üzere 4 kez Türkiye şampiyonluğu, 1 kez Türkiye İkinciliği, 4 kez Türkiye Üçüncülüğü ve milli takım seçmelerinde başarılı oldum. Ancak anlamadığım nedenlerle bir defa bile Uluslararası şampiyonada mücadele etme fırsatı verilmedi. 2005&#39;te Üniversitelerarası Türkiye Taekwondo şampiyonasında üçüncülük elde ettikten sonra 2006 yılında Kastamonu&#39;nun Araç İlçesi İğdir Köyünde bulunan İğdir Lisesinde öğretmenlik görevime başladım. Akabinde sporculuk hayatımın yerini antrenörlük aldı. Uluslararası arenada Türk Bayrağını göndere çektirerek İstiklal Marşı&#39;nı okutmanın hasreti gönlümde büyük bir ukde olarak kalmıştır. Ancak bu hedefime sporcularım ile ulaşarak gönlümdeki ukdeyi gerçekleştireceğime inanıyorum.</p><p><strong>Taekwondo&#39;daki kariyeriniz, Kastamonu&#39;daki çalışmalarınız nelerdir?</strong></p><p>Siyah Kuşak 5. Dan, 2. Kademe Antrenör, aynı zamanda Ulusal Poomsae hakemiyim. İğdir Köyü&#39;ndeki taekwondo faaliyetlerine 2008 Yılının Kasım ayında Halk Eğitim desteği ile 45 sporcuyla halıflekslerin üzerinde başladım. 2009&#39;da İğdir Lisesi Spor Kulübü kuruldu. Köy Muhtarının ve esnafın desteği ile inşaat halindeki bir yeri salon haline getirdik. Yaklaşık olarak haftanın 6 günü antrenman yapan sporcularımız, 2011-2012 yıllarında, Türkiye Poomse Şampiyonasında, Okullararası Türkiye şampiyonasında ve Kulüpler Türkiye Şampiyonasında köy yerinden çıkardıkları derecelerle taekwondo tarihine geçtiler. Bütün imkansızlıklara rağmen ve köy yerinde böyle bir çalışma yapmanın zorluklarına rağmen, İğdir Köyü ilklerin yaşandığı bir yer haline geldi.</p><p><strong>Son olarak diyecekleriniz nelerdir?</strong></p><p>Çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz. Eşim Gülden Çelik&#39;inde Siyah 3.Dan, 1. Kademe Antrenör olması işimizi daha da kolaylaştırıyor. Amacımız kaliteli insanlar yetiştirerek topluma faydalı işlere imza atmak. Köy yerinde böyle bir faaliyetin olması buradaki gençler için büyük bir nimet. Şu anda salonumuzda 22 kişi siyah kuşak 2. Dan sahibi. Önümüzdeki seneye kadar 20 kişi daha antrenörlük seviyesine ulaşacak inşallah. İnşallah bu gençler ileride antrenör olacak ve topluma faydalı faaliyetlere imza atacaklar. Hedefimiz 2013 Yıldızlar ve Gençler Avrupa Şampiyonasına sporcu gönderebilmek ve orada İstiklal Marş&#39;ımızı söyleterek hasretiyle yandığımız, her İstiklal Marşını söylediğimde hatırladığım yüreğimdeki ukdeyi gerçekleştirmek. Rabbim inşallah hayırlısı ile bunu bize nasip eder. Son olarak benim üzerimde büyük emekleri olan Ali Bahçeci hocama şükranlarımı sunuyor, ahiret alemine göç etmiş olan ikinci babam diye nitelendirdiğim Nuri Bahçeci hocama Allah&#39;tan rahmet diliyor, makamı cennet olsun, nur içinde yatsın, Rabbim razı olduğu kullar arasına dahil eylesin temennisiyle sözlerime son veriyorum.</p><p>Kastamonu Güncel Yönetimi olarak hocamız Ercan Çelik&#39;e başarılar dileyerek bizlere ayırmış olduğu değerli vakitlerinden dolayı teşekkür ediyoruz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.sondakika37.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/roportaj/ercanhoca.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ercan Çelik hocamızla taekwondo röportajı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.sondakika37.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/roportaj/ercanhoca.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Son Dakika 37 ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Son Dakika 37</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>